(1632 S. K. m. 91)
Dosya içeriğinden; Uzunköprü 4 nen Mekanize Piyade Tugay 1 nci Mekanize Piyade Tabur Karargâh Bölük Komutanlığı'nda askerlik görevini yapan sanığın, 28.7.1999 tarihinde böbrek taşı şikayeti ile viziteye çıktığı, birlik tabibi tarafından yapılan muayenesinde kendisine ilâç yazılmasına rağmen istirahat verilmediği, kendisini iyi hissetmeyen sanığın kimseden izin almadan iki gün koğuşta yattığı, koğuşçu Er M.G. sanığın rahatsız olduğunu gördüğü için onun yatmasına izin verdiği, 30.7.2000 günü kendisini iyi hisseden sanığın sabah içtimasına çıkıp, ardından spor alanına geldiği, yirmi günden beri Bölük Komutanlığına vekalet etmekte olan Mağdur P.Ütğm C.K.'nin spor alanında Tören Mangasında olanların öne çıkmasını emrettiği, bunun üzerine diğerleriyle birlikte Tören Mangasında olan sanığın da öne çıktığı, saçlarının uzun olduğunu gören mağdur Üsteğmenin sanığa niçin tıraş olmadığını sorduğu, sanığın; iki gündür rahatsız olup koğuşta yatığını, Tören Mangasının hazırlanacağından haberi olmadığını söylediği, böylece sanığın kendisinden habersiz koğuşta yattığını öğrenen ve onun bu davranışına kızan mağdur Üsteğmenin sanığı itekleyip yüzüne fazla hızlı olmayan bir tokat vurarak tıraş olması için gönderdiği, mağdur Üsteğmenin bir süre sonra sanığı, koğuşçuyu ve yazıcıyı çağırıp sanığın kendisinden habersiz koğuşta nasıl yattığını araştırmaya başladığı, koğuşçu Er M.G.'nin Sanığın Bölük Komutanından izin aldığını söylemesi üzerine onun koğuşta yatmasına müsaade ettiğini ifade ettiği, buna karşılık sanığın Bölük Komutanından izin aldığına dair koğuşçuya bir şey söylemediğini ileri sürdüğü, ifadeler arasındaki çelişki ve davranışları nedeniyle sanığa kızan mağdur Üsteğmenin "benim iznim olmadan nasıl koğuşta yatarsın şerefsizsin" diye bağırarak ona iki tokat vurduğu, yazıcı Çvş. Ö.K.'ye da sanık hakkında emre itaatsizlikte ısrardan mahkeme dosyası hazırlamasını, izinlerini iptal ettiğini söylediği, sanığın "Beni yakıyorsun, beni mahkemeye verme" şeklindeki uygunsuz tavırlarına ve ısrarlı beyanlarına rağmen, mağdur Üsteğmenin sanığı bölüğe gönderdiği, mağdur Üsteğmenin yanından ayrılan sanığın, bir süre olanları düşünüp değerlendirdikten sonra hiddete kapılarak önce silahlıktan üzerine zimmetli 346246 numaralı G-3 Piyade Tüfeğini aldığı, daha sonra Emniyet Nöbetçi Subayının yanına giderek, araç muhafız kimlik kartını gösterip, göreve gideceğini söylemek suretiyle içinde 20 mermi bulunan dolu bir şarjör aldığı, bu arada sanığın davranışlarından şüphelenen Mağdur Üsteğmenin, Uzm. Çvş. Ş.D.'ye sanığın psikolojik sorunları bulunup bulunmadığını, kendisine zarar verme ihtimali olup olmadığını sorduğu, Uzman Çavuşun sanığın herhangi bir sorunu olmadığım söylemesi üzerine, mağdur Üsteğmenin yazıcı Çvş. Ö.K'ye sanık hakkında mahkeme dosyası hazırlamamasını, çarşı izinlerini iptal etmesini söylediği, bu son durumdan sanığın haberi olmadığı, silâhını ve dolu şarjörünü alan sanığın ise silâhını tam dolduruşa getirerek çevrede mağdur Üsteğmeni aramaya başladığı, Garnizon Karargah binasının arkasında, voleybol sahasından revir istikametine doğru yürümekte olan mağdur Üsteğmeni 30-40 metre mesafeden gördüğü, tüfek sağ elinde namlusu yeri gösterecek şekilde yavaş yavaş yürüyerek ona yaklaştığı, aralarında 8-10 metre mesafe kala mağdur Üsteğmenin sanığı fark ettiği, ardından sanığın " Sen beni mahvettin kendimi de yakacağım, seni de yakacağım...beni mahkemeye verecek misin" diyerek tüfeğini kalça pozisyonunda mağdura tevcih ederek ateş etmeye başladığı, sanığın ateş ettiğini gören mağdur Üsteğmenin kendini yere atıp hedef küçültmek ve mermilerden kurtulmak için yuvarlanmaya başladığı, mağdur Üsteğmeni 10 metre arkasından takip eden haberci Er S.A.'nın ve o sırada tesadüfen olay yerinden geçmekte olan Er O.Ç.'nin korkup olay yerinden kaçtıkları, yerde yuvarlanan mağdura doğru tek tek atışa devam eden sanığın mağdura bir metre kadar yaklaştığı, bu vaziyette bitişik atış mesafesinden mağdura iki el daha ateş ettiği, silâh seslerini duyup olay
yerine yaklaşan Uzm. Çvş. Ş.D.'nin "Ne oluyor orada" diye bağırması üzerine, paniğe kapılan sanığın silâhı ile birlikte kaçmaya başladığı, daha sonra şehir içinde yakalandığı, sanığın olayda 13 kez ateş ettiği, elbiseler üzerinde yapılan ekspertiz raporuna göre bu atışlardan 10 adedin yakın atış, 1 adedinin uzak atış ve 2 adedinin bitişik atış mesafesinden yapıldığı, ilk müdahalesi Uzunköprü Devlet Hastanesi'nde yapılan mağdurun Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırıldığı, burada mağdura göğüs cerrahisi tarafından sol tüp torakokostomi uygulandığı, ince barsak seroza tamiri yapıldığı, ameliyat sırasında sol koltuk altında tatuajsız muhtemelen giriş ve bu atışa bağlı sol omuz üst kısmında çıkış deliği, sağ omuz dış yüzünde tatuajsız giriş ve bu atışa bağlı sağ omuz dış yüzünde çıkış deliği, sağ gluteal (kaba et) bölgede giriş ve bu atışa bağlı sağ femoral (uyluk) bölgede çıkış deliği, sol gluteal (kaba et) leteralinde 1 cm. derinliğinde cilt lezyonu, sağ lomber (bel) orta udiler bölgede tatuajsız giriş deliliği, sol lomber orta axiller hattın üzerinde tatuajsız giriş deliği olmak üzere toplam 8 adet giriş ve çıkış deliği tespit edildiği, GATA Göğüs Cerrahisinde yapılan ameliyat sırasında vücudunda 5 adet mermi çekirdeği bulunup çıkarıldığı, mağdurun Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde ve Ankara GATA Hastanesi'nde ameliyat ve tedavileri sonucunda iyileştiği, GATA Hastanesi Sağlık Kurulunun 18.05.2000 tarih ve 3357 Sayılı raporu ile, Mağdura "Sınıfı görevini yapar, 1. Hayati tehlike geçilmiştir. 2. Kırk beş gün mutad işgali mevcuttur. 3. Uzuv zaafı-tatili yoktur", şeklinde rapor verildiği, maddi vakıanın bu şekilde sübut bulduğu anlaşılmaktadır.
Sübutunda bir uyuşmazlık bulunmayan olayda, Daire, eylemin As.C K.nun 91 nci maddesi kapsamında nitelendirilmesi ve yaralanmanın tespit edilecek olan derecesine göre, sanığın As.C.K.nun 91/2 veya As.C.K.nun 91/4 ncü maddesi uyarınca cezalandırılması gerektiğini kabul ederken, Başsavcılık, eylemin kasten adam öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğunu ileri sürmektedir.
Daire kararında ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, Askeri Ceza Kanunu, Türk Ceza Kanununa göre özel bir kanundur ve öncelikle uygulanacaktır.
Askeri Ceza Kanunun Üçüncü Babının Beşinci Faslında düzenlenen ve "Askeri İtaat ve İnkiyadı Bozan Suçlar" arasında bulunan ve bu niteliği itibariyle de sırf askeri suçlardan sayılan "Amire ve Üste fiilen taarruz" suçu Askeri Ceza Kanunun 91 nci maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Bu maddede, âmir ve üstün kişiliğinde somutlaşan askeri otoritenin, ast'ın her türlü fiili taarruzundan korunması amaçlanarak, taarruzun biçimine, yapıldığı ortama ve doğurduğu sonuçlara göre hafiften ağıra doğru çeşitli ve kesin yaptırımlar öngörülmüştür.
Maddenin ilk üç fıkrasında Türk Ceza Kanununun genel hükümlerinden ayrılınarak, suçun teşebbüs halinde kalması dahi tamamlanmış suç gibi cezalandırılmıştır. Maddenin (4) ncü fıkrasında ise, eylem sonucu âmirin vücudunda tahribatın veya ölümün meydana gelmesi hali cezai yaptırıma bağlanmıştır. Burada eylemin tamamlanmış olması şart olduğundan teşebbüse yer verilmemiş, doğrudan doğruya eylemin doğurduğu sonuca göre ceza belirlenmiştir.
Askeri Ceza Kanunun 91 nci maddesinde yer alan bu düzenleme ve Askeri Yargıtay'ın 28.12.1945 tarih ve 3864-6100 sayılı İçtihatları Birleştirme Kararı göz önüne alındığında; gerek tahribat veya ölüm gibi sonuç doğuran, gerek bu sonuçlar meydana gelmemekle birlikle cismani bütünlüğe yönelik her türlü fiili taarruzda, taammüt ve öldürmeye ilişkin bir kastın ayrıca aranmasına gerek bulunmamakta ve fiilen taarruz kastıyla hareket edilmesi, suçun oluşması açısından yeterli olmaktadır. Diğer bir ifadeyle, âmir ve üstün vücut bütünlüğüne yönelik fiili taarruzlar As. C.K.nun 91 nci maddesinde özel olarak düzenlenmiş olup, en basit müessir fiilden öldürmeye kadar her türlü fiili taarruz için, fiilin işleniş biçimine, suçun işlendiği ortama ve eylemin doğurduğu sonuca göre ceza tayin edilmiş olduğundan, bu gibi durumlarda Türk Ceza Kanununun kasten müessir fiil ve kasten adam öldürmeye ilişkin hükümlerinin uygulama yeri bulunmamaktadır. Aksi düşüncenin kabulü halinde, sanığın zihninde oluşan ve sübjektif bir nitelik taşıyan suç işleme iradesine göre, kimi eylemlere üste fiilen taarruz, kimi eylemlere kasten veya taammüden adam öldürme, öldürmeye teşebbüs veya yaralama niteliklerini vermek gibi farklı sonuçlar doğmasının yanı sıra, uygulamada birlik sağlanamayacağı ve çelişkiler meydana gelebileceği gibi, Askeri Ceza Kanununun 91 nci maddesinin konuluş amacına ve Kanunun sistematiğine de ters düşen bir durum yaratılmış olacaktır.
Bu görüşe karşı, öldürme kastıyla hareket edilen ve fakat tahribat veya ölüme yol açmayan âmire veya üste fiilen taarruz halinde As. C.K.nun 91/2 nci maddesinin uygulanmasının ceza adaletine uygun düşmeyeceği ve bu nedenle T.C.K.nun 448 nci maddesiyle teşebbüs hükümlerine göre uygulama yapılması gerektiği şeklinde bir düşünce ileri sürülebileceği akla gelebilirse de; böyle bir görüşe katılmak, ceza uygulama tekniğine aykırı düşeceği gibi, suç ve cezaların kanuniliği ilkesiyle de bağdaşmayacaktır. Kaldı ki; As. C.K.nun 91/2 nci maddesinde Beş yıldan Yirmi yıla kadar ceza öngörüldüğünden, hâkim, bu sınırlar içerisinde, gerekçesini göstermek (T.C.K.nun 29) şartıyla, takdir hakkını kullanarak fiile ve sanığın kişiliğine uygun cezayı serbestçe tayin ve tespit etmek hak ve yetkisine sahip bulunmaktadır. Nitekim Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 28.12.1945 gün ve 3864-6100, Askeri Yargıtay Genel Kurulunun 29.12.1950 gün ve 1950/1855-2420, Daireler Kurulunun 20.2.1992 gün ve 26-25, 17.6.1993 gün ve 56-55, 24.2.2000 gün ve 49-54 ve 19.4.2001 gün ve 41-41 sayılı ilâmları da bu doğrultudadır.
Bu açıklama karşısında, sanığın üstü âmiri olan P.Ütğm. C.K' ye vaki eylemi, Dairece isabetli olarak belirlendiği üzere, As.C.K.nun 91 nci maddesinde yel alan "amire veya üste fiilen taarruz suçunu" oluşturduğundan Başsavcılığın itirazı kabule değer görülmeyerek reddedilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy