(1412 S. K. m. 74)
Dosyada mevcut delil durumuna, mahkeme hükmüne ve Daire'nin kabulüne göre;
Sanığın 26.11.2000 tarihinde, emirlere aykırı olarak üzerinde cep telefonu bulundurmakla, emre itaatsizlikte ısrar ettiği sabit olup, bu konuda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık, Mahkemenin, sanığın suç tarihindeki cezaî ehliyetinin tespitine yönelik olarak yaptırdığı işlemin usule aykırı olup olmadığına ve bu hususun bozma nedeni sayılıp sayılmamasına ilişkindir.
Daire; sanığın cezaî ehliyetinin tespiti amacıyla mahkemece alınan ara kararı uyarınca Askerî Savcılığa, Askerî Savcılıkça da sanığın terhis edilmiş olması nedeniyle bulunduğu yer C.Savcılığına yazılan talimat gereğince sevk edildiği Denizli Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Uzmanınca düzenlenen ve Baştabiplikçe onaylanan "sanığın suç tarihinde ve halen şuur ve hareket serbestisini kısmen yahut tamamen kaldıracak bir ruhsal rahatsızlığının bulunmadığını, cezaî ehliyetinin tam olduğunu" bildiren raporun alınması işleminde usûl hatası bulunmadığını kabul ederken; Başsavcılık, sanığa ait dava dosyasının istinabe edilecek mahkemeye gönderilip, bu mahkemece tespit edilecek Psikiyatri Uzmanına yemini verilmeden alınan raporun usûle aykırı olduğunu ve bu nedenle mahkumiyet hükmünün bozulması gerektiğini ileri sürmektedir.
Sanığın şuurunun tetkiki usulü CMUK. nun 66/4 ve74 ncü maddelerinde düzenlenmiş olup bu hükümlere göre, sanığın şuurunun tetkiki için gözlem altına alınmasına her şeyden önce mahkemece karar verilebilecektir. Ancak, bunun için bilirkişinin teklifi gerektiği gibi, karar verilmeden önce Cumhuriyet Savcısının (Askerî Savcının) mütalaasının alınması ve müdafiinin dinlenmesi şarttır. Bununla beraber, sanığın gözlem altına alınmasına gerek olmadığına dair bilirkişi mütalaasına rağmen, gerekli görülüyorsa mahkemece; sanığın gözlem altına aldırılmasına karar verilmesi de mümkündür. Bir başka anlatımla, sanığın şuurunun tetkiki için gerekiyorsa, yani muayene ile bir sonuca varılamıyor ve gözlem altına alınmasına ihtiyaç duyuluyorsa CMUK. nun 66/4 ncü ve 74 ncü maddelerindeki prosedür işletilecek, yani bilirkişi dinlenilmesi yoluna gidilecek, aksi takdirde, yani buna gerek görülmüyorsa veya ihtiyaç duyulmuyorsa söz konusu maddelerdeki prosedür de çalıştırılmayacaktır. Buna karşılık mahkemece, bilirkişi dinlenmeden veya bilirkişi mütalaasına aykırı olarak gözlem altına alınma kararı verilmiş ise, bu aykırılık sanık lehine olup hükme tesir etmeyeceğinden bozma sebebi sayılmayacaktır.
Bu nedenle, Kurulca öncelikle, dava dosyasında sanığın cezaî ehliyetinin tespit edilmesini gerektirecek nitelikte bir delil veya ciddi nedenler olup olmadığı üzerinde durulmuştur.
21.8.1999 tarihinde muvazzaf askerlik hizmetine başlayıp 2.3.2001 tarihinde terhis edildiği anlaşılan sanığın, dava konusu işbu eyleminden dolayı önce disiplin mahkemesinde yargılanarak, 25.1.2001 tarihinde verilmiş bulunan 25 günlük oda hapsi cezasının infazı amacıyla disiplin cezaevine kapatılmadan önce, 29.1.2001 ve 27.2.2001 tarihlerinde yapılan muayeneleri sonunda saptanan Anksiyete rahatsızlığı dışında, dava dosyasında, sanığın suç tarihinde şuur ve hareket serbestisini kısmen veya tamamen ortadan kaldıracak nitelikte bir hastalığının olduğuna ilişkin bir delilin bulunmadığı, sanığın tüm sorgu ve savunmalarında ve temyiz lâyihasında bu yönde bir beyan ve iddiasının olmadığı, keza sanık hakkında Bölük Komutanlığınca düzenlenmiş bulunan vak'a ve kanaat raporunda, sanığın psikiyatrik rahatsızlığından bahsedilmediği görülmektedir.
Başsavcılıkça usulsüz olduğu ileri sürülen Denizli Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Uzmanınca verilmiş, Hastane Baştabipliğince onaylı ve geçerli olduğu hususunda kuşku bulunmayan resmi belge niteliğindeki 30.5.2001 tarihli raporda da, sanığın suç tarihinde ve halen, cezaî ehliyetini kısmen veya tamamen ortadan kaldıracak bir ruhsal rahatsızlığının bulunmadığı bildirilmiştir.
Mevcut olan bu delil durumu karşısında, Askerî mahkemece; sanığın suç tarihindeki cezaî ehliyetinin tespiti amacıyla tam teşekküllü bir hastanede müşahede altına alınmasına gerek olup olmadığı konusunda ayrıca bilirkişi mütalâası alınmasına gerek görülmemiş olmasında yasaya aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenle, mahkemenin "Sanığın en yakın Askerî hastane yahut tam teşekküllü bir hastanenin psikiyatri servisine sevk edilerek suç tarihlerinde ve halihazırda şuur ve hareket serbestisine sahip olup olmadığının sanığın, TCK. 46 ve 47 nci maddelerinden yararlanıp yararlanmayacağı ve cezaî ehliyetinin tespiti hususunda rapor aldırılması için 1 nci Taktik Hava Kuvvet K.lığı Askerî Savcılığına müzekkere yazılmasına.." şeklindeki 10.5.2001 tarihli ara kararı uyarınca, dava dosyası gönderilmeden, 2.3.2001 tarihinde terhis edildiği için bulunduğu yer C.Savcılığı marifetiyle sevk edildiği Denizli Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Uzmanına muayene ettirilip, Hastane Baştabipliğince de onaylanmış rapor alınması işleminin; CMUK. 66/4 ve 72/1 nci maddeleri kapsamında bir bilirkişi dinlenmesi işlemi olmayıp; mahkemenin, sanığın cezaî ehliyetinin araştırılmasına yönelik olarak gerçekleştirdiği bir nevi delil toplama faaliyeti olduğu ve bu faaliyet sonucu elde edilen söz konusu raporun da, sanığın cezaî ehliyetinin araştırılmasına gerek olmadığını gösteren yazılı bir delil olduğu kabul edilmiştir. Bu itibarla, Başsavcılığın; sanığın cezaî ehliyetinin tam olduğuna ilişkin olarak Denizli Devlet Hastanesi Ruh Sağlığı Uzmanınca verilmiş olan raporun usule aykırı olduğu yönündeki itirazı yerinde bulunmamıştır. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy