(1632 S. K. m. 115)
Dosyada mevcut delil durumuna göre, Cizre Taktik Jandarma Sınır Alay Komutanı olan sanığın, 1997 yılı Temmuz ayı içerisinde tarihi kesin olarak belirlenemeyen bir gün, mesai sonrası, saat 20.00 sıralarında, Birliğin yakınından geçen ve askerlere girilmesi yasaklanan Dicle Nehrine, kimliği belirlenemeyen iki asker ve o esnada olay mahalline yakın bir yerde ailesiyle birlikte oturmakta olan sivil kişi M.Ş' nin yardımları ile, mülkiyeti kendisine ait olan balık ağını gerdirdiği, anlatımlara göre üç hafta kadar nehirde kalan ağın toplanması için sanığın 5.8.1997 tarihinde makam arabasında seyahat ederken, muhafızı ve postası olan J.Er E.B.'ye "Oğlum, yarın ağları sökeceğiz, sabah hatırlat" tarzında emir vererek ertesi günü balık ağını toplatacağını hatırlatmasını istediği, J.Er E.B.'nin 6.8.1997 günü sabah içtimaından sonra, saat 8.45 sıralarında, sanığa hatırlatma yoluna gitmeye gerek görmeden, kendiliğinden, yüzme bilen Müteveffa J.Er E.U. ve tanık J.Er M.A ile birlikte ağı sökmeye gittikleri, Müteveffa Er E.U. ile tanık Er M.Ş. birlikte nehre girip ağı bağlı olduğu kayadan söktükten sonra, müteveffanın, nehre girdikleri yerden geri dönmeyip, ileriye doğru yüzmek için 3-4 kulaç atar atmaz çırpınmaya başladığı ve akabinde boğulduğu anlaşılmaktadır.
Maddi vakıanın bu şekilde sübut bulduğunda bir kuşku ve ihtilaf bulunmamaktadır.
Sanığın Temmuz 1997 tarihinde mesai saatinden sonra saat 20.00 sıralarında, girilmesini yasakladığı Dicle nehrine, şahsına ait balık ağını gerdirdiği kimliği belli olmayan iki askere, emri ne şekilde verdiği, erlerin sanığın ima yollu da olsa baskısı altında kalıp kalmadıkları, bu iki erin, sanığın Komutanlık nüfuzunu kötüye kullanması sonucu mu, yoksa rızaları ve istekleri ile mi sanığa ait balık ağını gerdikleri konularının saptanamadığı, ancak sanığın balık ağını askerlere gerdirmesi emrinin askeri hizmetle hiçbir ilgisinin bulunmadığı, keza sanığın muhafızı ve postası olan Er E.B'ye balık ağının toplanacağı konusunu ertesi günü kendisine hatırlatması yönünde verdiği (ancak Er E.B.'nin ağı kendisinin toplatması şeklinde değerlendirdiği) emrin, yine askeri hizmetle bir ilgisinin olmadığı gerçek ise de, Askeri Mahkeme tarafından da kabul edildiği üzere, vaki boğulma sonucu ölüm olayı ile sanığın emri arasında illiyet bağının bulunmadığı olayda, sanığın kendisine ait balık ağını, girilmesini yasakladığı yerde, emrindeki askerlere bir defa için gerdirip, üç hafta sonra söktürmesi şeklinde tezahür eden eylemi, Amirlik ve Komutanlık nüfuzunu kötüye kullanmayı gerektirecek işlem olmadığı gibi, sanığın balık ağının gerdirilmesi ve sökülmesi işlemini gerçekleştiren erler üzerinde örtülü biçimde de olsa bir baskı, korku ve çekinme duygusu yarattığı konusunda bir delil bulunmadığı, aksine, tanık MA. ve E.B.'nin yeminli anlatımlarına göre, sökme işlemini yapan erlerin bu işe sanığın herhangi bir şekilde nüfuz suiistimali söz konusu olmadan, kendi istek ve arzuları ile talip olup gerçekleştirdikleri anlaşılmakta olduğundan, Mahkemece sanığın eyleminin Memuriyet Nüfuzunu Kötüye Kullanmak olarak vasıflandırılması isabetli bulunmamıştır Ancak yukarıda da belirtildiği üzere, sanığın söz konusu emrinin askerlik hizmetiyle bir ilgisinin olmadığı açıktır.
Bu nedenle sanığın dava konusu olaydaki eylemi, 477 sayılı Yasanın 53 ncü maddesinde düzenlenen ve Disiplin Mahkemesinin görevine giren "Astlarına hizmetle ilgisi olmayan emir vermek" suçunu oluşturması nedeniyle, sanık hakkındaki davada Askeri Mahkemenin görevsizliğine karar verilmesi gerekirken, yazılı olduğu şekilde mahkûmiyete hükmolunması bozmayı gerektirmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy