(1632 S. K. m. 89)
Sanık P.Çvş. İ.A. ile müteveffa P.Uzm.Çvş. E.Knun 70 nci Mknz.Tug.l.Mknz.P.Tb.Ds Bl.K.lığı (Midyat/Mardin) emrinde görevli oldukları ve aynı tim'de görev yaptıkları, 12.2.1999 günü birlikte Batman pusu mevzisinde bulundukları sırada, müteveffanın emriyle Er S.A. tarafından kademeden getirilen yanık yağın sobanın yanında bulunduğu, saat 21.30 sularında mevzide bulunan sobanın sönmesi nedeniyle sanık tarafından sobanın yakılması sırasında, Tim Komutanı P.Uzm.Çvş. E.K.'nın emriyle yanık yağ ile soba tutuşturulduğunda sobanın birden alev aldığı, P.Uzm.Çvş E.K.'nın üzerindeki soğuk iklim parkasının kapşon kısmından tutuştuğu, yüz ve ellerinden ağır derecede yanan Çvş E.K.nın kaldırıldığı Diyarbakır 600 Yataklı Asker Hastanesinde 14.2 1999 tarihinde vefat ettiği dosya kapsamıyla maddi olgu olarak sabit olup, olayın gerçekleşme şekli konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Daire ile Başsavcılık arasında çözümü gereken anlaşmazlık, sübutunda tereddüt olmayan maddi olgunun hangi suça vücut vereceği noktasındadır. Başsavcılık eylemin T.C.K.nun 455/1 nci maddesince düzenlenen "Tedbirsizlik, dikkatsizlik, emir ve talimatlara riayetsizlik sonucu bir kişinin ölümüne sebebiyet vermek" suçunu oluşturduğunu söylerken, Daire eylemin As.C.K.nun 89 ncu maddesinde cezai müeyyideye bağlanan "Büyük Zararlar Veren Emre İtaatsizlikte Israr" suçunu oluşturduğunu kabul etmektedir. Özetle, ihtilaf suç vasfına ilişkindir.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
Dosyada mevcut "Pusu Genel ve Özel Talimatı", "Soba kullanma Talimatı", ve "Günlük Emir"e göre, sobanın yakılmasından Tim Komutanı olan müteveffa P.Uzm.Çvş. E.K.'nın sorumlu olduğu, soba yakılmadan çıra dışında gazyağı, mazot, benzin gibi yanıcı ve yakıcı maddelerin kullanılmayacağının emredildiği ve emrin bölükte görevli personele imza karşılığı tebliğ olunduğu belirlenmektedir. Buna göre, sobanın yakılmasından müteveffa Tim Komutanının sorumlu olduğu ve bahse konu emirlerin gerçek muhatabının müteveffa olduğu anlaşılmaktadır. Yanık yağ müteveffanın emriyle Er S.A. vasıtasıyla kademeden getirilmiş, tutuşmanın bir an önce olması için müteveffanın emriyle sanık tarafından sobaya dökülmüştür. Emre itaatsizlikte ısrar suçunun oluşabilmesi için hizmete ilişkin bir emrin olması, emre aykırı davranılması ve emre itaatsizlikte ısrar kastının bulunması zorunludur.
Maddi olayda, sanık er sobanın yakılmasından sorumlu Tim Komutanının verdiği emri yerine getirmiştir.
Sanığın asıl sorumlusunun verdiği emre karşı çıkması ve emri suç oluşturduğundan bahisle uygulamaması, olay yeri ve statülerinin getirdiği şartlar nedeniyle mümkün bulunmamaktadır. Öte yandan, verilen emir "Adam öldür", "Hırsızlık yap" şeklinde açıkça suç teşkil eden bir emir niteliği de taşımamaktadır. Sanığın suç teşkil eden bir emri yerine getirmiş olup olmadığı Kurulumuzda dahi tartışıldığına göre, ondan böyle bir değerlendirme yapmasını beklemek olası olmayacaktır. Sanık ikilem içinde kalmış, amirinin verdiği emri o an için yerine getirmiştir. Bunu yaparken oluşa göre emre itaatsizlikte ısrar özel kastı ile hareket ettiğini de söylemek zor görülmektedir. Dolayısıyla As. C.K.nun 41/3 ncü maddesinde belirtilen "konusu suç teşkil eden emrin yerine getirilmesi" şartlarının oluştuğu da söylenemez.
Diğer taraftan, sobanın ne şekilde yakılacağına ilişkin günlük emirler ve soba üzerinde bulunan levhada yazılı olan talimatların sanığa tebliğ edildiği şeklindeki kabul de yerinde değildir. Zira çok sayıda maddeden oluşan ve her Askerin hal, hareket, davranış biçimleri, sağlık, temizlik vs. hususlarını düzenleyen bu genel nitelikteki tebliğlerin, sanığa okunarak imza karşılığı tebliğ edilmesi ile müşahhas hale getirildiğinden bahsolunamaz.
Öte yandan; T.C.K.nun 455-459 ve 383 ncü maddeleri, "Tedbirsizlik veya dikkatsizlik veya meslek ve sanatta acemilik veya nizam, talimat ve emirlere riayetsizlik neticesi olarak..." ölüme, yaralamaya ve yangına sebebiyet verenlerin cezalarını düzenlemiştir. Buna göre artık, kanunun öngördüğü taksirin şekillerinden biri olarak düzenlenmiş olan "Emir ve Talimatlara Riayetsizlik" halinin emre itaatsizlikte ısrar suçuna konu edilmesi mümkün görülmemelidir.
Bu hale göre, yanık yağın sönmek üzere olan ateşin üzerine dökülmesi bir dikkatsiz ve tedbirsiz davranışın tezahürüdür. Bu eylem sonucu çıkan yangında bir kişinin vefat etmesi ise, T.C.K.nun 455 nci maddesinde ifadesini bulan tedbirsizlik, dikkatsizlik, talimat ve emirlere riayetsizlik neticesi olarak, ölüme sebebiyet vermek suçunu oluşturabilecektir. Sanığın sübut bulan eyleminin büyük zararlar veren emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturduğunu kabulde yasal isabet bulunmamakta olup, itiraz yerindedir.
Dosya kapsamından sanığın terhis edildiği, atılı suçun askeri bir suç olmadığı gibi askeri bir suça da bağlı olmadığı. As. C.K.nun 146 ncı maddesindeki atfın silah ve cephanesi bakımından dikkatsiz davrananlara ilişkin olduğu da gözetildiğinde, 353 sayılı Kanunun 17 nci maddesi gereğince Askeri Mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesildiği, dolayısıyla atılı suçun Adliye Mahkemelerinin görev alanına giren bir suç niteliği kazandığı belirlenmektedir.
Bu nedenlerle; İtirazın kabulü ile Daire kararının kaldırılmasına ve mahkûmiyet hükmünün görev noktasından bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy