(353 S. K. m. 227)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun; Askerî Mahkemenin işbu dava ile ilgili olan Daireler Kurulunun suçun sabit görüldüğüne ilişkin kararma rağmen, başka bir gerekçe ile Daireler Kurulu kararının aksine bir karar verip veremeyeceğine ve sonuç olarak suçun sübutuna ilişkindir.
Dosya kapsamına göre, sanığın 19.5.1998 tarihinde Kıbrıs' daki Birliğinden Kıbrıs Rum Kesimine firar ettiği, aynı gün Rum Kesimi Kolluk Kuvvetlerince yakalandığı, 28.5.1998 tarihinde Atina'ya, 29.5.1998 tarihinde İstanbul'a uçakla getirilip Türk makamlarına teslim edildiği şeklinde tezahür ettiği konusunda hiçbir kuşku ve tartışma bulunmayan olayda; Askerî Mahkemenin, yakalanmanın aynı gün olması nedeniyle "Gün" unsurunun oluşmadığı ve dolayısıyla müsned suçun maddi unsur yönünden oluşmadığı gerekçesine dayanan beraat hükmünün Dairece onanmasına karşın Başsavcılıkça yapılan itiraz üzerine, Daireler Kurulunun 11.2.1999 tarih ve 1999/49-30 sayılı İlâmı ile sanığın söz konusu eyleminin 19.5.1998-29.5.1998 tarihleri arasında gerçekleşen Firar suçunu oluşturduğu kabul edilmiştir.
Daireler Kurulunca inceleme yapılırken, itiraz sebepleriyle bağlı kalınmadığı, itiraza atfen başka sebeplerle de Daire kararlarının kaldırılabildiği, işbu davada Daireler Kurulunca önceki itiraz üzerine 11.2.1999 tarihinde 1999/49-30 sayı ile müsned suçun oluştuğuna karar verilirken, sübut delillerinin tamamının ve keza isnat edilen suçun tüm unsurları itibariyle incelenip, buna göre nihai karara varıldığı kuşkusuzdur. Daireler Kurulunca suçun oluştuğuna karar verilirken, suçun sadece maddi unsur (Gün unsurunun oluşup oluşmadığı) yönünden incelenip, kast unsuru yönünden incelenmediği söylenemez. Esasen Askerî Mahkeme asıl karar niteliğinde olan kısa kararında suçun; ilk hükmün kısa kararında olduğu gibi, maddi unsur yönünden oluşmadığını kabul edip, gerekçeli kararında, bu defa suçun kast unsuru yönünden oluşmadığını kabul etmesi teşevvüş ve çelişki oluşturmuştur. Duruşmanın bitiminde açıklanan ve "Asıl Karar" niteliğinde olan "Kısa Karar" ile "Gerekçe"nin bu şekilde çelişmesi başlı başına bozma sebebi olduğu gibi, Askerî Mahkemenin Daireler Kurulu Kararma örtülü şekilde uyduktan sonra, Daireler Kurulu Kararına uygun şekilde mahkûmiyet kararı vermesi gerekirken, uyduğu kararın gereğini yapmayıp, aksine yine beraete hükmetmesi usul ve kanuna aykırı bulunduğundan,
Dairenin; Daireler Kurulu kararlarının hangilerinin bağlayıcı olduğu, hangilerinin bağlayıcı olmadığı konusunu irdeledikten sonra, doğrudan doğruya işbu davaya ait olan 11.2.1999 tarih ve 1999/49-30 sayılı Daireler Kurulu Kararının, Başsavcılığın itirazı üzerine verilen ve suçun sadece maddi öğesini oluşturan "Gün" öğesinin gerçekleşip gerçekleşmediği sorununu çözen bir karar olması, Askerî Mahkemenin yeni (ikinci) hükmünün ise, Drl.Krl.nun bozma ilâmına uyulduktan sonra bu defa suçun manevi öğesi olan kast öğesinin gerçekleşmediği gerekçesine dayanması nedeniyle, direnme hükmü niteliğinde olmayıp, Dairece incelenebilecek yeni bir hüküm olduğu ve tesis edilen ikinci beraat hükmünün de usûl ve yasaya uygun görülmesi nedeniyle onandığı yönündeki kararı isabetli bulunmayıp, Başsavcılığın itirazı doğrultusunda Daire kararının kaldırılmasına ve beraat hükmünün bozulmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy