(1632 S. K. m. 121)
Sanığın 5.4 1999 tarihinde birliğinde yazıcı olarak görev yapan Çvş.B.A'dan Grup Komutanının istediğini belirterek künye defterlerini aldığı, bir iki saat sonra aldığı defterleri geri getirdiği, 18.4.1999 tarihinde yapılan kontrolde defterin fihristi, sanığın kayıtlı olduğu sayfa ile olay tarihinde aynı birlikte olmayan iki askere ait 101, 102 ve 103 numaralı sayfaların yerinde olmadığının tespit edildiği, sanığın şahsi dosyasında yapılan incelemede ise kullandığı izinleri gösterir izin belgeleri, şube izin bildirim cetvelleri ve sevk belgesine ilave edilen izin onay çizelgesinin dosyada olmadığının anlaşıldığı, sanığın yargılama safahatındaki sorgu ve savunmalarında ikrarı bulunmamakla birlikte olayın akabinde tanık Çvş.B.A.'ya bu belgeleri kendisinin aldığını ve yırtıp atmak suretiyle imha ettiğini itiraf ettiği, anılan şahidin bu husustaki beyanları Çvş.D.G.'nin yeminli beyanı ile doğrulandığından, maddi vakıanın bu şekilde gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık suçun niteliğine ilişkin olup Daire; sanığın eyleminin As.C.K.nun 121 nci maddesinde yazılı suçu oluşturacağı ve bu nedenle Mahkemece TCK.nun 348 nci maddesinde yazılı suçun maddi unsur yönünden oluşmadığından bahisle tesis olunan beraat kararını bozmuş iken, Başsavcılık T.C.K.nun 348 veya 275 nci maddelerde düzenlenen suçlardan birini oluşturacağı görüş ve düşüncesindedir.
Bu konuda sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için varakayı ortadan kaldırmak suçuyla ilgili mevzuat hükümlerinin incelenmesinde yarar vardır.
Daire kararında açıklandığı üzere, Türk Ceza Mevzuatında resmi veya hususi evrakın ortadan kaldırılması T.C.K.nun 348 nci maddesinde, hükümet dairelerinde veya bir memurun görevi nedeniyle yanında bulundurduğu evrakın ortadan kaldırılması, tahrip veya yok edilmesi de aynı Kanunun 275 nci maddesinde suç sayılarak ceza yaptırımına bağlanmış; 348 nci madde ile "kamu güveni" ve bu güvenin devamı, 275 nci madde ile devlet yönetimi koruma altına alınmıştır.
Askerliğe ait vesika, evrak, harita ve şekilleri tahrip etmek, yakmak, yok etmek veya ettirmek ise, askeri suç sayılarak Askeri Ceza Kanununun 121 nci maddesinde askeri suç olarak düzenlenmiş bulunmaktadır Bu madde ile korunan hukuki menfaat ise; hem kamu güveni hem de devlet yönetimidir.
Madde metinlerinden de anlaşılacağı üzere, Askeri Ceza Kanununun 121 nci maddesindeki düzenleme Türk Ceza Kanununun hükümlerine göre daha özel bir düzenlemedir. Zira, Askeri Ceza Kanunu, Türk Ceza Kanununa göre özel bir kanun olduğu gibi, T.C.K.nun 275 ve 348 nci maddelerinde yazılı suçların oluşması için, yok edilen veya ortadan kaldırılan evrakın "varaka" niteliğinde olması yeterli olduğu halde, As. C.K.nun 121 nci maddesindeki yazılı suçun oluşması için, yok edilen veya ortadan kaldırılan evrakın askerliğe ilişkin olması şarttır.
Diğer taraftan, T.C.K.nun 348 nci ve 275 nci maddelerinde yazılı suçların asker olan ve asker olmayan kişiler tarafından işlenmeleri mümkün bulunmaktadır. Buna karşılık As. C.K.nun 121 nci maddesinde yazılı suç sadece asker kişiler tarafından işlenebilen bir suçtur.
Askeri Ceza Kanunun 121 nci maddesi incelendiğinde; maddenin birinci fıkrasında "Askerliğe ve hesap işlerine dair evrakı tahrip eden, yakan, yok eden veya ettiren"in cezalandırılacağından söz edilmektedir. İfade tarzından da anlaşılacağı üzere, maddede failin sıfatıyla ilgili bir tanım ve sınırlama getirilmemiş, aksine "tahrip eden", "yakan", "yok eden" gibi genellik ifade eden kelimeler kullanılarak bu suçun, evrakı muhafazaya memur edilmiş olsun olmasın, her asker kişi tarafından işlenebileceği belirtilmek istenmiştir. Her ne kadar, maddede "ettiren" kelimesinin kullanılmış olması "tahrip ettirmek", "yaktırmak", "yok ettirmek" gibi fiillerin rütbe ve makamca failin üstü veya amiri tarafından verilecek bir emir üzerine gerçekleştirebileceğini çağrıştırmakta ise de, bu durum söz konusu fiillerin mutlaka bir memur tarafından yapılmasını zorunlu kılmaz. Failin, kendisine üstü veya amiri tarafından bir emir verilmeden de tahrip etmek, yakmak ve yok etmek eylemlerinden birini kendiliğinden gerçekleştirmesi mümkün bulunmaktadır.
Maddenin ikinci fıkrasında ise, düşmanın eline geçmesinde düşman için fayda bulunan evrakın düşman eline geçmemesi amacıyla yakılması veya yok edilmesinin suç sayılmamış olması özel bir hukuka uygunluk sebebine yer vermekten ibaret olup bu durum, söz konusu suçun yalnızca memur parafından işlenebileceği şeklinde yorumlanmasına imkan vermemektedir.
Özetlemek gerekirse, 121 nci maddenin düzenleniş biçimi dikkate alındığında, söz konusu suçun ancak "memur" tarafından işlenebileceği şeklinde bir sonuca, yorum yoluyla da ulaşılamamaktadır. Bunun aksini düşünmek, yani bu suçun yalnızca makam ve memuriyet nüfuzunu suiistimal suretiyle işlenebileceğini kabul etmek, bu suçla korunmak istenen hukuki menfaatin, "devlet yönetimi ve kamu güveni" olması sebebiyle, maddenin düzenleniş amacına aykırı düşecektir. Kaldı ki, aynı hukuki menfaati koruyan T.C.K.nun 348 ve 275 nci maddelerinde düzenlenen suçların memur olan ve memur olmayan kişilerce işlenmesi mümkündür. Nitekim 348 nci maddede; bu suçu işleyenlerin 339, 342, 343, 344 ve 345 nci maddelerde yazılı cezalarla cezalandırılacakları belirtilmiştir. 342 nci madde ise, memur olmayan kimsenin resmi evrakta sahtekarlığını düzenlemektedir. T.C.K.nun 275 nci maddesinin 2 nci fıkrasında da bu suçun "evrak ve vesikaları elinde bulundurmakla görevli memur" tarafından işlenmesi ağırlatıcı sebep sayılmıştır Şu halde 348 ve 275 nci maddelerdeki suçlar memur olmayan kişilerce işlenebilecektir.
"Dava konusu olayda, künye defterinin üç ere ait sayfaları, izin belgesi, izin bildirim çizelgesi gibi askerliğe ait evrakın imhası söz konusu olduğundan, eylemin sübutu halinde asker kişi olan sanık hakkında As. C.K.nun 121 nci maddesine göre uygulama yapılması gerekmektedir. Ancak, imha edilen evrak sanığa bir hizmet gereği olarak tevdi edilmemiş olduğundan, As. C.K.nun 12 nci maddesinde tanımlanan "bir askeri vazifenin yapılmasındaki hal" söz konusu değildir. Dolayısıyla sanığın As. C.K.nun 13/1 nci maddesindeki anlamda "memur" sayılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle Dairenin, olayda sanığın memuriyetinin kötüye kullanılması halinin de gerçekleştiği şeklindeki kabulünde isabet görülmemiştir."
Müzakere sırasında bir kısım üyeler tarafından sanığın eyleminin As. C.K.nun 81 nci maddesinde düzenlenen askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçunu oluşturacağı yolunda görüşler ileri sürülmüş ise de, bu suçun oluşması için yapılan hilenin aldatıcı nitelikte olması şarttır, sanığın daha az askerlik yapmak amacını güttüğü anlaşılmakla beraber, künye defterinin yapraklarını yırttığı ilk bakışta tespit edilmiştir. Ayrıca sanık yalnızca kendisiyle ilgili bilgilerin bulunduğu sayfayı değil, başka kişilere ait sayfaları da yırtmıştır. Her ne kadar şahsi dosyasındaki belgeleri ortadan kaldırması hile sayılabilirse de, sanığın her iki eylemini birlikte değerlendirmek gerekmiş ve bu durumda eyleminin Askerlikten Kurtulmak İçin Hile Yapmak suçunu oluşturmayacağı sonucuna varılmıştır.
"Bu açıklamaların ışığı altında sanığın sabit olan eyleminin, askeri bir suç olan As. C.K.nun 121 nci maddesindeki suçu oluşturacağı kabul edilerek itirazın reddine karar verilmiştir."
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy