(1412 S. K. m. 74)
Sanık İs.Onb. K.K.'nın kendisini harici posta yapacağına dair söz verdiğini ileri sürdüğü Fabrika Komutanı Albay F.D.'nin gıyabında, fakat Bölük Komutanı Yzb. H.K.'nm huzurunda Alb. F.D.'nin "29.6.2000 tarihine kadar kendisini harici posta yapmadığı takdirde onu öldüreceğini" söylediği ve böylece üstü tehdit suçunu işlediği dosyada mevcut delillerle sabit olup bu hususta bir kuşku bulunmadığı gibi, uyuşmazlık da yoktur.
Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; sanığın askerliğe elverişlilik durumu ile cezai ehliyetinin tespiti konusunda eksik soruşturma bulunup bulunmadığına ilişkin olup:
Dairece; sanığın tüm aşamalarda psikolojik rahatsızlığı bulunup tedavi gördüğüne ve bu ruh hali içinde yüklenen suçu işlediğine dair savunması ile dosyadaki bilgi ve belgeler birlikte değerlendirildiğinde, askerliğe elverişlilik durumu ile cezai ehliyetinin tam teşekküllü bir sağlık kurumunda (GATA As. Hst.) müşahede ye alınmak suretiyle belirlenmesi gerekirken huzurda dinlenen bilirkişi mütalaası ile yetinilmesinin yasaya aykırı olduğu, dolayısıyla bu konuda eksik soruşturma bulunduğu sonucuna varılmış iken,
Askerî Mahkeme; sanığın cezai ehliyetini etkileyen psikiyatrik bir rahatsızlığı bulunup bulunmadığının usulüne uygun olarak araştırıldığı, bu konuda CMUK.'nun 74. maddesi gereğince bilirkişi olarak dinlenen Dr. A.C.'nin psikiyatri uzmanı olup sanığın tedavisini yapması sebebiyle, durumunu en iyi şekilde değerlendirme imkanına sahip olduğu, bu bilirkişinin huzurda yaptığı muayene sonunda sanığın cezai ehliyetinin tam olduğuna dair mütalaasının usûl ve fenne uygun olduğu, bu nedenle başkaca bir araştırma yapılmasına gerek bulunmadığı, kaldı ki bilirkişinin gerek görmemesine rağmen, mahkemece sanığın resen müşahedesine karar verilmesinin CMUK. nun 74. maddesine aykırılık oluşturacağı gibi, Eskişehir'de tam teşekküllü bir Askerî hastane mevcut olduğundan, sanığın GATA'ya şevkine gerek bulunmadığı, özetle bu konuda eksik soruşturmanın söz konusu olmadığı kanısındadır.
Dosya bu açıdan incelendiğinde;
Sanığın 21.4.2000 ve 8.5.2000 tarihlerinde birlik revirinde muayene edilip 9.5.2000 tarihinde Afyon Devlet Hastanesi Psikiyatri servisine sevk edildiği, 14.5.2000 tarihinde kıta tabibi tarafından "Anksiyete" tanısı ile bir gün yatak istirahatı verildiği, 15.5.2000 tarihinde hap içerek intihara teşebbüs etmesi üzerine Eskişehir Hava Hastanesine sevk edildiği, 18.5.2000 tarihine kadar yatarak burada tedavi gören sanığa "Reaktif Anksiyete" tanısı konularak 20 gün istirahat verildiği, kısa bir süre sonra rahatsızlanması üzerine 26.5.2000 tarihinde sevk edildiği Eskişehir Hava Hastanesince psikiyatri servisine yatırılıp 31.5.2000 tarihinde "Anksiyete bozukluğu" tanısı konulup tedavisine kıtasında devam olunmak üzere taburcu edildiği, Ankara Mevki Asker Hastanesince düzenlenen 7.6.2000 tarihli raporda sanığın rahatsızlığının "Depresif mizaçlı uyum bozukluğu" olarak ifade edildiği, ayrıca sevk edildiği Eskişehir Hava Hastanesi Psikiyatri Polikliniğinde yapılan muayenesi sonunda "Antisosyal kişilikte Anksiyete bozukluğu" tanısı konularak Sağlık Kurulunun 20.11.2000 tarihli raporu ile bir ay hava değişimine gönderildiği anlaşılmakta ve bu sağlık işlemlerinden hava değişimi raporu ve rapor öncesi muayeneleri ile ilgili belgelerin hükmün Askerî Yargıtay'ca bozulmasından sonra dava dosyasına girdiği, duruşmada ikame olunmadığı gibi bilirkişi tarafından da değerlendirilmediği görülmektedir.
Diğer taraftan Birlik Komutanlığınca düzenlenen vaka kanaat raporu ile kıta anket formlarında, sanığın davranışlarının dengesiz olduğu, bazen amirlerini vurmayı, bazen de intiharı düşündüğü ve intihar etmesinden endişe duyulduğu belirtilmiştir.
Bütün bu belge ve bilgiler sanığın psikiyatrik yönden rahatsız olup tedavi gördüğüne dair savunmasını doğrulamaktadır.
Duruşma sırasında sanığın şuurunun tetkiki maksadıyla mahkemece bilirkişi tayin edilen Eskişehir Hava Hastanesinde görevli Psikiyatri Uzmanı Tbp.Yzb.A.C, sanığı muayene ettikten sonra; sanığın suç tarihinde ve halen cezai ehliyetinin tam olduğuna ve müşahede altına alınmasına gerek olmadığına dair mütalaa bildirmiş, mahkemece de bilirkişi mütalaası yeterli görülerek sanığın mahkumiyeti cihetine gidilmiştir. Bu konuda izlenen yol, CMUK nun 66 ncı maddesinin dördüncü fıkrası ile 74. maddesinin sözüne uygun ise de;
Kanunumuz vicdani delil sistemini benimsemiş olduğundan, delilleri serbestçe değerlendirme hak ve yetkisine sahip olan hakimin, delillerin değerlendirme vasıtası olan bilirkişi beyanını da bilimsel yönden yeterli ve yerinde olup olmadığını serbestçe değerlendirme yetkisine sahip olduğundan kuşku yoktur. Bir başka anlatımla, hakim, Adli Tıp Genel Kurulunun teknik ihtisas alanındaki kararları dışında bilirkişi mütalaası ile bağlı tutulamaz (Kunter-Yenisey, Ceza Muhakemesi Hukuku, İstanbul II. Bası.42.5 (335) s.555). Bu nedenle bilirkişi gerek görmemiş olsa bile, mahkemece; sanığın şuurunun tetkiki amacıyla resen gözlem altına alınmasına bir engel bulunmamaktadır. Bilakis, sanığın psikiyatrik bir rahatsızlığı bulunduğuna dair dosyada delil mevcut ve sanık veya müdafiinin bu konuda talebi varsa gözlem altına alınma bir bakıma zorunludur. Böyle bir durumda talebin reddi, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracaktır. Şu halde bilirkişinin aksi yöndeki mütalaasına rağmen mahkemece sanığın gözlem altına alınması mümkün bulunmaktadır.
Diğer taraftan, TSK Sağlık Yeteneği Yönetmeliğinin 6. maddesine göre, yükümlülerin askerliğe elverişli olup olmadıklarına karar vermek yetkisi Askerî Hastane Sağlık kurullarına ait olup hastalık ve arızaları, Hastalıklar ve Arızalar Listesinin B ve D dilimine girenler askerliğe elverişli olmayanlar olarak gruplandırılmaktadır.
Sanığa konulan tanılardan bir kısmının anılan Yönetmeliğin Hastalıklar ve Arızalar Listesinin 15-18 nci maddelerinde sayılan rahatsızlıklardan olması karşısında, sanığın askerliğe elverişli olup olmadığının tespiti bakımından sağlık kuruluna çıkarılmasında zorunluluk vardır. Psikiyatrik rahatsızlıkların oldukça çeşitlilik göstermesi nedeniyle isabetli bir tanı konulabilmesi için hastanın davranışlarının belirli bir süre izlenmesi gerektiği de yorum yapılmayacak kadar açıktır.
Somut olayda; suç tarihinden kısa bir süre önce başlayıp suç tarihinden sonra da devam eden psikiyatrik rahatsızlıkları bulunduğu anlaşılan sanığın, suç tarihinde kendisini kaybettiğine dair ısrarlı savunması ve gözlem altına alınmamasını temyiz sebebi yapmış olması karşısında, sanığın gözlem altına aldırılmamış olmasını eksik soruşturma olarak gören Daire Kararında isabet görülmüştür.
Dairenin bozma kararında sanığın gözlem altında bulundurulacağı hastaneyi GATA Askerî Hastanesi olarak belirlemesine gelince;
353 sayılı Kanunun 62 nci ve CMUK. nun 66/1 nci maddesine göre bilirkişinin tayini ve adedinin tespiti Askerî mahkemeye ait olduğundan, hüküm mahkemesi, sanığın gözlem altında bulundurulacağı hastaneyi 353 sayılı Kanunun 62/2-3 ncü maddesi hükmünü dikkate almak kaydıyla serbestçe belirleme yetkisine sahip bulunmaktadır. Ancak somut olayda durum farklıdır.
Bir kere, Askerî Mahkeme bilirkişi mütalaası ile yetinmekle bu yetkisini kullanamayacağını açıkça belirtmiştir. Bu nedenle Askerî mahkemenin takdir hakkına müdahale söz konusu değildir.
İkinci olarak, Eskişehir Hava Hastanesinde görevli ruh hastalıkları uzmanı Tbp.Yzb.A.C, daha önce sanığı muayene edip belirli bir süre tedavisini üstlenmesinin yanı sıra, duruşma sırasında sanığın gözlem altında bulundurulmasına gerek olmadığına dair mütalaa bildirmiştir. Sanığın bu hekimin görev yaptığı klinikte gözlem altına alınması halinde, adı geçen hekim tarafından bu süre sonunda cezai ehliyetinin tam olduğuna dair düzenlenecek raporun objektifliği ister istemez tartışma konusu olacak, en azından bu konuda sanığın duyacağı kuşkuyu ortadan kaldırmak mümkün olmayacaktır. Hâlbuki bilirkişinin tarafsız olması şarttır.
Üçüncüsü, Türk Silahlı Kuvvetleri Personelinin Sağlık Muayene Yönergesi (MY 33-2A) hükümlerine göre; Sağlık kurulu raporlarına idari yönden itiraz mümkün olup itiraz üzerine ilgili bir başka Askerî hastaneye kontrol muayenesine gönderilmektedir. Bu iki rapor arasında tanı ve karar bakımından uyumsuzluk bulunduğu durumlarda veya ilgili kişinin rapor kararma karşı girişimde bulunması halinde bir üçüncü Askerî hastane sağlık kurulunda muayene yaptırılması (hakem muayenesi) gerekmektedir. Bu ise oldukça zaman kaybına neden olmaktadır.
Öte yandan 2659 sayılı Kanunun 31 nci maddesine göre "Yüksek Öğretim Kurumları veya birimleri adli tıp mevzuatı çerçevesinde adli tıp olaylarında ve diğer adli konularda Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununa göre resmi bilirkişi" sayılmaktadırlar.
2955 sayılı Gülhane Askerî Tıp Akademisi Kanununa göre; GATA Türk Silahlı Kuvvetlerinin sağlık bilimleri alanında en yüksek danışma organı olup lisans ve lisansüstü düzeyde eğitim ve öğretim, bilimsel araştırma ve yayım yapan, muvazzaf Askerî tabip ve diğer sağlık birimleri alanında Askerî personel yetiştiren bir yükseköğretim kurumudur.
Sanıkların gözlem altında bulundurulmaları sonunda düzenlenen adli raporların mümkün olduğunca birden fazla uzman tarafından düzenlenmesinde, konulacak tanı ve verilecek kararın isabeti açısından sayısız yarar vardır. Gözlem altında bulundurulma her şeyden önce sanığın davranışlarının belirli bir süre gözlenmesini, tartışılıp değerlendirilmesini ve bu maksatla bir konsültasyonu gerektirmektedir. Akademik öğrenim veren bir kurumda yapılacak muayene ve incelemenin bunun sonucu düzenlenecek raporun bilimsel yönden daha doyurucu olacağında kuşku yoktur. Bu nedenle Dairenin bozma kararında sanığın cezai ehliyeti ile askerliğe elverişlilik durumunun tespiti amacıyla gözlem altına alınması gereken hastanenin GATA Askerî Hastanesi olarak belirlenmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Açıklanan nedenlerle, Dairenin bozma ilamına uyulup, gereğinin yerine getirilmesinden sonra bir hüküm kurulması gerekirken, yukarıda yazılı olduğu gibi, sanığın cezai ehliyeti ve askerliğe elverişlilik durumu doyurucu bir şekilde tespit ettirilmeden, eksik soruşturma ile sanığın mahkumiyetine karar verilmiş olması yasaya aykırı bulunmuş ve hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy