(353 S. K. m. 120)
Daire ile başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık Mahkemece sanığın savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı ile ayrıca 353 sayılı Kanunun 4191 sayılı Kanunla değişik 180/3 ncü maddesine göre bozma sebebi teşkil edecek mahiyette usule aykırılık bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Yapılan incelemede;
Sanığın 16.2.1999-13.3.1999 tarihleri arasında temadi eden Firar suçunu islediği iddiası ile 3 ncü Kor. K.Lığı Askeri Savcılığınca hakkında kamu davası açılmış, 3 ncü Kor. K.lığı Askeri Mahkemesinde başlayan duruşması sırasında BI. Komutanı tarafından sanığın Saray Kapalı Cezaevinde hükümlü olduğunun bildirilmesi üzerine. Mahkemece Saray Asliye Ceza Mahkemesine yazılan talimat üzerine, sanığa iddianame tebliğ edilmeden, iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında geçmesi gereken yasal süre geçmeden, isterse bu süreyi kullanmak hakkı olduğu sanığa hatırlatılmadan ve sanık yasal süreden feragat etmeden 19.7.1999 tarihinde talimat ekindeki iddianame sanığa sadece duruşmada okunarak (tebliğ edilmeden) sorgusu tespit olunmuş, böylece 353 sayılı fonunun 118.120.130 ncu maddelerine ve usule aykırı davranılmış ise de;
Bölük Komutanlığının 17.8.1999 tarihli yazısından Saray Cezaevinde cezasını çekip Birliğine döndüğü anlaşılan sanığa, iddianamenin tebliğ edildiği (Tebliğ tarihi belli değil ise de, en geç üst yazının yazılış tarihi olan 17.8.1999 tarihinde tebliğ edildiğinin kabulü gerekir), 28.9.1999 tarihli celsede sanığın duruşmaya celbine karar verildiği ve çağrıldığı. 7.10.1999 tarihli celsede duruşmaya gelen sanığın dosyada bulunan kimlik belgelerinin kontrolü yapıldıktan sonra, ayrıca tekrar sorgusunun da tespit olunduğu, sanığın bu celbede eski ifadelerine atıfta bulunduğu ve diyeceklerini dediği, ayrıca, bu celse sonunda esas hakkındaki mütalâaya karşı savunması ve son sözünün tespit olunup hüküm kurulduğu, yukarıda açıklanmış olan usule aykırılığın daha sonra Mahkemece usule uygun şekilde yapılan usule işlemlerle giderildiği, sonuç itibarı ile sanığın savunma hakkının kısıtlanmadığı sonuç ve kanaatine varıldığından Dairenin hu sebebe dayanan bozmasında isabet görülmediğinden Başsavcılığın yerinde görülen bu hususa ilişkin itiraz sebeplerinin kabulü ile bozma kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme hükmü Dairece yukarıda açıklanan usule aykırılık nedeni ile bozulduktan sonra ayrıca bu sebebe bağlı olarak 353 sayılı Kanunun 4191 sayılı Kanunla değişik 180/3 ncü maddesi hükmü gereğince (Hüküm fıkrasında mahkeme kuruluna dâhil olanların ad ve soyadlarının tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi zorunluluğu esas alınarak) bu sebeple de usulden bozulmuş ise de, bu bozma kararı Dairece yukarıda açıklanan "Sanığın savunma hakkının kısıtlandığı" yolundaki Kurulumuzca kabul edilmeyen ilk bozma sebebine dayandırıldığından, ayrıca Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun bu konu ile ilgili çok sayıda kararında da 353 sayılı Kanunun 180 inci maddesinde 4191 sayılı Kanunla yapılan değişikliğe göre, kimliği hususunda dosya içeriğine göre bir tereddüt bulunmadığı takdirde Mahkeme Kuruluna dâhil olanların hüküm fıkrasında isim ve soy isimlerinin sadece yayılmamış olması bozma sebebi sayılamayacağı kabul edildiğinden, Dairenin bu sebebe dayanan bozma kararında da isabet görülmemiş, Başsavcılığın yerinde görülen itiraz sebepleri uyarınca Dairenin bozma kararı bu sebep yönünden de kaldırılmıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy