(353 S. K. m. 133)
Dava dosyasının incelenmesinden Daire ile Başsavcılık arasında, asker sanığın sorgusu yapıldıktan sonra birliği komutanlığı aracılığıyla duruşmaya çağrılmadan ve kendisinin duruşmadan vareste tutulma işlemi olmadan duruşmadan vareste tutulup, gıyabında yargılama yapılarak hükmün kurulması durumunda savunma hakkının kısıtlanmış olup olmadığı konusunda uyuşmazlık çıktığı anlaşılmaktadır.
Dairece; sanığın duruşmadan vareste tutulmasına karar verilmesinde yasaya aykırılık bulunduğu kabul edilmekle beraber, bu aykırılığın, sanığın savunma hakkını kısıtlamadığı, dolayısıyla kanuna mutlak aykırılık sayılmayacağı gibi, hükme etkisi bulunmadığından bozma sebebi teşkil etmeyeceği sonucuna varılmış iken, Başsavcılık, sanığın savunma hakkının kısıtlandığı görüş ve düşüncesindedir.
Dosya bu açıdan incelendiğinde; 13.12.2000 tarihindeki duruşmaya çağrılan sanığın, çağrıya uyup duruşmaya geldiği, bu oturumda sorgusu tespit edilerek psikiyatrik muayenesinin yaptırılmasına karar verilip duruşmanın 22.12.2000 tarihine tehir edildiği, bu oturuma katılan sanığın psikiyatrik muayenesinin yaptırıldığı, bilirkişinin lüzum görmesi üzerine cezai ehliyetinin ve askerliğe elverişlilik durumunun saptanması açısından gözlem altına alınmasına karar verilerek duruşmanın 20.2.2001 tarihine bırakıldığı, ancak çağrılmadığı için sanığın hu oluruma katılmadığı, "daha önce sorgusunun tespit edilmiş olması ve mahkemenin bulunduğu yer dışında bulunduğu" gerekçesiyle, 353 S.K.nun 136/3. maddesi uyarınca duruşmadan vareste tutulup, yargılamaya sanığın yokluğunda devam edilerek duruşmanın bitirildiği görülmektedir.
Sanığın duruşmada hazır bulunması maddi gerçeğin ortaya çıkarılması, savunmanın sağlanması ve cezaların şahsileştirilmesi sebepleri açısından fayda sağladığından kanunlarda hem hak hem zorunluluk olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle ceza yargılamasında kural, sanığın duruşmada hazır bulunmasıdır (CMUK md.224/1 ve 353 S.K.md. 134/1) ve aynı nedenle Askeri mahkemeye gelmeyen sanık hakkında kural olarak duruşma yapılmaz (CMUK. md. 223/1 ve 353 S.K. md.133). Bununla beraber sanığın yokluğunda duruşma yapılmasının iki istisnası vardır:
a) Sanık gaiptir.
b) Sanık hazır değildir.
Sanık hazır bulunmadan duruşma yapılabilecek istisnai haller Kanunda sınırlı olarak sayılmıştır (CMUK md. 22.V3-son, 224/son. 225, 226/1-4-son; 353 S.K. md. 133/2. 135. 136/1-3-6-7).
Sanığın duruşmada hazır bulunmak zorunluluğundan kurtarılması, yani duruşmadan vareste tutulması bu istisnalardan bin olup CMUK. nun 226 ve 353 S.K. nun 136. maddelerinde benzer şekilde düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre sanığın duruşmadan vareste tutulmasına, sanık veya vekâletnamede sarahat bulunması kaydıyla müdafiinin istemine bağlı olarak karar verilebilir. Şu halde, sanığın istemi yoksa kural olarak duruşmadan vareste tutma kararı verilemez; dolayısıyla sanık hazır bulunmaksızın duruşma yapılamaz ve hüküm verilemez. Bununla beraber sanığın istemi olmaksızın duruşmadan vareste tutulması, bir başka ifadeyle sanık hazır bulunmadığı halde duruşma yapılıp yokluğunda hüküm kurulması. 353 S.K. nun 136. maddesinin üçüncü ve daha sonraki fıkralarında düzenlenmiştir. Üçüncü fıkra hükmüne göre, sanık talik veya tehiri takıp eden günde duruşmaya gelmez ise dava hakkında evvelce kendisi sorguya çekilmiş ve artık huzuruna mahkemece lüzum görülmemiş olması şartıyla vareste istemi olmasa dahi dava yokluğunda bitirilebilecektir. Bu durum CMUK. nunda daha açık bir şekilde ifade edilmiştir. Nitekim 224. maddenin son fıkrasında "Sanık savuşur veya ara vermeyi takip eden duruşmaya gelmezse dava hakkında evvelce kendisi sorguya çekilmiş ve artık huzuruna mahkemece lüzum görülmemiş olursa dava gıyabında bitirilebilir." denilmektedir.
Bu hükme göre sanığın yokluğunda duruşma yapılabilmesi için, her şeyden önce usulüne uygun olarak duruşmaya çağrılması, bu çağrıya uymayarak gelmemesi ve gelmemenin haklı sebeplere dayanmaması gereklidir. Bir başka ifadeyle, sanık usulüne uygun olarak çağrılmamış veya gelmemesi için haklı nedenler varsa, sanığın yokluğunda duruşmaya devam edilerek hüküm kurulması mümkün değildir.
Diğer taraftan, sanıkların yokluğunda yapılan son soruşturmada uygulanmak üzere Avrupa çapında "Taban Kurallar" kabul edilmiştir. Hu kurallardan birincisi, sanığın çağrıldığını gerçekten öğrenmesi şanını getirmiştir (Kunter-Yenisey Ceza Muhakemesi Hukuku-11. Bası No: 247 ve 470). Dolayısıyla, sanığın duruşmaya çağrılmaması, gelmemesi için haklı bir sebeptir. Sanık olan asker kişiler bağlı bulundukları birlik komutanının veya Askeri kurum âmirinin emri ile duruşmaya getirileceklerinden (353 S.K. md.119 ve 81) birlik komutanı veya kurum amirinin asker kişi sanığın Askeri mahkemeye gitmesine eğitim, tatbikat gibi nedenlerle izin vermemesi veya bir başka nedenle göndermemesi de haklı neden sayılmalıdır Birlik komutanın izin vermemesi veya mahkemeye göndermemesi, ü/ellikle görevleri gereği bulunmak zorunda oldukları yerlerden ayrılmaları suç sayılan erbaş ve erler yönünden daha da belirgin bir haklı neden tenkil edecektir.
Bu hükme aykırı olarak sanığın yokluğunda duruşmaya devam olunup hüküm verilmesi halinde, duruşmanın "yüze karşılık" özelliği ihlal edilmiş olacağı gibi, sanığın savunma hakkı da kısıtlanmış olacaktır. Zira sanığın duruşmada hazır bulunması yüze karşılık özelliğinin olduğu kadar savunma hakkının da bir sonucudur.
Somut olayda, sanığın usulüne uygun olarak duruşmaya çağrılmadığı anlaşıldığından, yargılamanın usul hükümlerine aykırı olarak sürdürüldüğü, böylece sanığın savunma hakkının kısıtlandığı sonucuna varılmış ve Başsavcılığın itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılarak hükmün usul yönünden bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy