(353 S. K. m. 136)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık 2.7.1999 tarihli celsede duruşmaya çağrılmadığı anlaşılan sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığına ilişkindir.
Yapılan incelemede;
Sanık hakkında İzin Tecavüzü suçundan kamu davası açılması üzerine, 27.10.1998 tarihinde verilen duruşma hazırlığı tensip kararı ile sanığın Birlik Komutanlığına yazılan bir celp yazısı ile duruşmaya çağrıldığı ve 23.11.1998 tarihli duruşmaya geldiği ve sorgusunun yapıldığı, duruşma sonunda sanığın tekrar duruşmaya celbine ilişkin karar alındığı ve 5.2.1999 tarihli duruşmaya çağırıldığı, 5.2.1999 tarihli celseye sanığın geldiği, duruşma 26.3.1999 gününe bırakılmasına karşın duruşmaya çağrılmasına karar verilmediği ve çağrılmadığı, 26.3.1999 günkü duruşmaya sanığın kendiliğinden geldiği ve tanık olarak M.Ş.'nin dinlenilmesini istediği, duruşmanın 20.5.1999 gününe bırakıldığı, ancak; sanığın duruşmaya çağrılmasına karar verilmediği ve çağrılmasını için yazı yazılmadığı, 20.5.1999 tarihli duruşmaya yine sanığın kendiliğinden geldiği ve M.Ş.'nin bulunup dinlenilmesini tekrar talep ettiği, duruşmanın 2.7.1999 gününe bırakıldığı, ancak; duruşmaya çağırma kararı alınmadığı ve çağrılmadığı, 2.7.1999 günü gelmeyen sanığın önce duruşmadan vareste tutulmasına karar verildiği, duruşması 13.8.1999 gününe bırakılıp, sanığın çağrılmasının kararlaştırıldığı, 13.8.1999 günlü duruşmaya sanığın gelmediği, Kıt'ası Komutanlığınca sanığın, başka bir suçtan dolayı verilen ve kesinleşen 2 yıllık hapis cezasının infazı için 1.7.1999 günü Üsküdar C.Savcılığına teslim edildiğinden duruşmaya gönderilemediği şeklinde Askeri Mahkemeye cevap verildiği, duruşmanın 4.10.1999 gününe bırakıldığı ve sanığın tekrar çağrıldığı, 4.10.1999 günü duruşmaya gelmeyen ve daha önceki cezasının infazı için 2.7.1999 günü Bayrampaşa Cezaevine konulup, 15.7.1999 günü Torul Cezaevine nakledildiği anlaşılan sanık hakkında duruşmaya devam edilerek hakkında mahkûmiyet hükmü kurulduğu anlaşılmaktadır.
Sorgusu huzurda yapılmış, delil ikamesinde bulunmuş ve artık hazır bulunmasına Askeri Mahkemece gerek görülmemiş olan sanığın, duruşmadan vareste tutulmasının kanuna uygun bulunduğuna,
MSB. lığının 3 Ekim 1995 gün ve MİY.40-10-95/As. Adl. İşl. Ihb. Yet. As. Czev. Ş. sayılı Genelgesinden anlaşılacağı üzere; Bayrampaşa Cezaevinin, 1.Ordu K.lığı Askeri Mahkemesinin yargı çevresi dışında olup, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı yargı çevresinde bulunmasına nazaran, ayrıca; cezaevinin bulunduğu yer ile Anadolu yakasındaki Askeri Mahkeme arasındaki mesafenin birkaç belediye sınırının aşılmasını gerektirecek derecede bir hayli uzak olması ve Boğaz Köprülerinin geçilmesi, yoğun trafik olması nedeniyle fazla zamanı gerektirmesi, emniyet açısından çekilecek zorluklar sebebiyle 353 sayılı Kanunun 136 ncı maddesindeki (sanığın re'sen duruşmadan vareste tutulması) koşulları gerçekleşmiştir. As. Mahkemece, daha önceden sanığın celbine karar verilip, Kıtası Komutanlığına duruşmaya celp yazısı yazılmış olsaydı dahi 2.7.1999 tarihli duruşmaya sanığın getirilmesine kanunen gerek yoktu. Böyle, bir yazı gelse dahi, infazda öncelik söz konusu olduğundan yine sanığın, başka bir suçtan dolayı verilen cezasının infazı için Savcılığa teslimi Birlik Komutanlığı için öncelikli bir görevdir. Birlik Komutanlığınca sanığın Bayrampaşa'ya kapatıldığını, bu nedenle 2.7.1999 tarihli duruşmaya gönderilmediğini bildirmesi yeterli olurdu. Aksi halde, özellikle kesinleşmiş cezası bulunan bir kişinin derhal yakalanıp yetkili makama teslimi yerine, duruşmaya gönderilmesi ve bu arada sanığın firar etmesi halinde Birlik Komutanı çok zor duruma düşerdi. Bu durumda 2.7.1999 tarihli duruşmada sanığın yokluğunda duruşmaya devam edilmesi ve sanığın vareste tutulması sonuç olarak yerinde bir işlemdir. Sonuç olarak yerinde, yasaya uygun bir işlem nedeniyle hükmün bozulması da kanunen caiz değildir. Torul'a 15.7.1999'dan sonra sevk edilmesi sonucunda keyfiyet yine 353 sayılı Kanunun 136 ncı maddesindeki re'sen vareste tutulma ilkesine uygun olduğundan, yasaya aykırı ve bozmayı gerektirecek bir hal mevcut değildir. Bozmanın pratik hiçbir faydası da yoktur. Bozma bir işe yaramayacak, herhangi bir sonuç doğurmayacaktır.
Diğer yönden; 2.7.1999 günlü duruşmada, önemli, savunma ile ilgili hiçbir yasal işlemde yapılmış değildir.
Ayrıca; 4.10.1999 tarihli duruşmada eski tutanakların okunup duruşmanın yenilenmesi suretiyle duruşmanın tekliği ve bütünlüğü ilkesine de uyulduğu görülmüştür.
Bu duruma göre itiraza konu olan olayda usule aykırılığın olduğu, ancak; Bunun mutlak bozmayı gerektirir ve telafisi mümkün bir usule aykırılık mahiyetinde olmadığı, bu usule aykırılık sonucu sanığın savunma hakkının kısıtlanmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından, Başsavcılığın yerinde görülen itiraz sebeplerinin kabulü ile Dairenin bozma kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy