(353 S. K. m. 257)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, Mahkemece müdahale talepleri kabul edilen, ancak; duruşma günü kendilerine tebliğ edilmeyen, yokluklarında verilen hüküm kendilerine tebliğ edilip, bu hükmü temyiz etmeyen Müdahillere, müdahale talepleri kabul edilmesine rağmen duruşma gününün tebliğ edilmemesinin bozmayı gerektirir mahiyette bir usule aykırılık teşkil edip etmediği hususundadır.
Sanığın, Müteveffa Er C.Ş.'yi döverek asta müessir fiil suçunu işlediği, bu olaydan etkilenen Müteveffa'nın temin ettiği bir mermiyi tüfeğine yerleştirip olaydan sonra kendisini tüfekle yaraladığı ve sonunda bütün tıbbi müdahalelere rağmen vefat ettiği şeklinde cereyan ettiği iddia olunan olay nedeni ile Sanık hakkında asta müessir fiil suçundan As. C.K.nun 117/1 nci maddesi gereğince tecziyesi istemi ile kamu davası açıldığı, Müteveffa'nın kardeşleri olan Müdahiller C., C., B. ve T.Ş.'nin müdahale istemlerini içeren 14.12.1998 tarihli müşterek dilekçeleri ile Askerî Mahkeme'ye müracaat etmeleri üzerine, müdahale taleplerinin Mahkemece 28.12.1998 tarihli celsede kabul edilmesine rağmen, müdahale taleplerinin kabul edildiği ve duruşmanın bırakıldığı günün Müdahillere hüküm verilene kadar bildirilmediği, adı geçen Müdahillerin yokluğunda 11.5.1999 tarihli celsede tesis edilen sanığın mahkûmiyetine ilişkin hükmün Müdahillere usulüne uygun şekilde tebliğ edildiği, Müdahillerin hükmü temyiz etmedikleri, Sanık Müdafiinin ve müteveffanın babası diğer Müdahil Z.Ş.'nin vekili Av. N. M. nin temyizleri üzerine hükmün Dairede incelendiği ve müdahale talepleri kabul edilen ve müdahil sıfatını kazanan Müteveffa'nın kardeşleri C, C, B. ve T.Ş.'nin öncelikle duruşma gününden haberdar edilmeleri gerekirken, Müdahillere duruşma günü ile ilgili haber verilmemesinin usule aykırı olduğu görüşü ile Sanık hakkındaki hükmün usul yönünden bozulduğu, bozma kararma duruşma günü kendilerine bildirilmemesine rağmen verilen hüküm tebliğ edilen, ancak; bu hükmü temyiz etmeyen Müdahillerin temyiz talebi olmaksızın, sadece duruşma gününün tebliğ edilmemiş olmasının bozma nedeni sayılmayacağı, kaldı ki bu hususta bu Müdahiller yönünden açılmış bir temyiz davası da olmadığı için hükmün bu nedenle bozulmasının isabetsiz olduğu görüşü ile Askerî Yargıtay Başsavcılığınca itiraz edildiği anlaşılmakla;
Yapılan incelemede;
Müdahale CMUK. nun ikinci faslında "Müdahale Yoluyla Dava" başlığı altında düzenlenmiş ve bu kanunun 365 ve müteakip maddelerinde de müdahalenin şartları, usulü, müdahilin yargılama sürer iken ve temyiz aşamasındaki hak ve yetkileri belirlenmiş, 353 sayılı Kanunun 257 nci maddesinde de Askerî Mahkemelerde de 197 ve 198 nci Maddelerindeki şartlar Dairesinde katılma yolu ile dava açılabileceği, bu halde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun müdahale ile ilgili hükümlerinin uygulanacağı açıklanmıştır. Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Müteveffa'nın kardeşleri olan ve her biri reşit bulunan C, C, B. ve T.Ş.'nin sanık hakkında açılmış olan davaya suçtan zarar gören sıfatı ile ve müdahil olarak katılma talebinde bulunmalarında, talep sahiplerinin talebini değerlendiren Askerî Mahkemenin talebin kabulüne karar vermesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Mahkeme huzurunda bulunmayan ve dilekçe ile müdahale talep eden Müdahillerin müdahale talebi kabul edildikten sonra, taleplerinin kabul edildiğinin ve duruşmanın bırakıldığı gün ve saatin Mahkemece Müdahillere tebliği gerekmekte ve bu tebligatın yapılmamış olması usule aykırı bulunmaktadır. Ancak; sanık hakkında tesis edilen mahkûmiyete ilişkin hüküm Müdahillere usulüne uygun şekilde ayrı ayrı tebliğ edilmesine rağmen, Müdahiller hükmü temyiz etmemiş olduklarına göre, bu Müdahiller tarafından, sanık hakkında açılmış olan ve inceleme kabiliyeti bulunan bir temyiz davasının varlığından bahsedilemez. Müdahillerin kamu davasındaki durumunu tam olarak Savcının Kamu davasındaki durumuna benzetmek de mümkün değildir. Zira; Savcı kamu davasını açma tekeline sahiptir ve bu davayı takibe mecburdur. Müdahil sıfatını kazanan kişi katıldığı davayı sonuna kadar takibe mecbur değildir. Savcının kamu davasının bütün aşamalarında bulunması zorunlu olmasına rağmen, Müdahil ancak müdahale talebinin kabulünden sonraki aşamalara katılabilir ve haklarını kullanabilir. Savcının katılmaması veya katılamaması halinde mahkemenin yasaya uygun olarak kurulmamış olması nedeni ile kamu davası görülemez ise de, Müdahilin katılmaması halinde, davanın görülmesi mümkündür. Müdahil davaya hiç katılmasa da duruşma yapılıp karar verilebilir (CMUK'nun 370). Ayrıca; müdahale talebi kabul edilen, ancak yakın olan duruşma gününe çağrılamayacağı anlaşılan Müdahilin katılmasını temin için ve sadece bu sebeple dava başka bir günü ertelenemez. Bu hususlar Müdahilin Savcının sahip olduğu bir kısım haklara sahip olduğunu göstermekte ise de, Savcının bütün haklarını haiz olduğunu söylemek mümkün bulunmamaktadır.
Bütün bu açıklamalardan sonra itiraza konu olan olaya bakıldığında;
1) Müdahale talepleri mahkemece kabul edilen müteveffanın kardeşleri C, C, B. ve T.Ş.'ye taleplerinin kabul edildiğinin ve duruşmanın bırakıldığı gün ve saatin mahkemece bildirilmemesinin usule aykırı olduğu, ancak bunun başlı başına bozma sebebi sayılabilecek bir usule aykırılık mahiyetinde olmadığı,
2) Gıyaplarında verilen hüküm, Müdahil sıfatı ile kendilerine de usulüne uygun şekilde tebliğ edilen Müdahiller tarafından, sanık hakkındaki hükmü Müdahil sıfatı ile temyiz etmediklerine göre, ortada adı geçen Müdahiller tarafından, Sanık aleyhine süresinde temyiz edilmekle açılmış temyiz inceleme kabiliyeti olan tali bir davanın (Temyiz davası) bulunmadığı, hükmün anılan bölümünün Müdahiller yönünden süresinde temyiz etmemeleri nedeniyle kesinleştiği, bu nedenle Dairece hükmün bu yönden incelenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu,
Sonuç ve kanaatine varıldığından Başsavcılığın yerinde görülen itiraz sebeplerinin bu nedenlerle kabulüne, Dairenin bozma kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy