(1632 S. K. m. 85)
Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığının 24.4.1998 gün ve 1998/619-103 sayılı iddianamesi ile;
"...Donanma Komutanlığı Askeri Savcılığınca yapılan hazırlık soruşturması sonucunda düzenlenen 4 Ekim 1996 tarih ve 1996/497-234 esas ve karar sayılı iddianame ile, sanıklardan Dz.Kur.Alb H.Hnin, l.Mhr Flt Komodoru olarak görevli olduğu, 6 Mart 1996 tarihinde yapılan süratli su üstü atışlarında TCG. Turgut Reis tarafından hedef çekme görevinin icrası esnasında doğrudan doğruya vardiya subayına direktifler vererek, 1 nci sicil âmiri bulunduğu komutanın gemi süratine dair vermiş olduğu komutları değiştirip köprü üstünde komuta kargaşası yaşanmasına ve Splash Target'ın donanımı ile birlikte kopup kaybolmasına, 7 Mart 1996 tarihinde Aksaz Üssü akaryakıt iskelesinden avara edilmesi sırasında farklı manevra düşüncesi ile komutanın başlamış olduğu manevrayı yarıda kestirerek müdahalelere başlayıp "Kumanda bende, ben komodor" diyerek resmen devralmasından önce esasen kumandayı fiilen aldığı ve bu müdahaleleri sonucu geminin iskele kıçomuzluk ile kıçaynalığının birleştiği yerden akaryakıt iskelesine sürterek toplam 694.624.838.TL.lık hazine zararının meydana gelmesine neden olduğu belirtilerek Memuriyet Nüfuzunu Kötüye Kullanmak suçundan eylemine uyan As.C.K.nun 115 nci maddesi gereğince, sanıklardan Dz.Kur.Yb. E.E.'nin ise; TCG. Turgut Reis komutanı olduğu, Donanma Komutanlığı harekata hazırlık denetlemesi neticesinde gemi idaresi ve röleden verilen 55 notun denetleme heyeti olarak takdir edilmesi gerekirken doğrudan doğruya Donanma Komutanlığı Harekat Başkanı Dz. Kur. Kd. Alb. H.H. tarafından kasti olarak verildiği ve şahsın hedef aldığını iddia ederek doğru olmadığını bildiği iddialarla üstünü şikayet ve gemi komutanı sıfatıyla, komodorun gemide sadece taktik komuta yetkisi bulunduğu bildiği halde, gemi sevk ve idaresi sırasında makine ve dümen komutlarını dikte ettirecek tarzda müdahalesine, komutan yetkilerini kullanıp mani olmayarak köprü üstünde komuta kargaşası meydana gelmesine, Splash Target'in kopması ve donamını ile birlikte kaybolmasına geminin akaryakıt iskelesine sürtünerek hazine zararına sebep olduğundan bahisle Memuriyet Görevini İhmal suçundan As. C.K.nun 84/2 ve aynı Kanunun 144 ncü maddesi delaletiyle T.C.K.nun 230/2 nci maddesi uyarınca cezalandırılmaları istemi ile Donanma Komutanlığı Askeri Mahkemesine dava açıldığı,
Sanık Kur. Yb. E E.'nin, bu davaya ilişkin duruşmalarda iddianamede kendisine yöneltilen suçlamalara karşı, cevaplarını mahkemeye yazılı olarak hazırlayıp sunduğu, 9 Aralık 1996 tarihli dilekçesinde üstü olan Dz. Kur Kd.Alb. H.H.'yi kastederek kullandığı; "...benim de tam aksine Alb. H.H.'nin ve benzerlerinin ruh sağlığı hakkında şüphem vardır.. Alb. H H. tarafından sağlık muayene fişinden bahsedilerek şahsımın rahatsız olduğu iddia edilmektedir. Tüm gayretini kullanarak, sık sık yalana başvurarak beni kötülemeye çalışan komodorun son çare olarak sağlık fişime sarıldığı görülmektedir. Komodorun şahsımla ilgili olarak manevra usûllerini bilmediğimi açıklayan ifadeleri de haksızlık ve yalan doludur... Komodorun ifadesinde şahsımın "ben amiral eşleri eğlenecek diye subay eşleri yardımlaşma davetiyesi almaya mecbur değilim" şeklinde bir cümle kullandığını, Komodorun birçok kez başvurduğu yalanlarından bir tanesidir." çekimdeki ifadeleri ile 10 Ekim 1997 tarihli esasa ilişkin yazılı savunmasında yer alan "...yapılan eylemler amirlik kavramı ile bağdaştırılamaz Bu tür eylemler, ya bir husumetin, ya gemiden topyekün intikam alma duygusunun ya da bir ruh hastalığının neticesi olabilir. Yüzlerce insanı yaz günü İskenderun sıcağında susuz bırakmak başka nasıl izah edilebilir ki" şeklindeki sözleri ile ilgili olarak Dz. Kur.Alb. H.H. tarafından kendisine hakaret edildiği iddiası ile sanık hakkında şikayette bulunulduğu, Komutanlıkça sanık hakkında verilen soruşturma emri üzerine yapılan soruşturma sonunda müteselsilen üste hakaret suçundan As. C.K.nun 85 ve TCK. nun 80 nci maddeleri gereğince cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığı, Kuzey Deniz Saha Komutanlığı Askeri Mahkemesinde yapılan yargılaması sonunda adı geçen mahkemenin 27.1.1999 gün ve 1999/129-18 sayılı kararı ile, sanığın suç teşkil ettiği iddia olunan sözleri savunma maksadı ile söylediği, savunma sınırlarını aşmadığı, üste hakaret kasdı ile davranmadığı görüşü ile unsurları itibarı ile oluşmayan suçtan beraatına karar verildiği, hükmün Komutan ve Askeri Savcı tarafından suçun oluştuğu belirtilerek, sanık aleyhine temyiz edilmesi üzerine 3 ncü Dairenin 26.10.1999 gün ve 1999/635-634 sayılı kararı ile müsnet suçun oluştuğu görüşü ile sübut (esas) noktasından bozulduğu, Yerel Mahkemenin bozma üzerine yeniden yaptığı yargılama sonunda 14.12.1999 gün ve 1999/1058-608 sayılı kararı ile beraata ilişkin eski hükümde direnilmesine karar verildiği, bu hükmün de yine Komutan ve Askeri Savcı tarafından, sanık aleyhine temyiz edildiği, Tebliğnamede de hükmün bozulması yolunda görüş bildirildiği anlaşılmakla;
Temyizen yapılan incelemede;
a) Sanığın daha önce hakkında açılan kamu davası ile ilgili yargılama sırasında sorgusu tespit edilirken kendi el yazısı ile yazdığı içeriği yukarıda açıklanan 9 Aralık 1996 tarihli dilekçeyi mahkemeye verdiği ve dilekçenin kendisine ait olduğunu mahkeme huzurunda kabul ettiği,
b) Aynı dava ile ilgili olarak Askeri Savcı tarafından verilen Esas Hakkındaki Mütalâaya karşı savunması tespit olunurken içeriği yukarıda açıklanan 10 Ekim 1997 tarihli dilekçeyi savunma maksadı ile mahkemeye verdiği,
Hususlarında herhangi bir uyuşmazlık bulunmamakta, sanık da 9.12.1996 ve 10.10.1997 tarihli sorgu tespiti sırasında ve savunma maksadı ile verilen dilekçelerin kendisine ait olduğunu ve kendisi tarafından verildiğini kabul etmektedir.
Sanık tarafından mahkemeye verildiği anlaşılan bu iki ayrı dilekçede kullanılan sözlerin savunma ile ilgisi olup olmadığı, bu sözler kullanılırken savunma sınırlarının aşılıp aşılmadığı, sanığın suç işleme kasdı ile hareket edip etmediği ve kullanılan sözlerin suç teşkil edip etmediği meselesine gelince;
1) Sanığın kullandığı sözlerin savunma ile ilgili olup-olmaması ve savunmaya hizmet edip-etmemesi hususu:
Sanık Dz.Kur.Alb. Ş.E.E. (suç tarihinde Yb.) hakkında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığının 24.4.1998 gün ve 1998/619-103 sayılı iddianamesi ile (Dz. Kur.Alb. H.H. ile beraber), kamu davası açıldığında sanığın sorgusunun tespiti sırasında mahkemeye sunduğu dava konusu dilekçede söz konusu ettiği ve açıkladığı bazı hususlar ile ilgili olarak sanık hakkında kamu davası açılmadığı anlaşılmakta ise de; (76) sahifelik bu iddianamede sanığın sorgusunda cevap verdiği bu hususların da Askeri Savcı tarafından irdelendiği anlaşıldığından, sanığın kamu davasına konu olmamış, ancak iddianamede irdelenmiş olan bu hususlara cevap vermesinin savunması ile ilgili olduğu, sanığın yaptığı savunma sırasında kullandığı bu sözcüklerin savunmasına hizmet ettiği (yarar sağladığı), davanın yazgısını (sonucunu) belirlemede etkili olduğu sonucuna varılmıştır.
2) Savunma hakkı ile ilgili sınırların aşılıp aşılmadığı hususu:
Sanık dilekçesinde kamu davasına konu olmamış, ancak iddianamede irdelenen ve iddianame metnine yazılan hususlara (kamu davası açılmamış olan ancak iddianamede irdelenmiş olan bazı hususlara) cevap verdiğinden savunma hakkını sadece iddialara ve hakkındaki irdelemelere karşı cevap vermek şeklinde kullanmış, dolayısıyla savunma amacı dışına çıkmamıştır.
3) Sanığın suç işleme kasdı ile hareket edip etmediği hususu:
Sanık iddianamede irdelenen ve dava konusu olan olaylarla ilgili olarak savunma yapmıştır. Sanığın sorgu ve savunması sırasında kullandığı (Dilekçesinde yazdığı) sözler ile hakkındaki iddia arasında mantıksal bağ vardır. Bu nedenle burada sanığın suç işleme kastından değil "Savunma hakkını kullanmasından" söz edilebilir.
Sanık hakaret teşkil ettiği iddia olunan bu savunmasını yaparken hem "sanık" durumunda, hem de bazı konularda "İddia sahibi" durumundadır, sanık ile ilgili kast değerlendirilmesi yapılırken, doğal olarak bu hususun da gözönünde bulundurulması gerekir. Olaya bu açıdan bakıldığında sanığın suç işleme kasdı ile hareket ettiğini söylemek mümkün değildir.
4) Sanığın kullandığı (Dilekçesinde yazdığı) sözlerin suç teşkil edip etmediği hususu:
Sanığın, Anayasadan ve yasalardan kaynaklanan savunma hakkını, savunma sınırlarını aşmadan, savunmasına hizmet edecek ve hakkındaki davanın sonucunu etkileyebilecek şekilde lehine olarak kullanması "kutsal" savunma hakkı ile ilgili olup, sanığın burada kullandığı savunma hakkı karşımıza suçun oluşmasını önleyen "Hukuka Uygunluk Sebebi" olarak çıkmaktadır.
Bu nedenle, sanık hakkında 4.10.1996 gün ve 1996/497-234 sayılı iddianame ile açılan dava ve mahiyeti ile sanığın dilekçelerinde kullandığı sözcükler ve dosya münderecatı birlikte değerlendirildiğinde, sanığa müsnet eylemin yukarıda açıklanan nedenlerle suç teşkil etmediği, Yerel Mahkemece direnilerek tesis edilen beraata ilişkin hükümde isabet bulunduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy