(1632 S. K. m. 66)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, firar suçundaki temadinin başlangıç tarihindeki yanlışlığın suçun vasfını ve uygulamayı etkilemediği durumlarda hükmün sırf bu nedenle bozulmasını gerektirip gerektirmeyeceğine dairdir. Bu nedenle, öncelikle suç tarihinin niteliği ortaya konulmalıdır.
Firar, izin tecavüzü, bakaya ve yoklama kaçağı gibi belirli bir sürenin geçmesiyle oluşan suçlarda suç tarihi maddi vakıanın ayrılmaz bir parçası ve ayırt edici unsuru yani vak'anın kendisidir. Maddi olayı doğru ve gerçeğe uygun olarak tespit etmekte mahkemenin görevidir. Ayrıca firar ve izin tecavüzünde geçen süreler 1111 Sayılı Askerlik Kanunun 80 nci maddesine göre askerlik hizmetinden sayılmamaktadır. Dolayısıyla, suçun başladığı ve sona erdiği tarihlerin tereddüde yer bırakmayacak şekilde tespiti gerekir. Bir başka ifadeyle suçun başlangıç ve bitim tarihlerinde tereddüt bulunması, maddi olayın sübutu yönünden eksik soruşturma teşkil eder ve böyle bir eksiklik bozma sebebi sayılır.
Diğer taraftan, firar, izin tecavüzü suçları doktrin ve uygulamada "mütemadi suç" sayılmaktadır. Bu tür suçlarda ise suçun, temadinin sona erdiği tarihte işlendiği kabul edilmekte ve bu tarihte yürürlükte olan kanun uygulanmaktadır. Zamanaşımı da temadinin sona erdiği tarihten itibaren işlemeye başlamaktadır. Bu nedenle temadinin sona erdiği tarihin yanlış tespiti de hukuka aykırı olup bozma sebebi teşkil eder.
Bu cümleden olarak sevk edildiği hastaneden firar edenlere birliklerine dönmeleri için yalnız gidiş, izin tecavüzünde bulunanlara da geliş-gidiş olarak tanınması gereken yol süresinin hiç tanınmaması ya da eksik veya fazla tanınması maddi olaya ilişkin bir mesele olmakla beraber, bu husus temadinin sona erdiği tarihi değiştirmemekte yalnızca suçun başlangıç tarihini etkilemektedir Bir başka ifadeyle suç tarihlerinde bu şekilde yapılacak bir hatanın bozma sebebi sayılıp sayılmayacağı da maddi olayın çözümüne ilişkin kurallara göre belirlenmelidir. Bu bağlamda yol süresiyle ilgili olarak mahkemece yapılan hatanın suç vasfını ve uygulamayı etkileyip etkilemediği, askerlik hizmeti yönünden sanık aleyhine sonuç doğurup doğurmadığı incelenip değerlendirilmelidir Suç tarihlerinde bu şekilde yapılan bir hatanın suç vasfını ve uygulamayı etkilediğinin anlaşılması veya askerlik hizmeti yönünden sanık aleyhine sonuç doğurması durumunda bozma sebebi sayılması gerektiğinde kuşku yoktur. Buna karşılık vasfa ve uygulamaya etkisi olmayan bu tür yanlışlıkların bozma sebebi sayılması davayı uzatmaktan öte bir işe yaramayacaktır Bu itibarla suçun başlangıç talihinde yol süresinin tanınmaması ya da eksik veya fazla tanınmasından kaynaklanan hataların bozma sebebi sayılmaması yargılamanın ekonomikliği ilkesine de uygun düşecektir.
Dava konusu olayda; Askeri Mahkemece suçun başlangıç tarihi belirlenirken yol süresi göz önünde tutulmamış ve sanığın Askeri Hastaneden ayrıldığı tarih hatalı olarak firar suçunun başlangıcına esas alınmıştır. Bununla beraber bu hatanın suçun vasfına ve uygulamaya bir etkisi bulunmamaktadır. Ayrıca, sanık terhisli olduğundan yol süresiyle ilgili olarak yapılan bu yanlışlık askerlik hizmetinin hesabında da sanık aleyhine bir sonuç doğurmayacaktır.
Bu nedenle suçun başlangıç tarihinde yol süresinin dikkate alınmamasından kaynaklanan bu yanlışlığın bozma sebebi sayılması yerinde görülmemiş ve Askeri Yargıtay Başsavcılığının kabule değer görülen itiraz sebeplerinin kabulü ile Askeri Yargıtay 4 ncü Dairesinin bozma kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy