(353 S. K. m. 147)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık sanığın sorgusunun yapıldığı celsede daha önce ve yokluğunda dinlenen tanık beyanlarına ve ikame edilen delillere karşı diyeceklerinin sorulması gerekir iken sorulmaması, tanık Er E.B.'nin ifadesinin yeminle tespiti gerekir iken yeminsiz tespiti, Askerî Mahkeme Kuruluna dahil olanların ad ve soyadlarının hüküm fıkrasında gösterilmemiş olmasının usûl ve yasaya aykırılık teşkil edip etmediği noktasındadır.
Yapılan incelemede;
Sanık hakkındaki Üste Hakaret ve Üste Fiilen Taarruz suçlarından tesis edilen mahkumiyete ilişkin ilk hüküm sanığın temyizi üzerine 5 nci Dairenin 16.12.1998 gün ve 1998/822-816 sayılı kararı ile usûl ve noksan soruşturma yönlerinden bozulmuş; Yerel Mahkemece sanığın bozmaya karşı diyeceğinin tespiti ve Askeri Savcının görüşü alındıktan sonra bozmaya uyulmasına veya bozma kararına direnilmesine karar verilmesi, uyma kararı verilir ise uyulan bozma kararı içeriğine uygun işlem yapılması gerekir iken Mahkeme Kıdemli Hâkimi tarafından bozmadan sonraki Duruşma Tensip Tutanağı ile uyma kararı verildikten sonra yapılacak işlemlerin önceden yapılmasına karar verilmiş, bu karar doğrultusunda talimatlar yazılmış, tanıklar dinlenmiş bozma kararına uyulmasına ise bu işlemler yapıldıktan sonra 13.5.1999 tarihli celsede karar verilmiştir.
Yerel Mahkemenin Dairenin usûle ve noksan soruşturmaya ilişkin bozma kararına uyulmasına karar verdikten sonra yapması gereken iş bozma kararı içeriğine uygun olarak usûle ve noksan soruşturmaya ilişkin eksiklikleri gidermektir. Mahkemece tensip kararı ile bozma kararına uyulduktan sonra bu eksikliklerin giderilmesi cihetine gidilmiş, ancak daha sonra tekrar kurulan hüküm gerekçesinde de açıklandığı gibi uyma kararı ile kabul edilen usuli eksiklik ve hataların ancak bir kısmı giderilebilmiş, bu eksiklere ve hatalara rağmen tekrar hüküm kurulmuştur. Yapılan bu genel açıklamadan sonra Dairenin 16.12.1998 gün ve 1998/822-816 sayılı bozma kararı ile Yerel Mahkemenin bu bozmaya uyma kararı, nazara alınıp mahkemece bozmaya uyulduktan sonra uyma kararı gereğinin yerine getirilip getirilmediği meselesi incelendiğinde;
1) Askeri Yargıtay 5 nci Dairesinin 16.12.1998 gün ve 1998/822-816 sayılı bozma kararında da açıklandığı üzere sanığın sorgusu 02.07.1998 tarihli celsede huzuren tespit olunmuş, daha önceki celselerde tanık sıfatı ile ifadeleri tespit olunan, sanık aleyhinde beyanları olan tanıklar F K., A.K., A.K. ve A.K.'nın ifadeleri sanığa okunup tanıkların daha önce ve yokluğunda tespit olunan bu ifadelerine karşı ne diyeceği sanığa sorulmadığı gibi, terhis edildiği anlaşılan sanık bozmadan sonrada bulunabileceği bütün adreslerinden usulüne uygun şekilde aranarak (Gerekirse yeniden adres araştırması da yaptırılarak) tanık ifadelerine karşı "Diyeceği" (Huzura gelmek ister ise huzuren veya adresine istinabe talimatı yazılarak istinabe sureti ile) tespit ettirilmemiştir. Bu durumda sanık, usulüne uygun şekilde ve yeterince aranmaması nedeni ile hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin tesisi sırasında aleyhinde kullanılan delillere (Tanık beyanlarına) karşı varsa diyeceğini diyememiş olmaktadır. Bu husus 353 sayılı Kanunun 147 ve 159 ncu maddesine aykırılık teşkil ettiği gibi, aynı Kanunun 207/H maddesine göre de kanuna mutlak aykırılık teşkil eden bozma sebebi mahiyetindedir. Ayrıca inceleme konusu olayda 353 sayılı Kanunun 227/Son maddesinin uygulanma şartları da oluşmamıştır. Bu nedenlerle Dairenin yukarıda açıklanan sebebe dayanan bozmasında isabet görüldüğünden, Başsavcılığın yerinde görülmeyen bu hususa ilişkin itirazının reddine karar verilmiştir.
2) Bozmadan sonra 2.2.1999 tarihinde yapılan tensipte bozma kararı doğrultusunda Tanık E.B.'nin tanık olarak dinlenmek üzere Mahkemeye celbine karar verilmiş, tanığın Kıt'ası Komutanlığınca terhis edildiği ve adresi bildirildiğinde, bildirilen adrese istinabe talimatı yazılmış, tanığın ifadesi Antalya (3) ncü Asliye Ceza Mahkemesince kimliği tespit edilmeden CMUK. nun 56 ve 353 sayılı Kanunun 61 nci maddesine aykırı olarak yemin verilmeden 3.5.1999 tarihinde tespit edilmiş, Yerel Mahkemece tanığın ifadesinin usule aykırı şekilde tespit olunduğu gözden kaçırılarak "Tanık E.B.'nin ifadesinin tespiti için yazılan talimata ikmalen cevap var, hazırlık okundu, mahiyeti anlaşıldı" denilerek tanıkla ilgili istinabe talimatları gereğinin sanki usûl ve yasaya uygun şekilde yerine getirildiği, kabul edilmiştir.
Yerel Mahkemece, bozma kararına uyulduktan sonra yapılması gereken iş yukarıda açıklandığı gibi bozma kararı doğrultusunda işlem yapmaktır.
İnceleme konusu olayda da Yerel Mahkemece yapılması gereken iş tanık E.B.'nin ifadesini usule uygun şekilde huzuren tespit etmek veya istinabe sureti ile tespit ettirmektir. Yerel Mahkemece bu tanığın beyanlarına çeşitli nedenlerle itibar edilmeyecek olsa bile (Çünkü bu husus delil takdir ve değerlendirmesi ile ilgilidir), itibar edilmeyecek veya hükme esas alınmayacak tanık beyanlarının da usul ve yasaya uygun şekilde tespiti gerekir. Bu nedenlerle Yerel Mahkemenin uyma kararı verdiği Daire bozma kararı doğrultusunda usul ve yasaya uygun işlem tesis etmediği sonuç ve kanaatine varıldığından, Başsavcılığın yerinde görülmeyen bu hususa ilişkin itirazının reddine karar verilmiştir.
3) Askerî Mahkeme Kuruluna dahil olanların ad ve soyadlarının hüküm fıkrasında gösterilmemiş olması hususu, benzer bir itiraz incelemesi sonunda Askerî Yargıtay Daireler Kurulunca verilen 9.12.1999 gün ve 1999/237-217 sayılı kararda da etraflıca açıklandığı üzere, 4191 sayılı Kanunla değişik 353 sayılı Kanunun 180/3 ncü maddesine aykırılık teşkil etmekte ise de; mutlak bozma sebebi sayılmayan bu husus, Mahkeme Kuruluna dahil olanların ad ve soyadları ile ilgili bir tereddüt yoksa ve hükümde başkaca bir usûle aykırılık ve bozma sebebi de tespit edilememiş ise, tek başına bozma sebebi sayılmamıştır.
Ancak inceleme konusu olan sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmü Daire tarafından yukarıda açıklanan ve itiraz konusu olan başka nedenlerden de bozulduğundan, Başsavcılığın Dairenin o bozma nedenlerine ilişkin itirazları da yukarıda (1) ve (2) numaralı bentler halinde incelenip, red edildiğinden, Dairenin sanık hakkında her iki suçundan dolayı tesis edilen mahkûmiyet hükümlerini 353 sayılı Kanunun 180/3 ncü maddesine aykırılık nedeni ile de bozan kararında isabetsizlik görülmediğinden, Başsavcılığın yerinde görülmeyen bu hususa ilişkin itirazının da reddine karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy