(353 S. K. m. 12)
Beypazarı İlçe Jandarma Komutanlığında görevli olup olay günü saat 20.00 sıralarında emrinde bulunan terhisli J.Onb.D.Ş. ve terhisli J.Er H.G. ile birlikte yol kontrolü ve arama vazifesi yapan devriyenin komutanı olan sanığın, kontrol sırasında bir araç içinde görüp önceden tanıdığı Tnk.Er E.U.'nun izinli ve istirahatlı olduğunu söylemesine karşılık belgelerini gösterememesi üzerine, İlçe Jandarma Komutanının talimatıyla adı geçen erin evinde olduğunu söylediği belgelerini almak için giderlerken Er E.U.'nun karanlıktan yararlanarak koşarak kaçmaya başladığı, sanık ve devriye erlerinin ikazına rağmen durmaması üzerine, sanık M.O.'nun emri ile diğer sanıkların önce havaya sonra da kaçağın ayaklarına doğru ateş ettikleri, ateş sonucu kimin tüfeğinden atıldığı tespit edilemeyen bir merminin sırtından isabeti sonucu Er E.U.'nun yaralanıp olay yerinde öldüğü ve böylece sanığın, diğer sanıklarla birlikte faili belli olmayacak şekilde kasten adam öldürmek suçunu işlediği belirtilerek eylemine uyan TCK.nun 448, 463 ve 64 ncü maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun; somut olayda davaya bakma görevinin Askeri Mahkemeye ait olup olmadığı, başka bir ifadeyle görev konusudur.
Bu çerçevede ve sanık Uzm.J.Çvş. M.O.'nun temyizine hasren yapılan incelemede;
İddia ve kabulde olduğu gibi gerçekleştiği ifade olunan olay nedeniyle sanık ve suç ortakları haklarında "İştirak Halinde Kasten Adam Öldürmek" suçundan kamu davası açıldığı; suç tarihinde sanıkların üçünün de asker kişi olmalarına rağmen, J.Onb. D.Ş.'nin hüküm tarihinden önce, J.Er H.G.'nin ise hüküm tarihinden sonra terhis edildikleri, ancak devriye komutanı olan ve diğer sanıklara ateş etmeleri için emir veren Uzm.J.Çvş. M.O.'nun halen asker kişi olarak görev yaptığı; maktul E.U.'nun ise; olay tarihinde Van-Erciş 10. P.Tug. 2.Tnk.Bl.K.lığı emrinde görevli er olduğu anlaşılmaktadır.
2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanununun 15 nci maddesinde, jandarma personelinin askeri görevleri dışında kalan mülki ve adli görevleri sırasında işledikleri suçlar nedeniyle adli yargı yerinde yargılanacakları kuralı düzenlenmiş ise de, As. Mahkemenin suçun mülki görev sırasında işlendiğine dair kabulünde isabet bulunmamaktadır. 2803 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde, Jandarmanın mülki, adli, askeri ve diğer görevlerinin nitelikleri sayılmış; 17.12.1983 gün ve 18254 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Yönetmeliğinin on birinci bölümünde yoklama kaçağı, bakaya firar ve izinsizlerin takip, yakalama ve kıtalarına sevkleri jandarmanın askeri görevleri arasında belirtilmiştir. "Askeri firar, bakaya, yoklama kaçağı, izinsiz ve saklıların kayıt, takip ve yakalanmaları ile haklarında yapılacak hukuki işlemlere ait yönerge" (JGY 200-20), bu askeri görevin ayrıntılarını düzenlemekte ve As. Şubelerinden herhangi bir bildiri gelmese dahi, firar ve izin müddetini geçirdiği anlaşılanların yakalanıp askerlik şubelerine teslim edileceklerini öngörmektedir. Dava konusu olayda, sanık mülki görevin icrası sırasında firar ya da izinsiz olduğu hususunda kuvvetli belirtiler bulunan ve durumunu belgeleyemeyen asker kişi maktulü yakalamış, durumu âmirine bildirmiş ve onun "mülki göreve son verip maktulün durumunu araştırın" şeklindeki talimatı üzerine mülki göreve dahil olan yol kontrolü işine son vererek askeri görevi kapsamındaki maktulün firar olup olmadığını araştırmak için harekete geçmiş ve bu sırada isnat olunan suçu işlemiştir. Bu hale göre, sanığın askeri görevi sırasında bir suç işlemesi söz konusu olup, olayın mülki görevle bir ilgisi bulunmamaktadır.
Askeri Mahkemelerin görev alanı 353 sayılı Yasa'nın 9 ve devamındaki maddelerde düzenlenmiş olup, Yasa'nın konumuzla ilgili olan;
9 ncu maddesinde, "Askeri mahkemeler kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin Askeri olan suçlan ile bunların asker kişiler aleyhine veya Askeri mahallerde yahut askerlik hizmet ve görevleri ile ilgili olarak işlendikleri suçlara ait davalara bakmakla görevlidirler.";
12 nci maddesinde, "Askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından bir suçun müştereken işlenmesi halinde eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç ise sanıkların yargılanmaları Askeri mahkemelere; eğer suç Askeri Ceza Kanununda yazılı olmayan bir suç ise adliye mahkemelerine aittir.";
17 nci maddesinde, "Askeri mahkemelerde yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmesi, daha önce işlenen suçlara ait davalara bu mahkemelerin bakma görevini değiştirmez. Ancak suçun; Askeri bir suç olmaması, Askeri bir suça bağlı bulunmaması halinde Askeri mahkemenin görevi sona erer.";
18 nci maddesinde, "Bir kimse birkaç suçtan sanık olur veya bir suçta ne sıfatla olursa olsun birkaç sanık bulunursa bağlılık varsayılır.";
Hükümleri düzenlenmiş bulunmaktadır.
Sanıklara yüklenen suçun Askeri suç olmadığı, dosyada mevcut delillere göre gerçekleşen eylemin Askeri bir suçu oluşturma ihtimali bulunmadığı, ancak eylemin asker kişiler tarafından asker kişi aleyhine ve jandarmanın Askeri görevi sırasında işlenmiş olması nedeniyle davaya bakmak görevinin 9 ncu madde uyarınca askeri mahkemeye ait olduğu hususlarında bir tereddüt ve uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık; iki sanığın terhis edilmek suretiyle askerlikle ilişiğinin kesilmesi üzerine, 17 nci madde uyarınca askeri mahkemenin görevinin bu sanıklar yönünden sonra ermiş olmasının, sanık Uzm.Çvş. M.O. hakkındaki davayı görev yönünden etkileyip etkilemeyeceğidir. Bir başka ifadeyle, iştirak halinde işlenmiş olan kasten adam öldürmek suçunun sanıklarından bir kısmının terhis olmak suretiyle asker kişi sıfatını kaybetmeleri halinde, asker kişi sıfatı devam eden sanık yönünden askeri mahkemenin görevinin devam edip etmeyeceği ve görevin belirlenmesinde 353 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin uygulama yerinin bulunup bulunmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Daire; bir yandan, 18 nci madde uyarınca bir suçta üç sanık olması nedeniyle "bağlılık" halinin varlığını kabul ederek, tüm sanıkların askerlikle ilişiklerinin kesilmemiş olması nedeniyle, 17 nci madde uyarınca yargılamayı gerektiren ilginin kesilmeyeceğini belirtirken; diğer yandan, suç tarihinde bütün sanıkların asker kişi olmaları nedeniyle 12 nci maddenin uygulama yeri olmadığını, iki sanığın sonradan terhis edilmiş olmasının Askeri mahkemenin görevini etkilemeyeceğini kabul etmektedir.
Bilindiği üzere; görev sorunu, kamu düzenine ilişkin bir sorun olduğundan, soruşturmanın her hal ve safhasında dikkate alınmakta, sanığın veya suçun Askeri yargıya tabi olmadığının anlaşılması halinde, herhangi bir zamana bağlı kalınmaksızın görevsizlik kararı verilmektedir. Bu "doğal hakim" ilkesinin de tabii bir sonucudur. Dolayısıyla görev sorununun sadece yargılamanın belirli aşamalarında; örneğin, suçun işlendiği, davanın açıldığı ya da hükmün verildiği tarihlerde dikkate alınacağı gibi bir düzenleme, ne yasalarımızda bulunmakta, ne de doktrinde ve uygulamada buna ilişkin görüşlere rastlanmaktadır. O halde; mahkemeler, yargılamanın her aşamasında görevli olup olmadıklarını göz etmek; yargılamanın hangi safhasında olursa olsun görevlerinin sona ermesi halinde görevsizlik kararı vermek zorundadırlar.
Bu kısa açıklamadan sonra dava konusu olaya dönüldüğünde, Askeri mahkemenin başlangıçta, asker kişiler tarafından, asker kişi aleyhine ve Askeri görevlerinin ifası sırasında işlenen suçla ilgili davaya bakmakla görevli olduğu açık olmakla birlikte; iki sanığın terhis olmasından sonra, Askeri mahkemenin görevinin devam edip etmediğinin incelenmesi gerekmektedir.
Sanıklardan J.Onb. D.Ş. ile J.Er H.G.N'nin asker kişi sıfatlarının sona ermesi, işlenen suçun Askeri bir suç olmaması ve Askeri bir suça da bağlı bulunmaması nedeniyle; 353 S.K.nun 17 nci maddesi uyarınca Askeri mahkemenin bu sanıklarla ilgili olarak yargılama görevinin sona erdiği konusunda tereddüt bulunmamakta, As. Yargıtay uygulamasında da
bu husus duraksamaksızın kabul edilmektedir. Esasen bu sanıklar hakkında askeri mahkemece verilen görevsizlik kararı temyiz edilmemekle kesinleşmiş bulunmaktadır. Dolayısıyla temyizen incelenmesi mümkün değildir.
Daire; 353 S.Y.nın 18 nci maddesi gereğince, bir suçta birkaç sanık bulunması yüzünden varolan bağlılık nedeniyle, terhis olan sanıklar bakımından da Askeri mahkemede yargılanmayı gerektiren ilginin kesilmeyeceği görüşünü ileri sürmekte ise de; 353 S.Y.nın 17 nci maddesinde bağlı suçlarla ilgili olarak; Askeri mahkemenin görevinin devam etmesi için herhangi bir suça bağlılık yeterli görülmemiş, ancak askeri bir suça bağlılık olması halinde askeri mahkemenin görevinin devam edeceği öngörülmüştür.
Uyuşmazlık Mahkemesinin istikrarlı içtihatları da bu doğrultudadır. Örneğin, 6.12.1999 gün ve 1999/47 E. 1999/44 K. sayılı kararında Mahkeme; sivil bir kişi yardımıyla Kaçırma, Alıkoyma ve Irza Geçme fiillerini işleyen bir sanık hakkındaki, o tarihte Askeri suç olan Irza Geçmek suçundan açılan davanın Askeri yargı yerinde, sivil kişi ile asker kişinin müştereken işlediği Askeri suç olmayan Kaçırma ve Alıkoyma suçundan açılan davanın ise adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini karara bağlamıştır.
Halbuki, sanık M.O.'nun asker kişiliği devam ettiğinden, Askeri mahkemenin bu kişi bakımından yargılama görevi de devam etmekte, dolayısıyla adliye mahkemelerine ve Askeri mahkemelere tabi kişiler tarafından müştereken işlenmiş bir suçun yargılamasının hangi mahkeme tarafından yapılacağı konusu karşımıza çıkmaktadır. Aynı olaydan yargılanan sanıkların ayrı ayrı mahkemelerde yargılanmalarının sakıncalarını öngören yasa koyucu, bu hususu 353 S.Y.nın 12 nci maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Bu madde hükmüne göre, görevli mahkemenin belirlenmesi için işlenen suçun Askeri Ceza Kanununda yazılı bir suç olup olmadığına bakmak yeterli olacaktır.
Somut olayda, işlenen suçun askeri bir suç olması ihtimali bulunmadığından, artık bütün sanıklarla ilgili olarak yargılama görevinin adliye mahkemelerine ait olduğu sonucuna varılmaktadır.
Daire; sanıkların hepsinin de suç tarihinde asker kişi olmaları nedeniyle 353 S.Y.nın 12 nci maddesinin uygulanma yeri olmadığını belirtmekte ise de; 353 S.Y.nın 12 nci maddesinin içeriğinde, kişilerin hangi yargıya tabi olacaklarının suç tarihi itibariyle belirleneceğine dair
bir ibare bulunmadığı gibi; bu kabul, görev sorununun yargılamanın her aşamasında dikkate alınması gerektiği ilkesiyle de bağdaşmamaktadır.
Uyuşmazlık Mahkemesi, 9.2.1996 gün ve 1996/5-4 E.K. sayılı kararında; suç tarihinde asker kişi olan iki sanığın görevleriyle ilgili olarak iştirak halinde işledikleri TCK. nun 339/1 nci maddesine ilişkin bir davanın, duruşma evresinde sanıklardan birinin askerlikle ilişkisinin kesilmesi nedeniyle 353 S.Y.nın 12 nci maddesi uyarınca adli yargı yerinde görülmesi gerektiğini kabul etmiştir. Benzer bir olay sebebiyle verilen As. Yargıtay 4 ncü Dairesinin 25.10.2000 Tarih ve 2000/724-722 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.
Somut olayda; askeri mahkemelere ve adliye mahkemelerine tabi kişiler tarafından iştirak halinde işlenmiş ve As. Ceza Kanununda yer almayan bir suçun yargılaması söz konusu olduğundan, görevli mahkemenin 353 sayılı Yasanın 12 nci maddesine göre belirlenmesi gerekmektedir. Suçun iştirak halinde işlenmiş oluşu, yargılama ekonomisi ve delillerin birlikte değerlendirilmesinden elde edilecek faydalar da göz önünde bulundurulduğunda bu kabul tarzının yerinde olduğu sonucuna varılmakla, itirazın kabulü gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy