(1632 S. K. m. 3) (211 S. K. m. 115) (353 S. K. m. 9,11)
Gölcük Tersanesi Komutanlığı İKK ve Güvenlik Müdürlüğü emrinde Devlet Memuru olarak görev yapan sanığın, olay tarihinde yanında yabancı bir kişi olduğu halde, Twingo marka özel araçla Tersane Komutanlığı kapısına geldiği, kendisini kontrol eden görevlilerin araç giriş ve misafir kartı alması konusundaki uyarılarına aldırmadan Tersaneye giriş yaptığı, Yerel Mahkemece, sanığın bu şekilde gelişen eyleminin, T.C.K. nun 260 ncı maddesinde yazılı memura pasif mukavemet suçunu oluşturduğunun kabul edildiği anlaşılmaktadır.
Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken sorun, sanığın bu suçla ilgili davasına "Askeri mahkemenin hâkim sınıfından olan erinden birisi tarafından" mı, yoksa "kurul halinde Askeri mahkeme tarafından" mı? bakılacağına ilişkin bulunmaktadır.
Daire, bu suç nedeniyle yargılamanın, Askeri mahkemenin hâkim sınıfından olan üyelerinden birisi tarafından yürütülmesi gerektiği görüşüyle hükmü bozmuş, Başsavcılık ise; yüklenen suç açısından sanığın "asker kişi" sıfatının bulunmadığı, işlenen suçun ASCK nun EK 6 ncı maddesinde yazılı olması Türk Ceza Kanununu doğrudan ihlal etmemesi sebebiyle Askeri suç" niteliğini taşıdığı, bu nedenle sanık hakkındaki davanın kurul halinde sonuçlandırılmasının yasaya uygun olduğu görüşüyle Daire kararına itiraz etmiştir.
Bu görüşler ve değerlendirmeler karşısında, "Askeri suç" kavramı ile Milli Savunma Bakanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan "Sivil Personelin" Askeri yargıya tabi olma yıllarının tartışılması zorunlu görülmüştür.
Gerek uygulamada gerek öğretide Asken suçlar:
1- Unsurları ve cezalarının tamamı Asken i eza Kanununda yazılı olan, başka bir anlatımla Askeri Ceza Kanunu dışında hiçbir ceza kanunu ile cezalandırılmayan suçlar,
2- Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanununda, kısmen diğer ceza kanunlarında gösterilen suçlar,
3- Türk Ceza Kanununa atıf suretiyle Askeri suç haline dönüştürülen suçlar,
Şeklinde tanımlanmaktadır.
Bu tanıma göre, Askeri Ceza Kanununun Türk Ceza Kanununa "atıf suretiyle" cezalandırdığı suçlar da Askeri suç olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle Askeri Ceza Kanunun EK-6 ncı maddesinde sayılan Türk Ceza Kanununda yapılı suçların Askeri suç oldukları konusunda herhangi bir duraksama bulunmamaktadır.
Bu bağlamda sanığa yüklenen ve Türk Ceza Kanunun 260 ncı maddesinde yazılı olan mukavemet suçunun da Askeri Ceza Kanunun EK-6 ncı maddesinde sayılan suçlar arasında yer alması nedeniyle, Askeri suç olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu suçun 353 Sayılı Kanunun EK 1 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yazılı "başka kanunlarda yazılı suç" kavramı içerisinde değerlendirilmesi olanaklı görülmemektedir.
Anayasanın 145 nci maddesi; "Askeri Yargı, Askeri mahkemeler ve disiplin mahkemeleri tarafından yürütülür. Bu mahkemeler, asker kişilerin, Askeri olan suçlan ile bunların asker kişiler aleyhine veya Askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işledikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.
Askeri Mahkemeler, asker olmayan kişilerin özel kanunda belirtilen Askeri suçları ile kanunda gösterilen görevlerini ifa ettikleri sırada veya kanunda gösterilen Askeri mahallerde askerlere karşı işledikleri suçlara da bakmakla görevlidirler," hükmünü içermektedir.
Askeri Mahkemelerin genel görevleri 353 Sayılı Kanunun 9 ncu maddesinde, asker olmayan kişilerin Askeri mahkemelerde yargılanmaları koşullan da aynı Kanunun 11 nci maddesinde düzenlenmiş bulunmaktadır.
CMUK nun 6/son maddesi; "Asker olmayanların muhakemelerine her halde umumi mahkemelerde bakılır." demek suretiyle, sivillerin kural olarak adli yargıya tabi olduklarını ifade etmektedir. Dolayısıyla asker olmayan kişilerin Askeri mahkemelerde yargılanmaları; işlenen suçun:
1 - Askeri suç sayılması,
2- 353 Sayılı Kanunun 1 inci maddesinde gösterilmiş olması,
Şartlarına bağlı bulunmaktadır.
Sanık Gölcük Tersanesi Komutanlığı İKK ve Güvenlik Müdürlüğü emrinde Devlet Memuru olarak görev yapmaktadır. Bu niteliği yönünden, ASCK nun 3 ncü maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan "...Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel," konumunda bulunduğu için asker kişi sayıldığı ve 353 Sayılı Kanunun 10 ncu maddesinin C bendindeki düzenlemeye göre de, bu kanunun uygulanması yönünden asker kişi olarak kabul edildiği görülmektedir.
Askeri Ceza Kanunun 3 ncü maddesi, "Askeri şahıslar Mareşal (Büyük Amiral)den asteğmene kadar subaylar ile kıdemli başçavuştan ere kadar erat ve bilumum Askeri memurlar, Askeri adli hakimler ve müstahdemler ve Askeri talebelerdir." şeklinde iken;
22.3.2000 Tarih ve 4551 Sayılı Kanunla, "Askeri Şahıslar; Mareşalden asteğmene kadar subaylar, astsubaylar, Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel, uzman jandarma ve uzman erbaşlar, erbaş ve erler ile Askeri öğrencilerdir.
Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan Devlet memurlarının asker kişi sıfatları, 4.1.1961 tarihli ve 212 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 115 nci maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlıdır." biçiminde değiştirilerek iki fıkra halinde yeniden düzenlenmiştir.
Kanunun değişik 3 ncü maddesinin birinci fıkrasında, herhangi bir ayrım gözetilmeksizin, "Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personel" Askeri şahıslar ırasında sayıldığı halde, maddenin ikinci fıkrasında, "Milli Savunma
Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetlen kadro ve kuruluşunda çalışan Devlet memurlarının asker kişi sıfatlan, 4.1.1961 tarihli ve 211 Sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunun 115 nci maddesinde belirtilen yükümlülükleri ile sınırlıdır " hükmüne yer verilmiş bulunmaktadır. Maddenin düzenleniş şekli duraksamalara yol açacak nitelikte olduğundan, açıklığa kavuşturulması zorunluluğu bulunmaktadır. Nitekim bu düzenleme nedeniyle, T.S.K.de görevli Devlet Memurlarının ASCK nun 132 nci maddesinde yazılı suçu işleyemeyeceklerine (Drl. Krl. nun 1.2.2001 Tarihli ve 2001/7-3 Sayılı, 4 ncü Dairenin 5.12.2000 Tarihli ve 2000/868-867 Sayılı Kararları), GATA K.lığı emrinde görevli bir ordu hemşiresine sivil şahıs tarafından görevi sırasında hakaret edilmesi ve müessir fiilde bulunulması olayı nedeniyle, mağdurenin olay sırasında asker kişi sıfatının bulunmadığına (Drl. Krl nun 1.6.2000 tarihli ve 2000/113-113 sayılı kararı) karar verilmiştir.
4451 Sayılı Kanunun Genel Gerekçesi ve Madde Gerekçeleri incelendiğinde, ASCK nun 3 ncü maddesinde herhangi bir değişikliğin öngörülmediği (TBMM S Sayısı:214), T.B.M.M Milli Savunma Komisyonunda verilen bir önergenin kabulü doğrultusunda madde değişikliğine ilişkin yeni çerçeve 1 nci Maddenin Tasarıya eklendiği ve madde numaralarının teselsül ettirildiği görülmektedir. Ancak, kabul edilen bu metin, anılan maddenin birinci fıkrasından ibaret bulunmaktadır (21.10.1999 Esas No: 1/378, 1/532 Karar No: 26 Sayılı Komisyon Raporu). Komisyon Raporundan, önerge üzerine yapılan tamamlayıcı açıklamalarda, Türk Silahlı Kuvvetlerinde Askeri memur bulunmadığının, 657 Sayılı Devlet memurları Kanununa tabi olarak çalışan sivil memurların mevcut olduğunun ve işçiler hakkında Askeri Ceza Kanununun uygulanmadığının belirtildiği vurgulanmaktadır.
Milli Savunma Komisyonunda kabul edilen bu değişiklik, T.B.M.M. Adalet komisyonunda da benimsenmiş ve Tasarının T.B.M.M. Genel Kurulunda görüşülmesi sırasında söz olan Milli Savunma Bakanı, ".. .Görüşmekte olduğumuz Tasarının. Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapmakta olan 657 Sayılı Peylet Memurları Kanunu kapsamındaki görevlilerin, Askeri Ceza Kanunun asker kişi başlıklı 3 ncü maddesine dahil edilmesiyle. Devlet memurlarının sırf Askeri suçların faili olabilecekleri konusunda yeterli açıklık olmadığı gibi bir kanaat hasıl olduğunu tespit etmiş bulunuyoruz.
Bu sebeple, Türk silahlı Kuvvetleri bünyesindeki Devlet memurları, sadece İç Hizmet Kanunun 115 nci maddesinde belirtilen sınırlı konularda Askeri personel gibi cezalandırılacaklardır. Bu konuda münferit de olsa yanlış algılamaları ortadan kaldırmak için, Genel Kurulun dünkü birleşiminde kabul edilmiş bulunan Tasarının 1 nci maddesinin yeniden görüşülerek, maddeye ikinci bir fıkra ilavesini uygun mütalaa ediyoruz..." şeklindeki açıklama ile ikinci fıkranın maddeye ilavesini önermiş ve Silahlı Kuvvetlerde görevli Devlet Memurlarının âmire hakaret, emre itaatsizlik gibi suçlar dışında Askeri suçlarla ilgilerinin bulunmayacağını ifade etmiştir. Daha sonra bu öneri aynen yasalaşmıştır.
Askeri Yargıtay'ın yasa değişikliğinden önceki yerleşik uygulamalarında, TSK İç Hizmet Kanunun 115/b maddesindeki "Bütün sivil personel emrinde çalıştıkları Askeri amirlere karşı ast durumunda olup, bu kanunun 14 üncü maddesinin asta tahmil ettiği vazifeleri aynen yapmaya mecburdurlar. Hilafına hareket edenler askerlerin tabi olduğu cezai müeyyidelere tabi olurlar." seklindeki düzenleme yanında, aynı Kanunun 14 ncü maddesindeki "Ast, âmir ve üstüne umumi adap ve Askeri usullere uygun tam bir hürmet göstermeye, Amirlerine mutlak surette itaate ve kanun ve nizamlarda gösterilen hallerde de üstlerine mutlak itaate mecburdurlar. Ast muayyen olan vazifeleri, aldığı emri vaktinde yapar ve değiştiremez, haddini aşamaz. İcradan doğacak mesuliyetler emri verene aittir. İtaat hissini tehdit eden her türlü tezahürler, sözler, yazılar ve fiil ve hareketler cezai müeyyidelerle men olunur." hükmü nedeniyle, Silahlı Kuvvetlerde görevli sivil personelin (memur ve işçi), disiplin suçu olarak 477 Sayılı Kanunun 47 (Amire saygısızlık), 48 (İtaatsizlik) ve 49 uncu (Amire bilerek doğru söylememek) sırf Askeri suç olarak ASCK nun 82 (Amiri tehdit suretiyle hürmetsizlik), 85 (Amire hakaret), 87 (Emre itaatsizlikte ısrar) ve 91 nci (Amire fiilen taarruz) maddelerinde yazılı sırf Askeri suçlan işleyebilecekleri, bunların dışında kalan sırf Askeri suçları işleyemeyecekleri kabul edilmiş bulunmaktadır.
Bu nedenle, ASCK nun 3 ncü maddesinde 4551 Sayılı Kanunla yapılan değişiklik, mevcut ve yerleşik uygulamayı değiştirmek. Silahlı Kuvvetlerde görevli Devlet Memurlarını veya işçileri Askeri personelin tabi olduğu hükümlere bağlı kılmak veya bu iki statü arasında farklılık yaratmak amacıyla yapılmamıştır. Maddenin ikinci fıkrasında Devlet Memurları yününden getirilen sınırlama, TSK İç Hizmet Kanunun 115 nci maddesinin ve bu konudaki Askeri Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarının tekrarından ibaret olup, yeni bir durum yaratmamaktadır. Aksine yorum, Silahlı Kuvvetlerde görevli işçilerin, maddenin birinci fıkrasında Askeri şahıslar arasında sayılmalarına rağmen, ikinci fıkradaki istisna içine alınmamış olmaları nedeniyle, Askeri personelle aynı hükümlere tabi tutulacakları gibi bir sonuca müncer olur ki, Yasa Koyucunun böyle bir sonucu hiç istemediği, Tasarının T.B.M.M deki görüşmelerinden anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, Milli Savunma Bakanlığı ile Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda çalışan sivil personelin, TSK İç Hizmet Kanununun 115 nci maddesinde yazılı yükümlülükleri ile sınırlı olarak işleyebilecekleri "sırf Askeri suçlar" dışında, diğer sırf Askeri suçları işleyemeyecekleri, ancak gerek ASCK da yazılı olan ve gerekse ASCK nun atıf suretiyle "Asken suç" haline dönüştürdüğü Askeri suçları işleyebilecekleri sonucuna varılmaktadır.
Aksi takdirde, bu tür personelin, Askeri Ceza Kanununun atıf suretiyle cezalandırdığı memuriyet görevini ihmal/kötüye kullanmak, rüşvet, zimmet, ihtilas, Askeri eşyayı çalmak/satmak gibi suçları işleyemeyecekleri sonucuna ulaşılacaktır ki, bu hem yukarıda özetlenen Anayasal düzenlemeye aykırı olacak, hem de bu gibi suçlan muvazzaflarla sivil personelin birlikte işlemeleri halinde, yargı yerinin değişmesi (Adli Yargı) gibi ikili bir uygulamaya sebebiyet verecektir. Amaçlanan yasa değişikliği ile böyle bir sonucun istendiği söylenemeyeceğinden daha önceki Daireler Kurulu Kararlarından ayrılanmıştır.
Bu nedenlerle, Türk Silahlı Kuvvetleri kadro ve kuruluşunda görevli olan sanığın, yukarıda zikredilen Daireler Kurulu Kararlarının aksine, asker kişi sayıldığı ve ASCK nun Ek-6 ncı maddesinde sayılan T.C.K. nun 260 ncı maddesinde yazılı "Askeri suçu" işleyebileceği sonucuna varılmış, "diğer kanunlarda yazılı suç" kavramı içinde yer almayan bu suç nedeniyle, yargılamanın kurul halinde yapılmasında yasaya aykırı bir yön görülmemiş ve Başsavcılığın itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy