(765 S. K. m. 266)
Karamürsel Eğitim Merkez Komutanlığında ortak dersler bölüm başkanı olan Öğretmen Yzb. rütbesindeki sanığın, rahatsızlığı nedeniyle önce birliğinin revirine, oranın şevki üzerine de Gölcük Deniz Hastanesine başvurduğu, burada yapılan muayenesi sonucunda "Akut Batın, Apandisit" tanısının konduğu ve ameliyatına karar verildiği, o sırada 6,5 aylık hamile olan sanığın ameliyata hazırlanması işi ile mağdure hemşire Devlet memuru E.Ç.'nin ilgilenmekte olduğu, mağdurenin, sanığın damar yolunu açıp serum vermek istediği sırada sanığın mağdureye anjiyoketin yerini neden değiştirmek istediğini sorduğu, mağdurenin açıklaması üzerine ona "ne yapacaksan yap, sıçtırma ağzına" dediği sabit olup eylemin sübutunda ve bu sözlerin mağdurenin kişilik haklarına saldırı teşkil ettiğinde bir anlaşmazlık bulunmamaktadır.
Daire ile Askerî mahkeme arasındaki anlaşmazlık suçun manevi unsuruna ilişkin olup,
Askerî Mahkeme, sanığın söylediği bu sözün mağdureyi incittiğinde, dolayısıyla suçun maddi unsurunun gerçekleştiğini, ancak sanığın, biraz sonra yapılacak ameliyat ve bunda uygulanacak anestezi nedeniyle çocuğunu yitirebileceği bildirilmiş olduğundan kendisi ve çocuğunun yaşamı konusunda duyduğu kaygının yarattığı baskı sonucu ve bir anda kapıldığı öfke ile söz konusu sözleri söylemesinde suç kastının bulunmadığı kanısına varmış iken,
Daire, sanığın söylediği bu sözlerin hakaret suçuna vücut verdiğini, sanığın içinde bulunduğu durumun suçun manevi unsurunu değil, o sıradaki ceza ehliyetini ilgilendirdiğini, dolayısıyla ceza ehliyetinin araştırılmamasının noksan soruşturma teşkil ettiği görüşündedir.
Hakaret ve sövme suçları TCK. nun 480-482 nci maddelerinde düzenlenmiş olup bu hükümlerle bir kimseyi "halkın hakaret ve husumetine maruz kılan" veya "şöhret" veya "vakar" veya "namus ve haysiyetine taarruz teşkil eden" fiiller cezalandırılmıştır. Böylece insanın manevi kişiliğinin yani şeref ve haysiyetinin koruma altına alınması amaçlanmıştır. TCK. nun 266 ncı maddesinde de resmi sıfatı haiz olan bir memurun huzurunda ve ifa ettiği vazifeden dolayı bu kişilere yönelik tahkir fiilleri cezalandırılmış, bu suretle memurların (TCK.279) manevi bütünlükleri koruma altına alınmıştır.
Bu itibarla TCK. nun 480 ve 482 nci maddelerinde düzenlenen hakaret ve sövme suçlarıyla 266 ncı maddede düzenlenen görevli memura hakaret ve sövme suçunda "tahkir" ortak unsurdur.
Hakaret ve sövme suçları kasıtlı suçlardan olup failin yaptığı hareketin, söylediği sözlerin bir kimsenin namus ve haysiyetine taarruz teşkil ettiğini bilmesi ve bilerek söylemesi halinde bu kast vardır.
Öğreti ve uygulamada da hakaret ve sövme suçlarında özel bir kastın varlığı aranmamakta, suçun oluşması için genel kastın yeterli olduğu kabul edilmektedir (Ord.Prof.Dr. Sulhi DONMEZER Ceza Hukuku Hususi Kısım-Altıncı Bası-Sh.178; Erman ÖZEK-Kişilere Karşı İşlenen Suçlar-İst.l994-Sh.323; Erol ÇETİN Y.4.C.D. Üyesi-Hakaret ve Sövme Suçları-Ocak 2001-Sh.27; 4.C.D. 18.5.1994 gün ve 1994/2460-5299; Y.C.Gnl.Krl.l5.6.1999/gün ve 4/152/162, 24.2.1998 gün ve 4/386/52, 12.5.1980 gün ve 133/208).
Görevli memura hakaret ve sövme suçunda da durum farklı değildir. Failin memura karşı yaptığı hareketin veya söylemiş olduğu sözlerin onun manevi kişiliğine taarruz teşkil ettiğini bilmesi ve isteyerek söylemesi halinde tahkir kastının bulunduğunu kabul etmek gerekir. Nitekim 480 ve 482 nci maddelerde olduğu gibi 266 ncı maddede de saikten söz edilmemiş, failin amacına önem verilmemiştir. Diğer taraftan öfke, saptandığı takdirde bilinç ve iradeyi kaldırmayıp yalnızca iradeyi ve dolayısıyla sorumluluğu zayıflattığından, suç kastının ortadan kalkması söz konusu olamaz. Bu durumda, şartları mevcut ise TCK. nun 51 nci maddesindeki yasal indirim uygulanabilir (Y.4.C.D. 5.11.1990 gün ve 4182-5638 sayılı kararı). Şunu da belirtmek gerekir ki, failin olay anında içinde bulunduğu durum nedeniyle ceza ehliyetini geçici olarak yitirmesi halinde ceza sorumluluğundan söz edilemez.
Dava konusu olayda; sanığın, hemşire E.Ç.'nin görevini yaptığı sırada ve huzurunda görevinden dolayı tahkir niteliği taşıyan iddia konusu sözleri bilerek ve isteyerek söylediği, öfke ve kızgınlığının suç kastını ortadan kaldırmadığı, dolayısıyla isnat olunan suçun maddi ve manevi unsurları itibarıyla oluştuğunda kuşku bulunmamaktadır.
Ancak sanığın gebe olmasına rağmen rahatsızlığı nedeniyle ameliyat edilmesinin zorunlu olduğu, fakat narkozun bebeğe zarar verebileceği, hatta bebeğini kaybedebileceğinin kendisine olaydan hemen önce bildirilmiş olması nedeniyle, şuurunun yerinde olmadığına dair savunması karşısında, yargılama aşamasında dinlenilmesi talep edilen sanığın eşi A.A. ve Ultrason Uzm.Bnb.E.ile ŞKM.de görevli T.Ü.'nün dinlenilmeleri suretiyle sanığın olay sırasındaki şuur durumu hakkında bilgi edinildikten sonra ortaya çıkacak duruma göre bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu itibarla, Yerel Askerî Mahkemece verilen beraat hükmünü eksik soruşturmadan bozan Daire kararına uyulup bozma gerekleri yerine getirildikten sonra bir karar verilmesi gerekirken, sanığın içinde bulunduğu duruma bağlı olarak bir anda kapıldığı öfkeyle iddia konusu sözleri söylemesi sebebiyle suç kastının bulunmadığı şeklinde yasal ve hukuki olmayan gerekçelerle direnme kararı verilmesi kanuna aykırı bulunmuş ve direnme suretiyle verilen beraat hükmünün bozulması gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy