(1632 S. K. m. 146)
Askeri Mahkeme ile Daire arasında meydana gelen ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, sanığın dikkatsizlik, Tedbirsizlik ve Emirlere Riayetsizlik Sonucu Ölüme Sebebiyet olarak nitelendirilen eyleminde, müteveffanın olayın meydana gelişinde kusur teşkil edecek bir dahilinin olup olmadığı, diğer bir anlatımla, olayda müterafik kusur bulunup bulunmadığına ilişkin olmasına rağmen, hüküm, direnme olduğu için öncelikle, sübut ve vasıf yönünden yapılan inceleme ve tartışma sonunda; dava dosyasında Dairenin bozma ilâmında belirtilen şekilde, olayda sanık ile müteveffanın kusur oranlarının belirlenmesi için bilirkişi incelemesi yaptırılmasına yönelik bir noksan soruşturmanın mevcut olmadığına, dosyadaki delil durumunun nihai karar için yeterli olduğuna karar verildikten sonra, sanığın sübuta eren eyleminin hangi suça vücut verdiği konusunda sürdürülen inceleme ve müzakerede;
Askeri Mahkemenin, açıklanan ve esasen Dairece de kabul gören suç vasfıyla ilgili gerekçelerine ve dosyada mevcut delil durumuna göre, sanığın müteveffayı, istediği sigarayı vermediği için, kasten öldürdüğü konusunda tam bir vicdani kanaate ulaşılamadığı için, eylemin Dikkatsizlik, Tedbirsizlik ve Emirlere Riayetsizlik Sonucu Ölüme Sebebiyet suçu olarak vasıflandırılmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.
Gerçekten, oluş şekli; "Sanığın elindeki tüfeği atışa hazır hale getirdikten sonra, namluyu, öldürme kastı bulunmadan, şaka ile müteveffanın göğsüne dayadığında, müteveffanın namluyu başka tarafa çevirmek, göğsünden uzaklaştırmak maksadıyla namluyu tuttuğu sırada, bu tutmanın husule getirdiği sadme ile, sanığın tetikte olan parmağının istemeden tetiğe baskı yaptığı ve bunun sonucunda tüfeğin ateş aldığı" biçiminde sübut bulduğu kabul edilen olayda,
Müteveffanın, kendisini ölüm tehlikesi altında hissederek, şaka ile de olsa namlusu göğsüne dayanmış olan atışa hazır haldeki tüfeği, insiyaki (içgüdüsel) olarak göğsünden uzaklaştırmak ve namluyu başka bir yöne çevirmek amacıyla tutmaya kalkması çok doğal olup, müteveffanın bu hareketi, kendisine bir kusur olarak atfedilemeyeceği cihetle, olayda müterafik kusur olduğuna ve bu kusur nispetinin ehil bir bilirkişi marifetiyle tespit ettirilmesi gerektiğine ilişkin olan Daire kararı isabetli bulunmadığından, Askeri Mahkemenin haklı ve yerinde olan gerekçelerle Dairenin bu bozmasına uymayıp, sanığın olayda tam kusurlu olduğunu kabul etmesinde bir isabetsizlik bulunmamıştır.
Diğer yandan, sanık hakkında ceza uygulaması yapılırken, gösterilen haklı ve kanuna uygun gerekçelerle, cezanın asgari hadden uzaklaşılarak tayininde ve hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmemesinde bozmayı gerekli kılacak bir isabetsizlik bulunmadığı gibi, vekâlet ücretinin, vekil ile temsil edilen dört müdahil için ayrı ayrı takdir olunmasında da Yasaya ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine aykırılık bulunmadığından, sanık müdafiinin bu yöndeki temyizi de yerinde görülmeyip, usul, sübut, vasıf, takdir ve uygulama yönlerinden bir isabetsizliği bulunmayan hükmün onanması cihetine gidilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy