(353 S. K. m. 165)
Dosya içeriği ve delillere göre; Adana-106 ncı Top. Alay K.lığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta olan sanığın, 22.10.1999 tarihinde (4) gün yol süresi ve (2) gün izin verilerek toplam (6) gün izne gönderildiği, kıt'asından saat 17.55'de çıkış yaptığına göre en geç 28.10.1999 günü saat 17.55'de dönerek birliğine katılması gerekirken geçerli bir özrü olmaksızın katılmadığı, iznini bir süre tecavüz ettikten sonra 17.11.1999 tarihinde saat 21.30'da eniştesi tarafından zorla getirilip Birlik Nizamiyesinden giriş yapmasının sağlandığı, 15-20 dakika sonra tel örgüden atlayıp uzaklaşarak firar ettiği, bilahare 24.11.1999 tarihinde saat 14.00'de ağabeyi ile beraber gelerek kendiliğinden teslim olduğu maddi olgu olarak kesinlik kazanmaktadır.
Sanık hakkında düzenlenen iddianamede eylem ikiye bölünerek, sanığın 28.10.1999-17.11.1999 tarihleri arasındaki izin tecavüzü eyleminden kamu davası açılmış; 17.11.1999-24.11.1999 tarihleri arasındaki eyleminin kısa süreli izin tecavüzü suçunu oluşturabilme ihtimali bulunduğu belirtilerek Askerî Savcılıkça görevsizlik kararı verilmiştir. Askerî Mahkeme de iddia doğrultusunda sanığın 28.10.1999-17.11.1999 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlediğini kabul ederek mahkûmiyet kararı tesis etmiştir.
Daire, Askeri Mahkeme hükmünde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığını belirtip kararı onamış; Başsavcılık ise, eylemin bir bütün olarak 28.10.1999-24.11.1999 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu oluşturduğu, sanığın 17.11.1999 de yakını tarafından birliğe getirilişinde dehalet kastı olmadığı, birliğe gelişinden 15-20 dakika sonra kaçmasının yeni bir suça vücut vermeyeceği, Savcılığın görevsizlik kararının hatalı olduğu, Askerî Mahkemece Disiplin Mahkemesindeki suç dosyasının akıbetinin araştırılarak, Disiplin Mahkemesince sanık hakkında 17.11.1999-24.11.1999 tarihleri arasındaki "Kısa Süreli Kaçma" suçundan kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı verilmiş olması halinde, yazılı emirle bozma yoluna gidilebileceği, bunun mümkün olmaması halinde, verilmiş olan oda hapis cezasının, iş bu "İzin Tecavüzü" suçundan mahkûmiyeti halinde sanığın hükümlülüğünden indirilmesi gerektiğini, Askeri Mahkemece sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün, kabul ve suç tarihleri yönünden yasaya aykırılık oluşturduğunu söylemektedir. Bu tespitlere göre, Daire ile Başsavcılık arasında maddi olgunun gerçekleşme şekli konusunda bir ihtilaf olmayıp, çözümü gereken anlaşmazlık, eylemin kül olarak yalnızca izin tecavüzü suçuna vücut verip vermeyeceği, dolayısıyla Disiplin Mahkemesindeki suç dosyasının akıbetinin araştırılmasına gerek olup olmadığı noktasındadır.
Bu çerçevede yapılan incelemede;
İzin tecavüzü suçunun mütemadi suçlardan olduğunda kuşku yoktur. Bu suçun temadisi, yetkili âmir tarafından verilen izin süresi ve tanınmışsa yol hakkının bitiminde kıt'asına dönmemekle başlar ve failin yakalanması ya da kendiliğinden gelmesi ile sona erer.
353 sayılı Kanunun 165 nci maddesine göre "Hükmün konusu, duruşmanın sonucuna göre iddianamede gösterilen eylemden ibarettir." ve "Eylemin değerlendirilmesinde, Askeri Mahkeme, iddianame, iddia ve savunmalar ile bağlı değildir." Bu hükme göre, önemli olan eylemin iddianamede gösterilmiş olmasıdır. İddianamede gösterilen tarihler mutlak ve değişmez değildir. Delillerin toplanmasından sonra hasıl olacak duruma göre suç vasfında değerlendirme yapılabileceği gibi suç tarihlerinin de öz vakıaya uygun biçimde doğru olarak saptanıp değiştirilmesi mümkündür. Ancak, dava konusu maddi olayda eylem Savcılıkça ikiye bölünmüş, eylemin ikinci bölümü hakkında görevsizlik kararı verilerek yargısal bir işlem yapılmıştır. Bu durumda Disiplin Mahkemesinin görevine müdahale söz konusu olamayacağından, Askerî Mahkemenin önüne getirilen olayla ve suç tarihleri ile ilgili bir değerlendirme yapması gerekmektedir. İddianamede eylem açıkça tanımlanmış ve sınırlandırılmıştır. Bu tarihler konusunda yani izin tecavüzünün başladığı ve bittiği tarihlerde bir tereddüt bulunmamaktadır. Sanığın birliğine ilk getirilişinde dehalet kastı ile katılıp katılmadığını irdelemek ve kasıt değerlendirmesi yapmak da mümkün değildir. İkinci eylemin bu davaya dahil edilmesi 353 sayılı Kanunun 165 nci maddesine aykırılık oluşturur ve açılmamış bir davayı buraya dahil etmek olur ve hatalı sonuçlara götürür. Bu hale göre, araştırılması gereken herhangi bir husus olmayıp Daire kararında isabet vardır. Aksi düşünceye dayalı Başsavcılık itirazının reddi gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy