(353 S. K. m. 146)
Sanığın birliğinde görevli iken olay günü koğuşta yan karyolada yatan arkadaşının boynundaki cüzdanı aldığı, içinde bulunan 40.000.000 TL para ile 100 Alman Markını koğuştaki 122 Nolu dolabının altına sakladığı, yapılan aramada bu paranın saklandığı yerde bulunduğu, böylece atılı suçu işlediği, As. C.K. nun 132 nci maddesi gereğince tecziye edilmesi gerektiği iddiası ile hakkında açılan kamu davası nedeniyle yapılan yargılama sonunda beraatına karar verildiği anlaşılmakla, oluşumu itibarıyla bu şekilde geliştiği anlaşılan somut olayla İlgili olarak yapılan yargılamada "usûl hükümlerine uyulmadığı" şeklinde bir uyuşmazlara ortaya çıktığı görülmektedir.
Bu uyuşmazlıkta; Daire; istinabe yolu ile sorgusu tespit edilen, aynı zamanda yerel mahkemeye de gelerek duruşmaya çıkan sanığın, kimliğinin tespit edilme mi? olması, istinabe kimlik bilgilerinin dosyadaki kimlik bilgileri ile karşılaştırılmamış olması, keza yerel mahkemede yapılan duruşmada, iddianamenin ve istinabe sorgu zaptının okunmaması gibi yapılan yargısal kalemlerin usul hükümlerine aykırı olduğu, boama sebebi sayılması gerektiği sonucuna varmış iken,
Başsavcılığın; özetle, sanık kimliği konusunda, dosyanın içeriğine güre bir kuşkunun bulunmaması, iddianamenin sanığa tebliğ edilmiş ve istinabe mahkemesinde okunmuş olması nedeniyle sanığın iddiayı biliyor olması, istinabe zaptının yerci mahkemede okunmaması gibi usule aykırı islerin, bozmayı gerektirir nitelikle olmaması nedeniyle, teninden geçiştirilip bozma sebebi yapılmaması gerektiği, şeklinde görü£ bildirdiği anlaşılmıştır.
Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken konu belirtilen bu usule aykırılıklar olduğu cihetle, konu kurulumuzca etraflıca tartışılmıştır.
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun;
146 ncı maddesi "Duruşmaya sanık, müdafi, tanık ve bilirkişilerin yoklaması ile başlanır.
Bu işlemden sonra tanıklar ve bilirkişiler salondan çıkarılır, sanığın kimliği tespit olunur... kimlik tespitinden sonra Askeri Savcı; suç teşkil eden eylemin neden ibaret bulunduğunu, kanuni unsurları ile uygulanması istenen kanun maddelerini belirtmek suretiyle iddianameyi özetleyerek okuyabilir. Bundan sonra 83 ncü maddeye göre sanığın sorgusu yapılır"
83 ncü maddesi "Sorgunun başlangıcında, sanığa isnat olunan suçun neden ibaret olduğu anlatılır..." hükmünü içermekle,
Sorgudan sonra delillerin ikamesine başlanacağı (Md. 147), duruşmanın başlamasından itibaren de yapılması gereken işlemlerin bir tutanakla tespit edileceği (Md. 177) belirtilmektedir.
Tutanak; duruşmada yapılan bütün işlemleri, durulmada yaşanan bütün vakaları, verilen kararları içermeli ve tutanaktan, yargılama usulünün esaslı kurallarına uyulup uyulmadığının "yoruma yol uçmayacak" biçimde anlaşılması gerekmekledir (Md. 178).
Bu hükümlere göre;
Sanığın sorgusu "istinabe" yolu ile saptanmış olsa bile, bu yöntem istisnai olduğundan, sanık durulmaya geldiği takdirde, bu istinabe zaptı bilahare incelenmek üzere ikinci plana bırakılıp, yoklama yapılması, sanığın hu/ura alınıp açık duruşmaya başlanması, sanığın kimliğinin tespit edilmesi, iddianamenin okunması (vicahilik kuralına göre) gerekmektedir.
Bilindiği gibi; Ceza Yargılama Usulü hükümleri, maddi hakikate ulaşma amacı güden ceza yargılamasında, yargılamanın sağlıklı, saygın biçimde sürdürülmesi, sonuçla oluşan hükmün; yerindeliği, isabetliliği ve adalete olan saygınlığı temin ile bu amaca yardımcı olmaktadırlar. Usul hükümleri ile Devlet, yetkili organları aracılığı ile "Yargı Yetkisini" kullanırken, yargılamanın adil biçimde sürdürüldüğünü ortaya koyacak bu kurallar ile adeta kendini kısıtlamakta, usul hükümleri ile yargılama sırasında oluşabilecek ve saygınlığa gölge düşürebilecek her türlü anarşi bir bakıma önlenmiş bulunmaktadır. Usul hükümleri bu nedenledir ki, kamu düzeni ile ilgili olup, yerleşik yargı kararlarında belirtildiği gibi duraksamasız yargılama süreci içinde uygulanması gereken kurallar olmaktadırlar.
Ayrıca; Anayasanın 36 ncı maddesi "Adil Yargılanma" hakkını bünyesine almış olup, bu hak Türkiye'nin de kabul etmiş olduğu ve kanım hükmünde bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerine güre önem arz etmekte, üye devletlerin yürüttüğü yargılama sırasında, Adil Yargılanma yı gerçekleştirmeye yönelik hükümlerin uygulanmasını sağlamakla yükümlü olduğu vurgulanmaktadır. Hal böyle olduğunda, usul hükümlerine uyulması, yukarıda belirtilen önem yanında, Adil Yargılama yapmayı da saklayacağı cihetle, usul hükümlerine uyma gereğinin önemi fazlasıyla ortaya çıkmaktadır.
Bu açıklamalar çerçevesinde konu incelendiğinde;
Yargılamada; pasif suje konumunda olan sanığın "kim" olduğunu ortaya koyacağı cihetle, kimliğinin tespiti önemli bulunmakla, bu doğrultuda, sanığın adı, soyadı, yaşı, vatandaşlığı, öğrenim durumu, medeni hali, nüfusa kayıtlı olduğu yer, ikamet ettiği yerin saptanması açık biçimde gerekmektedir. Kimliğin bu şekilde tespiti, "yargılanan pasif suje" ile ilgili doğabilecek karışıklıkları engellemek amacı gütmekte, aynı zamanda yargılama sonunda uygulanacak olan cezanın ferdileştirilmesi ve ceza yerine geçen tedbirlerin de seçiminde büyük önem taşımaktadır.
Bu itibarla; kimlik tespitine ilişkin, gerek 353 S.K. nun 146, 83, gerek CMUK. nun 135, 236 v.b. maddelerinin buyurucu hükümlerine uyulması, sanık sorgusunun istinabe yolu ile yapılması halinde de tespit edilmiş kimliğinin dosyadaki kimlik bilgileri ile karşılaştırılması, doğruluğun tahkiki gerekmektedir.
Duruşma tutanaklarından Yerel Mahkemece bu gereklere uyulmadığı anlaşıldığından yöntem; usule aykırı bulunmakla, Başsavcılığın "yorum" yolu ile ulaştığı "kimlik konusunda kuşku bulunmadığı" yönündeki değerlendirmesi haklı bulunmamaktadır.
Ayrıca; iddianamenin istinabe mahkemesinde okunmuş olması halinde dahi yerel mahkemeye gelen sanık hakkında duruşma açılıp, kimlik tespitinden sonra ayrıca iddianamenin okunması ve bunu takiben 83 ücü md. ye göre sanığın sorgusunun yapılması gerekmektedir. Bu konu adil yargılanma ve "savunma" hakkı ile ilgili olduğu gibi, ilhamın tanıktan başka kamu tarafından da öğrenilmesini temine yönelik, duruşmanın "aleniliği" ilkesi ile de ilgili bulunmaktadır.
Bu kurallara uyulmaması da; 353 S.K. nun 207 nci maddesinde yer alan önemli noktalarda savunma hakkında kısıtlanması ve aleni yargılanmanın ihlâli anlamında bulunduğu cihetle, usul hükümlerine mutlak aykırılık teşkil etmekte ve bozmayı gerektirmektedir.
As. Yargıtay Drl. Krl. nun 24.12.1998 gün ve 1998/169-175, 12.12.1996 gün ve 1996/173-177, 2.3.2000 gün ve 2000/67-61, 11.12.1997 gün ve 1997/163-163 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.
Bu nedenlerle; Dairenin bozma kararının haklı ve yerinde bulunduğu. Başsavcılığın itirazının kabule değer olmadığı sonucuna varıldığından, itirazın reddine karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy