(353 S. K. m. 146)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, iddianamenin duruşmada Askeri Savcı tarafından okunmamış olmasının bozmayı gerektirir mahiyette bir usûle aykırılık teşkil edip etmediği hususuna ilişkindir.
Yapılan incelemede;
Sanık hakkında, tehlikeli aletle üste fiilen taarruza teşebbüs suçundan kamu davası açıldığı, iddianamenin duruşma başlamadan önce ve duruşma tensip aşamasında sanığa tebliğ edilmediği, duruşma başladığında sanığın kimliğinin tespit olunup, daha önce iddianamenin tebliğ edilmediğinin görülmesi üzerine, sanığa huzurda bir adet iddianame verilerek tebliğ olunduğu, sanığın iddianameyi kendisinin okuduğu ve "...Hakkımdaki suçlamayı öğrendim, süre istemiyorum, savunmamı şimdi yapacağım, duruşmam yapılsın..." dediği, bu hususların bu şekilde duruşma tutanağına yazıldığı, ancak; İddianame Askeri Savcı tarafından o celse ve daha sonraki duruşma ve celselerde de okunmadan iddianame uyarınca sanığın sorgu ve savunmasının tespitine geçildiği hususu duruşma tutanağından tereddütsüz bir şekilde anlaşılmakta ve esasen bu hususta bir anlaşmazlıkta bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, Askeri Savcı tarafından iddianamenin duruşmada okunmamış olmasının bozma sebebi teşkil edecek mahiyette bir usule aykırılık teşkil edip etmediğine ilişkin olduğuna göre, iddianamenin duruşmada Askeri Savcı tarafından okunmasının sebebini tespit etmek gerekmektedir. 353 sayılı Kanunun 128 nci madde ile başlayan Üçüncü Bölümün başlığı "Duruşma Usulü" olup, 128 nci maddeden itibaren başlayan bu bölümde duruşma ile ilgili olan usûl kuralları bulunmakta, 146 nci madde ise, "Duruşmanın başlaması" başlığı altında sanık, müdafii, tanık ve bilirkişilerin yoklamasından sonra sanığın kimliğinin tespit edileceği, bundan sonra Askeri Savcının (Lüzumlu görürse özetleyerek) iddianameyi okuyacağı, daha sonrada 83 ncü maddeye göre sanığın sorgusunun yapılacağı açıklanmaktadır. Açıklamadan da anlaşılacağı üzere; Kamu adına kamu davasını açma ve takip etme yetkisi ve tekeline sahip olan Savcı, yaptığı soruşturma sonunda, sanık hakkında düzenlediği iddianameyi duruşmada okuyarak (Lüzumlu görürse özetleyerek) iddiasını ortaya koymak ve iddiasını alenileştirmek durumundadır. Gizlilik kararı alınmamış duruşmaların hepsine, dinleyici olarak katılmak isteyenlerin (Duruşma salonunun kapasitesi dahilinde) girmek ve duruşmaları dinlemek hakları olduğuna, gizlilik kararı alınmadan buna engel olunamayacağına göre, sanık hakkında düzenlenen iddianamenin iddia makamını işgal eden Savcı tarafından açıkça okunarak sanık hakkındaki iddianın Kamunun bilgisine sunulması usûl gereğidir. Ayrıca; davaya müdahale yolu ile katılan kişi veya kişiler olduğu takdirde de iddianamenin bunlara sanıklara olduğu gibi önceden tebliği zorunlu olmadığından müdahil sıfatını kazanmış olan kişi veya kişilerin de sanık hakkında düzenlenmiş olan iddianameden haberdar olma hakları vardır, bu haklarını da ancak bu şekilde kullanmaları mümkündür, öncelikle şu husus belirtilmelidir ki, sanık hakkında düzenlenmiş olan iddianamenin duruşmada Askeri Savcı tarafından okunmamış olması usulün esaslı ilkelerinde olan "Aleniyet" ilkesinin ihlal edildiğini göstermektedir ve bu durum yukarıda açıklanan nedenlerle de usule aykırıdır. Usule aykırı olduğu tartışmasız olarak kabul edilen bu husus mutlak bozma sebebi sayılabilir mi meselesine gelince; 353 sayılı Kanunun 207 nci maddesinde mutlak bozma sebeplerinin neler olduğu sayılmış olup, bu hallerin dışında yasal olarak mutlak bozma sebebinin sayısını artırmak ve genişletmek de mümkün değildir. 353 sayılı Kanunun 207 nci maddesinde düzenlenmiş olan mutlak bozma sebeplerine bakarak duruşmada iddianamenin Askeri Savcı tarafından okunmamış olmasının mutlak bozma sebebi teşkil edip etmeyeceği veya bu sebeplerden hangi sebebi teşkil ettiği hususu değerlendirildiğinde;
a) Kural olarak, iddianamenin Askeri Savcı tarafından duruşmada okunması gerekir iken okunmamasının "Usule" aykırı bir durum olduğu,
b) İnceleme konusu olan olayda ise iddianame sanığın kendisi tarafından okunarak hakkındaki iddia öğrenildiğinden, keza; Esas hakkındaki mütalaada sanığın hangi suçtan yargılandığı ayrıca açıklanmış ve kamunun bilgisine sunulmuş olduğundan, bu davada söz konusu usule aykırılığın bozma sebebi teşkil etmediği ve sanığın savunma hakkının kısıtlanmadığı,
Sonuç ve kanaatine varılmıştır.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, Dairenin bozma kararına dayanak yaptığı Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 11.12 1997 gün ve 1997/163-163 sayılı Kararında incelenen olay ile inceleme konusu olan bu olay arasında da benzerlik görülmemiş, Başsavcılığın yerinde görülen itiraz sebeplerinin kabulü ile, Dairenin usûle ilişkin bozma kararının kaldırılmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy