(765 S. K. m. 119)
Dosyadaki kanıtlara göre; sanık adına çıkarılan celp çağrı pusulasının 17.10.2000 tarihinde bizzat kendisine tebliğ edildiği, 11-21.11.2000 tarihleri arasında askere sevk için şubede olması istenen sanığın, 21.11.2000 tarihinde şubeye gelip (1) gön yol süresi ile birliğine sevk edildiği, 23.11.2000 tarihinde birliğine katılması gerekirken, 1 gün gecikerek 24.11.2000 tarihinde birliğine katıldığı, atılı suçun TCK. nın 119 ncu maddesi kapsamına girmesi nedeniyle, sanık adına "ön ödeme" tebligatı çıkarıldığı, ödemenin (10) gün içinde yapılması istenip sanığa tebliğ edildiği, ancak sanığın bu süreyi geçirerek ödeme yaptığından hakkında kamu davası açıldığı anlaşılmaktadır.
Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken husus, sanığın birliğine geç katılmasının haklı bir mazerete dayanıp dayanmadığına ilişkindir.
Daire ile sanığın otobüslerde yer bulamadığına ilişkin savunmasının, sevk için çağrı pusulasında sevk edildiği birliğin adı ve yeri açık olarak yazılı olduğundan, bilet almak için yeterli zamanı bulunması sebebiyle mazeret olarak kabul edilemeyeceği sonucuna varılmış iken,
Askeri Mahkemece; sevk belgesi ile yol ve yiyecek bedeli verilmeden yükümlülere bilet alma veya yer ayırtma sorumluluğu yüklenemeyeceği, dolayısıyla sanığın otobüslerde yer bulamadığına ilişkin aksi kanıtlanamayan savunmasının haklı ve geçerli bir mazeret sayılacağı, bu nedenle de sanığa yüklenen suçun unsurları itibariyle oluşmadığı gerekçesiyle eski hükümde direnilerek sanığın beraatına karar verilmiştir.
Askeri Ceza Kanununun 63/1-A maddesinde düzenlenen Geç İltihak Suretiyle Bakaya suçunun oluşması, sanığın "kabul edilebilir" bir özrü bulunmamasına bağlıdır. Kanunda "özür" ün tanımı yapılmadığı gibi, özür sayılabilecek durumlar da açıklanmamıştır. Askeri Yargıtay'ın yerleşmiş kararlarına göre, yükümlünün birliğine zamanında katılmasına engel teşkil eden veya seyahat etmesini güçleştiren doğa olayları, yükümlünün rahatsızlığı veya yakınlarından birinin ölümü ya da ağır hastalığı gecikme süresi de dikkate alınmak suretiyle "özür" kabul edilmektedir.
Dava konusu olayda; sevk tarihinden bir ay önce kendisine tebliğ edildiği anlaşılan Celp Çağrı Pusulasında sanığın sevk olunacağı birliğin adı ve yeri açık bir şekilde belirtilmiş okluğundan ve bilet ayırtmak için herhangi bir ücret talep edilmediğinden, sanığın, otobüslerde yer bulamadığına dair hiç bir dayanağı bulunmayan mücerret savunmasının "özür" olarak kabulüne imkan bulunmamakta ise de; Sanığa yüklenen suç ön ödeme kapsamında olup ön ödemenin süresinde yapılmaması sebebiyle kamu davası açılmış olması karşısında, ön ödeme tebligatının usulüne uygun olarak yapılıp yapılmadığı ile ödemedeki gecikmenin zorunlu nedenlerden ileri gelip gelmediği hususunun öncelikle incelenmesi gerekmiştir.
TCK. nun 119 ncu maddesine göre on ödemeye tabi olduğunda kuşku bulunmayan sanığa yüklenen suçla ilgili olarak Askeri Savcılıkça çıkartılan ön ödeme emri, memur tarafından bizzat sanığa imzalatılmak suretiyle savcılık kıdeminde tebliğ edilmiştir. Ancak, bu tebligatın 353 sayılı Kanunun 5171 nci maddesine uygun olarak "tebliği gereken belgenin onaylanmış bir benzerinin kendisine verilmesi" suretiyle yapılıp yapılmadığı dosya içeriğinden anlaşılamamaktadır. Bununla beraber, sanığın ödemeyi yapmış olması sebebiyle, tebligatın usulüne uygun olarak yapıldığı kabul edilse bile,10 günlük ön ödeme süresinin sanık yönünden başladığını söylemek olanağı yoktur. Zira, erbaş ve erlerin amirlerinden izin almaksızın kışla dışına çıkmaları suç teşkil etmektedir. Bu nedenle, kendisine mesai gün ve saatleri içerisinde izin verilmemiş bir erbaş veya erin ön ödemeyi süresi içinde yapmaması sebebiyle sorumlu tutulması, hukuka ve hakkaniyete uygun düşmeyecektir.
Somut olayda; sanık ön ödemeyi geç yapmasına mazeret olarak Bölük Komutanlığından izin alamamasını göstermiş, ancak bu savunması mahkemece araştırılmamıştır.
Sanık, gecikmeli de olsa "ödemeyi" yaptığına ve bu konudaki iradesini olumlu şekilde ortaya koyduğuna göre, er statüsünde olan, Askeri hizmet ve kurallar gereği hareket serbestisini haiz olmayan sanık, ön ödemede bulunmak amacı ile izin istemiş, fakat amirlerince kendisine izin verilmemiş ise, sürenin geçirilmesinde kendisine kusur yüklenemeyeceğini, dolayısıyla sanığın "zorlayıcı nedenler" karşısında bulunduğunu kabul etmek gerekir. Bir başka ifadeyle, izin alamadığı sürece, sanık yönünden bu süre işlemeyecektir.
Bu itibarla; "ön ödeme" ile ilgili tebligatın bir suretinin sanığa elden verilip verilmediği de ayrıca araştırılarak savunmasında belirttiği hususlar birliğinden sorulmak suretiyle, elde edilecek bilgilerin değerlendirilmesi sonucu bir karar verilmesi gerektiğinden, hükmün öncelikle noksan soruşturmadan bozulması gerektiği sonucuna varılmıştır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy