(1632 S. K. m. 136)
Yapılan incelemede; Çermik İlçe Jandarma Komutanlığı emrinde askerlik hizmetini yapmakta olan sanığın, 31.1.2000 günü 12.00-14.00 saatleri arasında su deposu nöbetçisi olarak görevli bulunduğu, saat 13.00 sıralarında üzerine zimmetli 201512 seri numaralı G-3 A-3 Piyade tüfeğini omzu ağrıdığından bahisle çıkardığı ve namlu botunun üzerine gelecek şekilde ayağına dayadığı, silahını omzuna asmak için kabza kısmından tutmak istediğinde elinin tüfeğe dokunduğu ve silahın bir el ateş aldığı, sağ ayak ikinci parmağından yaralandığı, aynı gün Diyarbakır Askeri Hastanesine yatırıldığı, tedavisi yapılarak 20 gün istirahatlı kıtasına taburcu edildiği, askerliğe elverişsiz hale gelmediği, görevine devam ettiği şeklinde maddi vakıanın gerçekleştiği anlaşılmaktadır.
İtiraz tebliğnamesinde; Olayın görgü tanığının bulunmaması, olayın oluş şeklinin ve sanığın suç kaslının tayini açısından, üzerine zimmetli 201512 seri numaralı G-3 A-3 Piyade tüfeğinin getirtilerek silah teknisyeni bir bilirkişiye incelettirilip, G-3 A-3 marka tüfeğin genel teknik özellikleri ve hali hazır teknik durumu nazara alınarak, olayın sanığın anlattığı şekilde gerçekleşmiş olmasının, silahın emniyetinin sürtünmesinden dolayı açılmasının ve düşmesi için belirli bir basınç uygulanması gereken tetiğe sanığın anlatımındaki gibi karara dokunma sonucu tetiğin düşmesinin mümkün olup olmadığı hususlarında bilirkişinin mütalaası alınıp, suç kastının ve buna bağlı olarak suç vasfının değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.
Daire ise; silahın hazırlıkta silah teknisyeni Üçvş. B.G.'ye inceletildiği, silahın bütün aksamlarının sağlam ve atışa salın olduğunun tespit edildiği, tüfeğin emniyet mandalının parkaya sürtünmeden açılıp açılmadığının suçun oluşumuna etkisi bulunmadığı, dosya münderecatına nazaran sanığın kendini askerliğe yaramayacak hale getirmek özel kastı ile hareket ettiğine dair delil bulunmadığı, Askeri Mahkemenin tayin ettiği suç vasfında bir isabetsizlik görülmediğinden bu nedenle noksan soruşturma bulunmadığı sonucuna varmıştır.
Bilindiği üzere bozmanın işe yaraması gerekir. Bozma üzerine yapılan yargılama, hiçbir değişiklik getirmeyecekse bozmanın anlamı da yoktur. Şu halde eksik soruşturmayla hüküm kurulduğunun ileri sürülmesi durumunda bozma üzerine yapılacak yargılama sırasında elde edilecek delillerin veya yapılacak tespitlerin suçun vasfını ve yapılacak uygulamayı etkilemesi söz konusu olabilecekse bu tür bir eksik soruşturma bozma sebebi sayılmalıdır. Mevcut eksiklik, sübutu, suçun vasfını ve yapılan uygulamayı etkilemeyecek nitelikte ise bozma nedeni sayılmamalıdır.
Dosya bu açıdan incelendiğinde; sanığın nöbetçi iken üzerine zimmetli nöbet silahı ile kendim sağ ayak ikinci parmağından yaraladığı sabit olup bu konuda kuşku bulunmamaktadır.
Sanık sorgu ve savunmalarında kendisini askerliğe yaramayacak hale getirmek veya sakatlamak kastıyla hareket etmediğini ve olayın kazaen meydana geldiğini ileri sürmekle ve dosyada olayı bizzat gören tanık bulunmamaktadır. Dosyada mevcut diğer deliller de sanığın bu savunmasının aksini kesin ve hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde açıkça ortaya koyacak nitelikte değildir. Buna karşılık, sanığın askerlik hizmetini severek yerine getirdiği, hiçbir görevden kaçmadığı, çevresinde sevilen bir kişi olduğu ve ne ailevi ne de askerlikle ilgili herhangi bir sorununun bulunmadığı, yargılama aşamalarında dinlenen tanıklarca irade edilmiştir. Vak'a kanaat raporunda da sanığın disiplinli, uyumlu bir asker olduğu belirtilmiştir.
Diğer taraftan, olayda kullanılan silahın bütün aksamlarının sağlam ve atışa salih olduğu raporla tespit edilmiş olmakla beraber, tüfeğin Askeri savcılıkça emanete alınmadığı anlaşılmaktadır. Bu durum karşısında, bu aşamada tüfek üzerinde yapılacak inceleme tüfeğin olay sırasındaki durumunu yansıtmaktan uzak olduğu gibi sanığın farkında olmadan elinin tetiğe gittiğine, bu sırada tüfeğin ateş aldığına ilişkin savunmasının doğru olmadığı, aksine tetiği bilerek çektiği bilirkişi tarafından beyan edilse bile, bu mütalaa sanığın emniyetin kapalı olduğu düşüncesiyle tetiği çektiğine dair savunmasını tamamen ortadan kaldırmayacaktır. En azından sanığın kendisini sakatlamak veya askerliğe yaramayacak hale getirmek kastıyla hareket ettiği hususu şüpheli kalacaktır. Durum böyle olmakla beraber As.C.K. nun 136 ncı maddesindeki yazılı suç nöbetçinin kasten veya tekasülünden nöbet talimatına aykırı hareket etmesi ve bunun sonucunda da bir mazarrat doğması ile oluşacağından, sanığın anlattığı şekilde olayın meydana gelip gelmediğinin bilirkişi silah teknisyeni tarafından tespiti, emniyetin sanık tarafından açılmış olup olmaması, tetiğin sanık tarafından kasten veya tekasül ile veya kazaen düşürülmesinin suçun oluşumuna bir etkisi bulunmamaktadır. Bu nedenle, Dairenin suç vasfına ve bu hususta noksan soruşturma bulunmadığına ilişkin değerlendirmesinde bir isabetsizlik görülmemiş ve itirazın reddi gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy