(353 S. K. m. 227)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık bozmadan sonra yapılan tensip sırasında yeni duruşma günü bildirilmeyen, daha sonraki duruşma gününün kendisine telefonla bildirildiğine dair Mahkeme Yazı İşleri Müdürü ve Tutanak Kâtibi tarafından tutanak düzenlenen sanık müdafiine duruşma gününün bu şekilde tebliğ edilmesinin sanığın "Savunma Hakkının kısıtlanması" olarak kabul edilip edilemeyeceği hususuna ilişkindir.
Yapılan İncelemede;
Sanık hakkında tesis edilen mahkûmiyete ilişkin hüküm, sanık müdafiinin temyizi üzerine, 5 nci Dairenin 17.3.1999 gün ve 1999/163-159 sayılı Kararı ile noksan soruşturma nedeni ile bozulmuş, bozmadan sonra düzenlenen Duruşma Hazırlığı Tensip Zaptında yeni duruşma günü belirlenmiş, ancak yeni duruşma gününün Sanık Müdafiine de tebliğine dair karar alınmamış ve yeni duruşma günü bu aşamada Sanık Müdafiine tebliğ edilmemiş, bozmaya karşı sanığın istinabe talimatı ile diyecekleri tesbit olunmuş, 7.7.1999 tarihli celse de bozma kararına uyulmasına ve duruşmanın 25.8.1999 gününe bırakılmasına karar verilmiş, 25.8.1999 tarihli duruşma sanığa ait dava dosyası Askerî Hastanede olduğu için yapılamamış, düzenlenen 25.8.1999 tarihli Tensip Tutanağı ile duruşma 27.10.1999 gününe bırakılmış, Askerî Mahkeme Yazı işleri Müdürü ve Tutanak Kâtibi tarafından sanığın duruşmasının 27.10.1999 gününe bırakıldığının 18.10.1999 günü Sanık Müdafiine telefonla bildirildiğine dair 18.10.1999 tarihli tutanak düzenlenmiş, bu tutanağın altına da (NOT:) denildikten sonra sanığın müşterek Müdafileri ile telefonla görüşüldüğü, her ikisinin de duruşmaya katılamayacaklarını, kararın gıyapta verilip verilen kararın kendilerine gönderilmesini istediklerini bildirir faks çekeceklerini söyledikleri, ancak duruşma gününe kadar bu konuda faks çekmedikleri açıklanmış, 27.10.1999 tarihinde ise Sanığın ve Müdafilerinin yokluğunda yargılamaya devamla sanık hakkında mahkûmiyet ve görevsizlik hükümlerinin tesis edildiği anlaşılmıştır.
İtiraza konu olan hususta, sağlıklı bir karar verebilmek için öncelikle sanığın müşterek müdafii olan kişilere telefonla yapıldığı ileri sürülen duruşma günü tebliğinin yasal ve usule uygun bir tebligat sayılıp sayılamayacağı hususu üzerinde durulması gerekmektedir.
353 sayılı Kanunun 52 nci maddesinde Askerî Mahkemelerde tebligatın ne şekilde yapılacağı düzenlenmiş, madde de ayrıca 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerinin askerî mahkemelerde de uygulanacağı açıkça yazılmıştır. 7201 sayılı Tebligat Kanunun 32 nci maddesinde de "Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır. Muhatabın beyan ettiği tarih tebliğ tarihi addolunur" denilmiştir. İnceleme konusu olaya gerek 353 sayılı Kanunun 52 nci maddesinde düzenlenmiş olan tebliğ usulü, gerekse 7201 sayılı Tebligat Kanununda düzenlenmiş olan tebliğ yol ve usulleri bakımından baktığımızda konu ile ilgili yasalarda inceleme konusu olayda olduğu gibi telefonla tebligat yapılıp, buna dair tek taraflı tutanak tutulmasına izin veren bir düzenleme ve kural bulunmadığı görülmektedir.
Mahkeme Yazı İşleri Müdürünün ve Tutanak Kâtibinin birlikte ve tek taraflı olarak (sadece kendilerinin imzası bulunup tebligatın yapıldığı muhatabın imzası bulunmayan) düzenledikleri belgeye yasal olarak tebliğ belgesi demek mümkün değildir. Bu şekilde düzenlenmiş olan bir belgede tebligat belgesi yerine geçemez. Bu nedenlerle sanığın müşterek Müdafilerine duruşma gününün Askerî Mahkeme kalem personeli tarafından telefonla bildirildiğini ve müşterek Müdafilerin yeni duruşma gününden haberleri olduğunu belirten tutanak yasal ve usulüne uygun bir tebligat mahiyetinde değildir, böyle bir belge tebligat yerine geçemez. Yargılama sırasında daha önce vekâletname ile kendisine müdafii tayin eden sanığın Müdafilerinin yeni duruşma gününden haberleri olduğu söylenemeyeceğine göre, savunma için Müdafilerinin hukuki yardımına başvurma hak ve yetkisine sahip olan sanığın Müdafilerinin haberleri olmadığı için duruşmaya katılamadıklarından sanığın savunmasız kaldığını, böylece savunma hakkının kısıtlanmış olduğunu kabul etmek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy