(1632 S. K. m. 146) (4616 S. K. m. 1)
"...İddianamede ve Yerel Mahkemece kurulan hükümde sanığın eylemi, silahı ve cephanesi hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik, emir ve talimatlara riayetsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek olarak nitelendirilmiş, uygulama, As. C.K.nun 146. maddesinin atfıyla TCK. nun 455/1 maddesine göre yapılmıştır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken sorun, 4616 sayılı Yasa uygulamasında özellikle müdahilin suç vasfına yönelik aleyhe temyizi bulunması halinde Dairenin öncelikle mahkemenin suç vasfına ilişkin kabulünün yerindeliğini denetleyip denetleyemeyeceği noktasındadır. Daire, eylemi esastan incelemeden, iddianame ve hükümde belirlenen suç niteliğine göre 4616 sayılı Yasanın uygulanması gerektiğini kabul ederken, Başsavcılık eylemin vasıflandırılmasına ilişkin olarak esastan inceleme yapılmasını buna göre 4616 sayılı Yasanın hangi hükümlerinin uygulanması gerektiğinin belirlenmesi görüşündedir.
Bu çerçevede yapılan incelemede; sanığa atılı suçun işleniş tarihi itibariyle 4616 sayılı Yasa kapsamında olduğu anlaşılmaktadır. Konunun çözümü için öncelikle 4616 sayılı "23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun" hükümlerinin irdelenmesi gerekmektedir.
Yasanın 1 nci maddesinin 1 ve 2 nci fıkraları, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlar nedeniyle hükümlü olanlarla ilgili bulunmaktadır. 3 ncü fıkranın birinci paragrafında, yasa kapsamına giren suçlardan dolayı tutuklu olanlar hakkında yapılacak işlemler düzenlenirken, ikinci paragrafında bu suçlardan; ölüm, müebbet ağır hapis ve üst sınırı on yılı aşan hürriyeti bağlayıcı ceza öngörüleriyle ilgili olarak, haklarında henüz takibata girilmemiş olan veya dava açılmamış olan sanıkların yargılamalarının yapılacağı, yargılama sonucu mahkûmiyetine karar verilenlere de hüküm kesinleşmesinden sonra maddede düzenlenen şartla salıverme hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir.
1 nci maddenin 4 ncü fıkrası, "davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi" ile ilgili olup, 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenmiş, fakat istisna maddesinde sayılanların dışında kalan suçlardan ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyenlere ilişkin davanın, durumuna göre, açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi ve daha sonra izlenecek yol ve yapılacak işlemleri göstermektedir.
1 nci maddenin 5 nci fıkrası istisna hükmü olup bu fıkrada kanun kapsamına girmeyen suçlar ilgili kanunun madde numaraları yazılmak suretiyle tek tek sayılmıştır.
1 nci maddenin 6,8,9 ncu fıkralarında, işlediği suçun niteliğine, geçmişteki ve gelecekteki haline göre kimler hakkında 1 nci madde hükümlerinin uygulanmayacağı, 7 nci fıkrasında ise, bu maddeden yararlanacaklar hakkında 647 sayılı Kanunun Ek-2 nci maddesindeki indirim hükümlerinin uygulanmayacağı düzenlenmiş bulunmaktadır.
Dava konusu olayda; sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünün, müdahiller vekili tarafından temyiz müracaatında bulunulması nedeniyle kesinleşmediği dikkate alındığında, uyuşmazlığın çözümünün 4616 sayılı Yasanın konumuzla ilgili birinci maddenin 4 ncü fıkrasında aranması gerekmektedir.
Yasanın amacı ve genel sistematiğine uygun olarak bu fıkra hükmünün uygulanabilmesi için öncelikle ortada "23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen ve istisnalar arasında sayılmayan bir suç" bulunması gerekmektedir. Eğer böyle bir suçtan dolayı hazırlık soruşturması yapılıyorsa, diğer şartların da varlığı halinde davanın açılması ertelenecek; dava açılmakla birlikte hüküm verilmemiş veya verilen hüküm kesinleşmemişse hükme bağlanması ertelenecektir.
Bu tespitlerden sonra bu aşamada tartışılması gereken husus; yasanın 4 ncü fıkrasında geçen "ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı ceza" kavramından ne anlaşılması gerektiğidir. Bir başka ifadeyle mahkemece yapılan suç vasıflandırması temyiz incelemesi yapan Yargıtay'ı da bağlayacak mıdır? Yoksa Yargıtay temyiz incelemesi yaparken davanın esasına girecek midir?.
Daire; bu konuda "4616 sayılı Yasanın 1 nci maddesinin 3 ve 4 ncü bentlerindeki; hazırlık soruşturmasında; iddianameye esas olan suç niteliğine, son soruşturmada; iddianamede yazılı suça ve değişen suç niteliğine göre ...davanın açılması veya kesin hükme bağlanması ertelenir..." hükmünden hareketle, esastan incelemeye gerek duymadığını belirtmekte ise de; bu görüş, 1 nci maddenin 3 ve 4 ncü fıkralarının düzenledikleri alanın aynı olduğu yanılgısından kaynaklanmaktadır. Çünkü "Hazırlık soruşturmasında, iddianamede yazılı suça ve değişen suç niteliğine göre..." şeklindeki ibareler, sadece 3 ncü fıkranın birinci paragrafında ve tutuklu olan sanıkların tahliye edilmeleri ile ilgili olarak yer almakta, buna karşılık 4 ncü fıkrada yer almamaktadır.
Yasa Koyucu, 3 ncü fıkranın birinci paragrafında; tutuklu olup, 4616 sayılı Yasa'dan yararlanması imkan dahilinde olan kişilerin haksız yere tutuklu kalabilme ihtimalini gidermek ve bu kişilerin bir an önce tahliye edilmelerini sağlamak için özel bir düzenleme getirmiştir. Aynı fıkranın ikinci paragrafında; esasen yasa kapsamında olan, fakat öngörülen ceza cinsi ve miktarı itibariyle ceza infazından tamamen kurtulmama ihtimali olan kişiler hakkında yargılama yapılacağı belirtilmiş olmakla, bu amaç açıkça ortaya konulmuştur. Yasa, tutukluların tahliyesinde, kanunda öngörülen cezanın asgari haddini dikkate alırken; yargılama yapılmaması için, kanunda öngörülen cezanın üst sınırının on yılı aşmamasını dikkate almıştır.
O halde; hazırlık soruşturmasından temyiz incelemesine kadar yargılamaya dahil olan bütün mercilerin öncelikle suçun niteliğini doğru olarak saptayıp, ondan sonra 4616 sayılı Yasa kapsamında değerlendirme yapmaları gerekmektedir.
Aksi düşünceye itibar edildiği takdirde; işlenen suçun vasfının belirlenmesi gibi çok önemli bir kararın temyiz denetimine tabi olmadığı sonucuna ulaşılır ki böyle bir kabul bizi, 4616 sayılı Kanun kapsamına giren suçlarda, temyiz incelemesi yapılmaması sonucuna götüreceği gibi, Ceza Yargılaması Hukukunda "kazanılmış hak" kavramının yalnızca ceza nevi ve miktarı ile sınırlı olduğuna ve suç vasfının bu kapsamda mütalaa edilemeyeceğine ilişkin ilkeye aykırılık teşkil edecektir. Esasen bu yasa ile Yasa Koyucunun amacı yargı denetimini ortadan kaldırmak olmadığından, onun amacına da aykırı hareket edilmiş olacaktır.
Dava konusu olayda da; müdahil vekilinin suç vasfına yönelik temyizi de göz önünde bulundurulduğunda, bu ihtilafın halli için Dairenin öncelikle Mahkemenin suç vasfına ilişkin kabulünün yerindeliğini denetlemesi ve belirlenen suç vasfına ve uygulanması gereken ilgili kanun maddesinde ön görülen cezanın üst sınırına göre 4616 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması gerekip gerekmediğini belirlemesi şarttır.
Bu nedenlerle, Başsavcılığın itirazının kabulü gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy