(1632 S. K. m. 66)
Askeri Yargıtay Başsavcılığı ile Daire arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken anlaşmazlığın konusu, kesinleşen mahkûmiyet hükmünün cezanın daha az olacak şekilde bozulması halinde hükmün kesinleşme tarihinde bir değişiklik olup olmayacağına, diğer bir ifadeyle kesinleşme tarihinin, hükmün yazılı emir yolu ile bozulmasından önceki kesinleşme tarihi mi? yoksa yazılı emir yoluyla bozulduğu tarih mi? olduğuna ilişkindir.
Daire, hükmün yazılı emir yoluyla bozulması halinde, kesinleşme tarihinin de değişeceğini ve kesinleşme tarihinin bozma tarihi olacağını kabul ederken, Başsavcılık hükmün yazılı emir yoluyla bozulmasının önceki kesinleştirme tarihini değiştirmeyeceğini ileri sürmektedir
İncelenen dosyaya göre, sanığın 24 4.1989-20.6.1989 tarihleri arasında işlediği ilk Firar suçuna ait 22.2.1990 tarih ve 1990/252-63 sayılı On Ay Hapse ilişkin mahkûmiyet hükmünün 30.4.1990 tarihinde kesinleşmesinden sonra, As.C.K.nun 66/1-a maddesinde 21.6.1989 tarih ve 3574 sayılı yasa ile yapılan değişikliğin yanlış uygulandığı noktasındaki kanuna aykırılıktan dolayı yazılı emir yoluyla Askeri Yargıtay 5.Dairesinin 15.1.1992 tarih ve 1992/24-22 sayılı kararı ile, 353 sayılı Yasanın 243/5-B maddesi uyarınca bozularak, hükümlü hakkında On Ay Hapis Cezası BEŞ AY HAPİS olarak gösterilmiştir.
Görüldüğü üzere, hükümlü hakkındaki 30.4.1990 kesinleşme tarihli ilk mahkûmiyet hükmü yazılı emir yolu ile bozulurken, mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmamış, sadece daha az cezaya hükmolunmuştur. Bu nedenle hükmün olağanüstü (istisnai) bir kanun yolu olan yazılı emir yolu ile bu şekilde (hükmün ortadan kaldırılması şeklinde olmayıp, sadece daha az cezaya hükmolunması şeklinde) bozulması, önceki kesinleşme tarihini etkilemeyeceği, Daire kararında yer verilen ve Daire kararına esas alının doktrinel görüşlerin, hükmün tamamen ortadan kaldırılmasına ilişkin olan yazılı emir yoluyla bozma kararları ile ilgili olduğu kabul edilmiştir.
Hükümlü hakkındaki On Ay Hapis cezasına ilişkin ilk mahkûmiyet hükmünün, 15.1.1992 tarihinde yazılı emir yolu ile bozularak, On Ay olan hapis cezasının Beş Ay Hapse dönüşmesi, başka bir anlatımla, hükmün sadece uygulama yönünden bozulması, hükümlünün evvelce işlediği ilk firar suçuna ait mahkûmiyet hükmünün 20.4.1990 tarihinde kesinleşmesinden ve cezasını kısmen de olsa çekmesinden sonra işbu dava konusu ikinci firar suçunu işlemesi olgusunu değiştirmeyecektir. Burada önemli olan, hükümlünün ikinci firar suçunu işlerken, firar suçu hükümlüsü olduğunu bilmesi ve ikinci firara gitmeden önce cezasını kısmen de olsa çekmiş olmasıdır. Bu nedenle hükümlü hakkındaki ilk mahkûmiyet hükmünün yazılı emir yolu ile bozulup cezasının yarıya indirilmesi olgusunun, ilk hükmün kesinleşme tarihini değiştirmeyeceği ve ikinci firar suçunun "Mükerrer" olma niteliğini etkilemeyeceği kabul edildiğinden, Dairenin onama kararı isabetli bulunmamıştır.
Aksinin kabulü halinde, yani hükmün, olağanüstü (istisnai) kanun yolu olan yazılı emir yoluyla ortadan kaldırılmayıp, sadece cezanın miktarı azaltılacak şekilde bozulması ile, önceki kesinleşme tarihinin değişeceğinin ve yazılı emir yoluyla bozma tarihine götürüleceğinin kabulü halinde, hükümlerin yazılı emir yoluyla bozulması sonucunda kanun koyucunun asla öngörmediği ve istemediği bir takım hukuki sorunların doğacağı kuskusuzdur. Örneğin, ilk hüküm tecil edilmiş (ertelenmiş) bir hüküm olup hükmün kesinleşmesinden 3-4 yıl geçtikten sonra hüküm yazılı emir yolu ile bozulup ceza miktarı daha aza inecek şekilde yeni hüküm tesisi edildiğinde, ertelenen hükmün ortadan kaldırılması için hükmün kesinleşme tarihinden itibaren geçmesi gereken beş yılık deneme süresinin başlangıcı, kabule göre hükmün kesinleşme tarihi yazılı emirle bozma tarihine götürüleceği için beş yıllık deneme süresi yazılı emir yolu ile bozma tarihinden itibaren işlemeye başlayacak ve dolayısıyla hükümlünün yazılı emir yolu ile bozma tarihine kadar geçirdiği 3-4 yıllık süre, deneme süresi olarak kabul edilmeyecek, böylelikle yazılı emir yolu ile bozma hükümlü aleyhine sonuç doğurmuş olacaktır. Oysa bilindiği gibi, 353 sayılı Yasanın 243 ncü maddesinde yazılı emir yolu ile bozmanın hükümlü aleyhine sonuç doğurmayacağı belirtilmiştir.
Keza, yazılı emir yolu ile bu şekilde bozulan, yani, tamamen ortadan kaldırılmayıp, sadece daha az cezaya hükmolunan yazılı emir yolu ile bozmadan önceki hükümde yer alan şahsi haklara, hazine zararına, faize vb. konulara ilişkin konularda bir değişiklik olmayacağı için, kesinleşme tarihinin yazılı emir yolu ile bozma tarihine götürülmesi halinde, hükmün önceki kesinleşme tarihinden itibaren yapılan ödemeler veya gecikme faizi gibi konularda yeniden yargılama yapılmadan çözümlenmesi mümkün olmayan hukuki uyuşmazlıklar doğacak, bu ise yazılı emir yolu ile bozma müessesesi ile asla bağdaşamayan bir sonuç yaratacaktır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy