(353 S. K. m. 57, 66/2, 74/2, 75/2, 251, 252, 253, 254)
Daire ile Başsavcılık arasında çıkarı ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, 4616 sayılı Yasanın uygulanması ile ilgili kararlara karşı yapılacak itirazların süreye tabi olup olmadığına ilişkindir.
Bu çerçevede yapılan incelemede; hükümlü P.Er İ.K.'nin 18.2.1999-5.7.2000 tarihleri arasında işlediği İzin Tecavüzü suçundan dolayı Askerî Mahkeme kararıyla mahkûmiyetine hükmedildiği, kararın temyiz edilmemekle 29.9.2000 tarihinde kesinleştiği, hükmün infazı aşamasında hükümlünün 2.1.2001 tarihli dilekçesiyle 4616 sayılı Yasadan faydalandırılması için talepte bulunduğu, talebinin Yerel Askerî Mahkemece Duruşmasız İşlere Ait kararla, suç tarihleri itibariyle adı geçen yasadan faydalanamayacağı belirtilerek reddolunduğu, hükümlünün bu karara karşı 22.1.2001 tarihini taşıyan ve 24.1.2001 tarihinde işlem gören dilekçesi ile itirazda bulunduğu belirlenmektedir.
21.12.2000 tarih ve 4616 sayılı "23 Nisan 1999 tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartlı Salıvermeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun"da, kanunun uygulanması sırasında verilecek kararlara karşı izlenecek kanun yolu hususunda bir hüküm yer almamaktadır. Böyle olunca izlenecek kanun yolunun ne olduğunun genel usûl yasaları ve diğer yasalardaki düzenlemelerde aramak gerekecektir.
Genel olarak kanun yolları, olağan ve olağanüstü kanun yolları olmak üzere iki ana başlık altında incelenebilir.
Olağan kanun yolu ise "Temyiz" ve "İtiraz" olmak üzere ikiye * ayrılmaktadır. Nitekim 353 sayılı Kanunun 195 nci maddesinde kanun yollarının itiraz ve temyizden ibaret olduğu açıkça belirtilmiştir.
Gerek 353 sayılı As. Mah.Krl. ve Yrg. Usûlü Kanunu, gerek Ceza Muhakemeleri Kanunu son karar niteliğinde olmayan bu nedenle temyiz olanağı bulunmayan hakim kararlarına karşı itiraz yolunu benimsemiştir. Ancak mahkeme kararlarına itiraz konusunda 353 sayılı Kanun, CMUK. nundan ayrılmıştır. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu kural olarak mahkeme kararlarına karşı itiraz yolunu kapalı tuttuğu halde, 353 sayılı Kanun mahkeme kararlarına da itiraz olunabileceğini kabul etmiştir. Bu husus Kanunun 202 nci maddesinde "itiraz, bu kanunda açıkça gösterilen hallerde kararlara veya Askerî mahkeme kararlarına karşı yapılabilir" şeklinde ifade edilmiştir.
Olağan kanun yollarından biri olan itirazın "adi itiraz" ve "acele itiraz" olmak üzere iki çeşidi vardır. Ancak Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu bunları ayrı ayrı düzenlememiş, ikisini birlikte ele almış, sadece acele itiraz bakımından kabul ettiği farkları göstermekle yetinmiştir.
Adi itirazla acele itiraz arasındaki en önemli fark, itiraz süresinde ve itirazı inceleyecek makamda kendini göstermektedir. Adi itiraz süreye tabi olmadığı gibi, itiraz olunan kararı veren makam itiraz sebeplerini yerinde görürse, aykırı kararını düzeltebilir. Buna karşılık acele itirazın belli bir süre içinde yapılması şarttır. Ayrıca kararı veren makam itiraz üzerine kararını değiştiremez, geri alamaz veya düzeltemez.
353 sayılı Kanun bu açıdan incelendiğinde 57, 66/2, 74/2, 75/2, 251, 252, 253 ncü maddelere göre verilecek kararlara itirazın mümkün olduğu, yapılacak itirazın belli bir süreye tabi olduğu ve bir başka merci tarafından incelenmesi gerektiği görülmektedir. Kanunumuza göre bu kararlardan 66/2 ve 75/2 nci maddelerde sayılan kararlara karşı yapılacak itirazın 3 günlük, diğer kararlara karşı yapılacak itirazların ise 7 günlük (bir hafta) süreye tabi oldukları anlaşılmaktadır. Bu hükümlerden adi itirazın 353 sayılı Kanunda açıkça düzenlenmediği, dolayısıyla uygulama alanı bulunmadığı sonucuna varılmaktadır. Bir başka ifadeyle 353 sayılı Kanunda itiraz olunabileceği açıkça belirtilen kararlara karşı itiraz mümkün olup bunun da kanunda belirtilen süre içinde yapılması şarttır.
4616 sayılı yasa adından da anlaşılacağı üzere şartla salıvermeye dava ve cezaların ertelenmesine dair hükümler içermekte olup, sonuçta şartla tahliye kavramına yer verilmiş olsa da 10 yıllık ceza indiriminin çoğu suçları için af niteliği taşıması dikkate alındığında "Sui Jeneris" bir yasa olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Bu nedenle ihtilafın çözümünü benzer bir olaya ilişkin As. Yrg. 3 ncü Dairesinin 13.3.2001 tarih ve 2001/189-193 sayılı kararında belirtildiği gibi şartla salıverilmeye ilişkin düzenlemelerde aramak isabetli olmayacaktır.
353 sayılı Kanunun 253 ncü maddesinde "bir hükmün özünün tayininde veya tayin edilen cezanın hesabında kararsızlık olursa veya cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilmesinin gerekmeyeceği iddia olunursa bu konuda cezayı veren Askerî mahkemeden bir karar istenir" hükmünü içermektedir. Şu halde cezanın yerine getirmesinin gerekip gerekmediğine ilişkin bir talep üzerine verilen karara itirazın, 353 sayılı Kanunun 254 ncü maddesi hükmüne göre bir haftalık süreye tabi olduğunun kabulü gerekir.
Aksi görüşün kabulü halinde mahkeme kararları askıda kalacak, belirsizlik ve kaos yaratılacaktır.
Bu açıklamalar çerçevesinde somut olaya baktığımızda, hükümlü tarafından verilen dilekçeyle bu madde kapsamında bir talepte bulunulduğunun ve mahkemece bu talep doğrultusunda karar verildiğinin kabulü gerekmektedir. Bu hale göre de, 353 sayılı Yasanın 254 ncü maddesi hükmüne göre bu kabil kararlara karşı yapılacak itirazların bir hafta içinde yapılması gerekmektedir. Hükümlü ile ilgili "4616 sayılı Yasadan yararlanmak isteminin reddine" ilişkin kararın 3.1.2001 tarihinde verildiği, bu kararın hükümlüye 8.1.2001 tarihinde tebliğ edildiği, hükümlünün ise, bir haftalık süre geçtikten sonra 22.1.2001 tarihinde bu karara itiraz ettiği, dolayısıyla itirazın süresi dışında yapıldığı anlaşıldığından, Dairenin itirazın süre yönünden reddine ilişkin kararı yerinde olup, Başsavcılığın aksi düşünceye dayalı itirazının reddi gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy