(1632 S. K. m. 136)
Sanığın 25.5.1997 günü arkadaşları mağdur P.Onb.C.Ç. ve tanık P.Er Y.O. ile beraber 1 nci Ordu Hv.Alayına ait ormanlık bölgede "Orman" nöbeti olarak adlandırılan nöbeti tutukları sırada önce mağdurun yanına gelip saati sorduğu, daha sonra yere oturup tüfeğini eline alıp mağdura tevcih ederek ve gülerek "Seni hayalarından vurayım mı?" dediği, mağdurun cevap vermesine ve ikaz etmesine fırsat kalmadan elindeki tüfeğin kurma kolunu çekip bırakarak tetiğe bastığı, patlayan silâhtan çıkan merminin mağdurun her iki baldırından yaralanmasına sebep olduğu, sanığın patlayan silâhı yere bıraktığı sırada silâhın bir el daha ateş aldığı ve bu merminin havaya gittiği, yaralanan mağdurun hastaneye kaldırıldığı, bu yaralanma sebebi ile mağdurun hayati tehlike geçirip 120 (yüz yirmi) gün iş ve gücünden kaldığı hususu dosyadaki delil ve belgelerle sübuta ermekte, esasen olayın bu oluş şekli ile ilgili olarak Yerel Mahkeme ile Dairenin kabulleri arasında bir farklılık bulunmamaktadır.
Yukarıda açıklandığı şekilde başlayıp sonuçlandığı anlaşılan dava konusu olayda sanığın açıklanan eyleminin "Taksir" ile mi yoksa "Kasıt" ile mi gerçekleştirildiği hususunda Yerel Mahkeme ile Dairenin kabulleri arasında farklılık bulunmakta, Yerel Mahkemece eylemin taksirle gerçekleştirildiği kabul edilmesine rağmen, Dairece sanığın mağduru bilerek ve isteyerek (Kasten) yaraladığı kabul edilmektedir.
Yapılan bu açıklamalardan sonra, oluş şekli yukarıda açıklanan eylemin "Taksir"li bir eylem mi yoksa "Kasıt"lı bir eylem mi olduğu hususu incelendiğinde;
Olay sırasında sanık ve mağdurun yanında başka bir kimse bulunmadığından olayın oluş şekli ve sanığın hareketlerinin değerlendirilmesi yönünden ifade ve beyanları değerlendirmeye esas alınabilecek tanık yoktur. Tanık Nöbetçi P.Er Y.Ü., mağdur ve sanık ile beraber aynı bölgede (Orman nöbetinde) nöbetçi olmasına rağmen, sanık ve mağdurdan uzakta bulunduğundan olayı görmemiş, patlama sesi üzerine sanık ve mağdurun bulunduğu yere gelmiştir. Dolayısı ile bu tanığın bu hususla ilgili olarak yapılacak değerlendirmede esas alınabilecek görgüye dayanan bir beyanı yoktur.
Sanık aşamalardaki ifade ve savunmalarında olayı yukarıda belirtildiği şekilde açıklamakta, ancak olayın kaza ile meydana geldiğini daha önce 13.30-15.30 nöbetini boş şarjörle tuttuğu için tüfeğin boş olduğunu zannettiğini, şaka yaptığını, kastı olmadığını belirtmektedir.
Mağdur ifadelerinde olayın oluş şeklini açıkladıktan sonra, "...sanık ile aramızda herhangi bir husumet ve düşmanlık yoktur. Ancak olayın kaza olarak meydana geldiğini tahmin etmiyorum. Ayrıca bana göre olay kasten yapılmıştır. Olayın mağduruyum, yaklaşık sekiz aydır yürüyemiyorum, sanıktan şikayetçiyim..." demektedir.
Sanığın aşamalardaki ısrarla ileri sürdüğü olayın kaza ile meydana geldiğine ilişkin savunmaları, mağdur tanığın ve kamu tanığı P.Er Y.Ü.'nün beyanları, sanık ile mağdur arasında olay öncesi veya olay sırasında bir kavga veya tartışmanın olmaması, aralarında eskiye dayanan bir husumetin bulunmaması hususları hep birlikte değerlendirildiğinde;
1) Sanığın tüfeğini iradi bir şekilde mağdura tevcih edip, daha sonra dolduruş yaparak tetik düşürdüğü,
2) Ancak tetik düşürmesi sonucu tüfeğin boş şarjör takılı olduğu için patlamayacağını düşündüğü,
3) Patlamayı ve patlamadan sonra ortaya çıkan neticeyi istemediği,
Sonuç ve kanaatine varıldığından Yerel Mahkemece;
a) Sanığa müsnet eylemin "Taksir"le işlenen bir suç olarak kabulünde,
b) Sanığın olay sırasında "Nöbetçi" olduğu hususu da nazara alınarak eyleminin hem TCK. nun 459/2 ve hem de As. C.K.nun 136/1-B-C maddelerini ihlâl ettiği (TCK. nun 79 ncu maddesi hükmü göz önüne alınarak sanığın hakkında As. C.K.nun 136 ncı Maddesinin uygulanması gerektiği) sonucuna varılmasında ve sabit görülen suçundan sanık hakkında As. C.K.nun 136/1-B-C Maddeleri gereğince uygulama yapılmasında,
c) Yasal ve isabetli gerekçeleri gösterilerek ceza alt sınırından uzaklaşılarak ceza tayin edilmesinde, cezanın para cezasına çevrilmesi ve ertelenmesi taleplerinin reddine karar verilmesinde,
Usul ve kanuna aykırı bir cihet ve isabetsizlik görülmediğinden, sanığın yerinde görülmeyen tüm temyiz sebeplerinin Tebliğnamedeki görüşe de uygun olarak reddine ve mahkûmiyet hükmünün onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy