(353 S. K. m. 220)
Dosya incelendiğinde; sanığın 28.8.1999-12.7.2000 tarihleri arasında yakalanmakla sona eren bakaya suçunu işlediği sabit görülerek sanık hakkında Askerî mahkemece verilen mahkûmiyet hükmü Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş ve Başsavcılıkça yoldan savuşmak suçundan verilen mahkûmiyet kararını bozan Daire Kararma itiraz edildiği görülmektedir. Bu nedenle Kurulumuzca Daire Kararının bu bölümüyle ilgili olarak inceleme yapılmıştır.
Yapılan incelemede; 12.7.2000 tarihinde 2 gün yol süresi tanınarak eğitim birliğine sevk edilen sanığın, kabul edilebilir bir özrü olmadığı halde gecikerek 17.7.2000 tarihinde birliğine katıldığı ve böylece 15.7.2000-17.7.2000 tarihleri arasında yoldan savuşmak suçunu işlediği anlaşıldığından, As. C.K.nun 63/1-B, TCK. nun 59/2 nci ve 647 sayılı Kanunun 4 ncü maddeleri gereğince yapılan uygulamada yasaya aykırılık bulunmadığı gibi, uyuşmazlık da yoktur.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık, dolayısıyla kurulumuzca çözümlenecek husus, Askeri Mahkemenin yasaya uygun olarak tayin ettiği hürriyeti bağlayıcı cezanın 647 sayılı Kanunun 4 ncü maddesine göre para cezasına çevrilirken çarpma işleminde hata yapılması sonucu sanık lehine hükmettiği 60.840.000.TL. ağır para cezasının, aleyhte temyiz olmadığı halde, 76.050.000.TL. ağır para cezası şeklinde düzeltilerek onanmasının mümkün olup olmadığıdır. Bir başka ifadeyle, hükmün sanık aleyhine düzeltilerek onanabilmesi için aleyhe temyize gelinmiş olmasının zorunlu olup olmadığıdır.
Dairece; 353 sayılı Kanunun 220/2-D maddesinin, temyiz incelemesi sırasında cezanın süresi veya miktarında görülen ve sanık aleyhine sonuç doğuracak nitelikte bulunmayan maddi hatalar nedeniyle hükmün bozulması gereken durumlarda düzelterek onamaya imkan verdiği, buna karşılık düzeltilmesi sanık aleyhine sonuç doğuracak hatalar nedeniyle hükmün bozularak düzeltilmesi için, sanık aleyhine temyize gelinmesinin zorunlu olduğu sonucuna varılmıştır.
Başsavcılık ise; söz konusu maddede, hatanın sanık lehine ya da aleyhine yapılmış olması şeklinde bir ayırım yapılmadığından, her iki durumda da hükmün düzeltilerek onanmasının mümkün olduğu görüşündedir.
"Askerî Yargıtay'ca hükmün bozulması ve esasa hükmedilecek haller" başlığını taşıyan 353 sayılı Askerî Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununun 220 nci maddesinin ikinci fıkrasında "Askerî Yargıtay, kanunun hükme esas olarak tespit edilen vakalara uygulanmasında yanlışlık yapılmasından dolayı hükmü bozmuş ise aşağıda yazılı hallerde bizzat davanın esasına hükmeder." hükmüne yer verilmiş ve devamında on bent halinde bu haller sınırlı olarak sayılmıştır. Bu hükme göre temyiz incelemesi sırasında saptanan bozmaya neden olan hususlar yeniden yargılama yapmayı gerektirmediği takdirde hüküm mahkemesinin yerine geçmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmektedir. Bununla beraber, CMUK. nun 326.maddesinin dördüncü ve 353 sayılı Kanunun 227. maddesinin üçüncü fıkrasına göre; hüküm, yalnız sanık tarafından veya onun lehine temyiz edilmiş ise, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamayacağından, hükmün sanık aleyhine düzeltilmesi mümkün değildir. Bir başka söyleyişle, aleyhe düzeltme yapabilmek için aleyhe temyize gelinmiş olması zorunludur. Askerî Yargıtay'ın kararları da bu doğrultudadır (Drl.Krl.nun 11.5.1989 tarih ve 125-131 sayılı kararı).
Ancak, hükmün ıslahı, yani düzeltilerek onanması için öncelikle bozulması gerekmektedir; yani hükümdeki kanuna aykırılık bozmayı gerektirecek derecede önemli değilse, bozma yapılamayacağına göre, düzelterek onamadan da söz edilemeyecektir. Bu nedenle önce, hükümdeki yasaya aykırılığın bozma sebebi sayılıp sayılmaması hususunun incelenmesi gerekmiştir.
Temyiz kanun yolu, hükmün kural olarak bozulması suretiyle hukuka aykırılığın giderilmesi için kabul edilmiş bir kanun yolu olduğundan, her hukuka aykırılık kural olarak bozmayı gerektirmelidir. Ne var ki, kanun yolunun yargılamayı uzattığı da bir gerçektir. Halbuki yargılamanın mümkün olduğu kadar çabuk sonuçlanması ve suçluların bir an önce cezalandırılması yargının görevidir. Bu nedenle, tüm hükümlere karşı temyize gidilmesi bu kanun yolunu işlemez hale getireceğinden, önemsiz sayılabilecek kararlardaki aykırılığa göz yumulabileceği düşüncesiyle her hükme karşı değil, fakat önemli hükümlere karşı temyiz kanun yoluna gidilmesi kabul edilmiştir. Nitekim temyizi mümkün olmayan hükümler,
Bu düşünceden hareketle, önemsiz sayılabilecek bazı kanuna aykırılıkların (örneğin; hükme etkili olmayan aykırılıklar, sadece sanık lehine konulmuş olan kurallara sanık aleyhine bozma sonucu doğurabilecek aykırılıklar, ayrı bir dava açılması suretiyle giderilecek aykırılıklar) bozma sebebi sayılmaması da kabul edilmiştir. Bu bağlamda cezanın artırılamayacağı hallerde sadece cezayı artırmaya yol açacak aykırılıklar da bozma sebebi sayılmamaktadır (KUNTER-YENISEY, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11.Bası Sh.l 119-1121).
Uygulamada da CMUK nun 326/4 ncü ve 353 sayılı Kanunun 227/3 ncü maddesine göre; hüküm yalnız sanık tarafından veya onun lehine temyiz edilmiş ise, yeniden verilen hüküm, önceki hükümle tayin edilmiş olan cezadan daha ağır olamayacağından, sadece "cezayı artırma sonucunu doğuracak aykırılıklar" bozma sebebi sayılmamakta, mahkemeleri uyarmak için, bu aykırılığa değinilmekle yetinilmektedir.
Burada bir hususu belirtmekte yarar vardır. 15.1.1969 tarih ve 1-2 sayılı Askerî Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurul Kararında da açıklandığı üzere, aleyhe bozma yasağının "vasfa, usule, maddi hatalara ve bozma neticesi hükmün var sayılamayacağı hallere teşmili mümkün görülmediğinden .... hükme müessir olan hukuki bir kuralın uygulanmaması yahut yanlış uygulanması halleri ile kanuna mutlak aykırılık teşkil eden hallerde aleyhe temyiz olmasa bile kazanılmış hak saklı tutulmak kayıt ve şartı ile her halde hükmün bozulması zorunludur.
Somut olayda; sanık hakkında uygulanan yasa hükümlerinde, temel cezanın tayininde, TCK. nun 59 ncu maddesi uyarınca cezasından indirim yapılmış olmasında, indirim miktarında ve hapis cezası para cezasına çevrilirken beher gün karşılığının üç milyon kırk iki bin Türk Lirası olarak hesaplanmasında yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Buradaki aykırılık işlem hatasından ibarettir. Askerî mahkemece hürriyeti bağlayıcı ceza para cezasına çevrilirken çarpma işleminde hata yapılarak 76.050.000.TL. ağır para cezası yerine, 60.840.000.TL. ağır para cezasına hükmedilmiştir. Ve hüküm yalnızca sanık tarafından temyiz edilmiştir. Dolayısıyla hükmün Askerî Yargıtay'ca bozulması halinde hüküm mahkemesince, sanığa önceki hükümle tayin olunan cezadan daha ağır bir ceza verilemeyecek, çarpma işleminde yapılan yanlışlık, doğrusu yapılmak suretiyle giderilerek infazı gereken cezanın yine önceki hükümle tayin olunan (60.840.000 TL.) ağır para cezası olduğuna işaret edilecektir. Bu nedenle, Dairece; hükümdeki işlem yanlışlığına işaret edildikten sonra onama kararı verilmesi gerekirken, söz konusu aykırılığın bozma nedeni sayılmasında isabet görülmemiş, Başsavcılığın itirazının değişik gerekçeyle kabulü gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy