(1632 S. K. m. 63)
Dosyada mevcut delil durumuna göre; sanık adına çıkarılan askerliğe sevk için çağrı pusulasının 6.11.1999 tarihinde kendisine tebliğ edilerek 26.11.1999 tarihinde sevk edileceğinin bildirildiği, bu tarihte Askerlik Şubesine müracaat eden sanığa 1 gün yol süresi verilip, "verilen yol müddeti içerisinde, resmi tatil günü dahi olsa 28.11.1999 tarihinde birliğime katılacağım, katılmadığım takdirde Askeri Mahkeme tarafıma anlatıldı" şeklinde imza karşılığı tebligat yapılarak birliğine sevk edildiği, verilen yol süresine ve yapılan tebligata rağmen, sanığın yasal bir mazereti olmaksızın gecikerek 29.11.1999 tarihinde birliğine katıldığı hususu, hiçbir şüphe ve tereddüde yer vermeyecek biçimde sabit olup, bu konuda bir ihtilaf bulunmamaktadır.
İhtilaf; 26.11.1999 tarihinde bir gün yol süresi tanınarak eğitim birliğine sevk edilen sanığa katılma tarihinin Askerlik Şubesince en geç 28.11.1999 tarihi olarak bildirilmiş olması karşısında, müsned suçun oluşması için gerekli kanuni unsur olan bir tam günlük gecikme süresinin başlangıcının 28.11.1999 günü saat 24.00'den sonrasına götürüp götürmeyeceği konusundadır.
Askerlik Şubelerince, mükelleflere verilen yol süresi içinde eğitim birliğine katılmaları gerektiği bildirildikten başka, ayrıca katılmaları gereken en son tarihin hatırlatılması ve bu tarihi geçirdikten sonra birliğe katılmaları halinde askeri mahkemeye verilecekleri hususunun tebliği bir uyarı mahiyetinde olup hiçbir şekilde mükelleflere daha fazla yol süresi verildiği şeklinde yorumlanamaz. Bir başka ifadeyle, böyle bir uyarının yapılmış olması, verilen yol müddeti konusunda mükellefi yanıltacak nitelikte olmadığı gibi, yol süresini bilen mükellef yönünden, belirtilen günden daha sonraki bir tarihte eğitim birliğine katılması hususunda bir hak yaratmaz ve mevcut olan suç kastını ortadan kaldırmaz.
Dosyada mevcut sevk pusulasına göre sanığa bir günlük yol süresi verildiği, bu hususun sanık tarafından da bilindiği, kendisine iki gün yol verildiğini iddia etmesinin tamamen cezadan kurtulmayı sağlamak amacını taşıdığı ve gerçekle bağdaşmadığı belirlenmektedir. 26.11.1999 tarihinde başlayan 1 günlük yol süresinin 27.11.1999 günü saat 24.00 itibariyle sona erdiği konusunda tereddüt yoktur. O halde gecikme bu zamandan başlamakta ve 28.11.1999 tarihinde saat 24.00'de bir günlük gecikme süresi tamamlanmaktadır. As Şubesi de bu tarihte eğitim birliğine katılmadığı takdirde askeri mahkemeye verileceğini sanığa imza karşılığı tebliğ etmiştir. Buna rağmen sanık suçlu duruma düştüğünü ve bu yüzden Askeri Mahkemeye verileceğini bile bile 29.11.1999 tarihinde eğitim birliğine katılmıştır. Böylece gecikme süresi 1 tam günü aşmakta ve sanığın suç işleme kastıyla hareket ettiği ortaya çıkmaktadır.
Konuya ilişkin As.Yrg.Drl.Krl. nun 9.3.2000 gün ve 66-64; 1.6.2000 gün ve 112-112, 22.6.2000 gün ve 125-125 sayılı kararları da bu doğrultuda olup, meselenin çözümü Askeri Yargıtay kararları ile istikrar kazanmıştır.
Mahkemece, Askeri Yargıtay Drl. Krl nun 24.6.1999 gün ve 147-141 sayılı karan ile As. Yrg 2 nci Dairesinin 26.4.2000 gün ve 2000/258-255 sayılı kararının kendi görüşleri doğrultusunda olduğu ileri sürülüp karara müsned ittihaz olunmuş ise de; anılan Drl. Krl. Kararının sevk belgesinde yol süresinin belirtilmeyen bir olaya ilişkin olduğu, 2 nci Daire Kararına konu edilen olayda ise; sanığın başlangıçtan ben kendisine sevk pusulasında yazılanın aksine iki gün yol süresi verildiğini iddia ettiği, dolayısıyla bu kararların dava konusu maddi olayla örtüşmediği görülmektedir.
Bu hale göre, direnme kararı yerinde değildir Tüm unsurlarıyla oluşan suçtan dolayı mahkûmiyet kararı verilmesi gerekirken, gün unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle tesis edilen beraat kararı yasaya aykırı olduğundan, beraat hükmünün esas yönünden bozulması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy