(1632 S. K. m. 63, 65, 66, 73)
Dava konusu olayda sanığın, 20.8.1999-4.10.1999 tarihleri arasında iznini tecavüz ettiği hususunda kuşku yoktur. Askeri Mahkeme ile Daire arasındaki anlaşmazlık sanığın mazeret olarak ileri sürdüğü hususların araştırılmasına gerek olup olmadığı, ayrıca afet izinlerinde yol süresinin izinden hariç [utulup tutulamayacağı hususlarına ilişkindir.
Bu çerçevede yapılan incelemede; sanığın dosyadaki nüfus kayıt örneğinde "Medeni Hali Bekâr" gözüktüğü, duruşmada saptanan kimliğinde "evli, çocuksuz" kaydının yer aldığı, aşamalardaki sorgu ve savunmalarına istikrarlı olarak, "6-7 aylık hamile olan imam nikahlı eşi F.A.' nın depremde paniğe kapılıp merdivenlerden düşmesi üzerine annesi A. ZA. tarafından Bursa Çekirge semtindeki bir doğumevine kaldırıldığını, çocuğunun düştüğünü, bunun dışında akrabalarından depremde zarar gören olmadığını, kendisinin 20.8.1999 tarihinde birliğine katılmak için Çankırı'ya geldiğini, ancak otogardan telefon edip eşinin intihara teşebbüs etmesi nedeniyle hastaneye kaldırıldığını öğrenmesi üzerine, memleketinden getirdiği şahsi eşyalarını dahi otogarda bırakarak bir sonraki otobüsle tekrar Bursa'ya döndüğünü, iyileşince ve aralarındaki sorunları halledinceye kadar eşinin yanında kaldıktan sonra 4.10 1999 tarihinde birliğine katıldığını beyan etmiştir.
Askeri Mahkemece, sanığın nüfus kaydına göre bekâr olduğunun anlaşılması ve dolayısıyla hukuken tanınan bir evliliğin bulunmaması nedeniyle, imam nikâhlı eşinin rahatsızlığı ve hastanede yatması yüzünden gecikerek geri döndüğüne ilişkin savunmasına ve ayrıca babasının sağ olması ve 18 yaşından büyük bir ağabeyinin bulunması nedeniyle de evi depremden etkilenmeyen sanığın ailesi ile ilgilendiği şeklindeki mazeretine itibar edilemeyeceği kabul edilip, eşinin rahatsızlığı ile ilgili mazeretinin araştırılmadığı belirtilmekte ise de;
Askeri Ceza Kanununda tanımlanan Askeri cürümlerin bazılarında "mazeret" unsuruna yer verilmekle beraber (ASCK nun 63, 65 ve 66 ncı mad.), kanunda mazeret kavramının tarifi yapılıp, kapsamı belirlenmemiştir. Mazereti, İç Hizmet Yönetmeliğinin 57/b maddesi kapsamı ile sınırlamak da mümkün değildir Bunun takdiri, makul ve mantıki nedenlere dayandırılması kaydıyla mahkemelere aittir. Türk toplumunda, resmi nikah olmadan yapılan ve "imam nikahı" diye adlandırılan evliliklerin yaygın bir evlilik olduğu bilinen sosyolojik bir gerçektir. Evlilik birliği içerisinde eşlerin birbirlerine bağlılıkları, hak ve yükümlülükleri yönünden resmi nikah veya imam nikahı ile evli olmasının bir fark yapmaması gerekir. Durum böyle olunca da, bir kadınla imanı nikahı ile evli olan bir erkeğin, eşinin rahatsızlıkları veya önemli sorunları ile ilgilenme zorunluluğu bulunduğu kabul edilmelidir.
Bu çerçevede ve ülke gerçekleri dikkate alınarak somut olaya bakıldığında; evliliğin hukuken tanınıp tanınmaması dışında, ortada doğması beklenen ve yasa koyucu tarafından zaman zaman çıkarılan kanunlarla nesepleri tashih edilen bir çocuk söz konusu olduğuna göre; sanığın ifadesinde belirttiği şekilde, deprem sırasında eşinin paniğe kapılıp merdivenlerden düşmesi ile 6-7 aylık çocuğunu düşürmesi sanık açısından mazeret olabilecektir.
Askeri Mahkemenin kabulünün aksine; imam nikahı ile evlilik yapmanın yasalarla yasaklanmış olmasıyla, yaşanan toplumsal gerçekliklerin ve suçun unsurlarının hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde araştırılması gereğinin birbirinden tamamen farklı konular olması nedeniyle, sanığın mazeretlerinin araştırılması, ceza yargılamasının temel amacı olup, kamu düzeninin bozulmasıyla hiçbir ilişkisi bulunmamaktadır.
Bu itibarla,
1- Daire Kararında belirtildiği gibi, sanığın F.A. ile imam nikahlı evli olup olmadığı, 17 Ağustos 1999 tarihinde meydana gelen deprem sırasında F.'nin panikle merdivenden düşmesi sonucu annesi A.Z.A tarafından Bursa'nın Çekirge semtinde bulunan bir doğumevine kaldırılıp kaldırılmadığı, kaldırılmış ise 6-7 aylık çocuğunun düşüp düşmediği ve hastaya hastanede ne gibi tedavi uygulandığı, ayrıca F.A.'nın 19 veya 20 Ağustos 1999 günlerinde intihara teşebbüs etmesi veya başka bir nedenle hastaneye kaldırılıp kaldırılmadığı hususları, sanıktan açıklayıcı bilgeler de alınarak araştırılıp, hasıl olacak sonuca göre bu durumların sanığın 17.8.1999 tarihinde gönderildiği izni bakımından mazeret teşkil edecek nitelikte olup olmadığı ve mazeret teşkil edebileceğinin kabul edilmesi halinde, ne kadar süre mazeret olarak kabul edilebileceğinin ve suç kastının tartışılmaması;
2- Sanığın beyanlarının doğru olmadığının anlaşılması halinde; bazı birliklerce ailesi deprem bölgesinde oturan askerlere ailelerini görüp gelmeleri için bir hafta on gün gibi sürelerle izin verildiği, uygulama birliği olmayan bu konudaki insiyatifin tamamen birlik komutanlarına bırakıldığı, öte yandan deprem felaketinin büyüklüğü nedeniyle deprem bölgesine ulaşımda aksamaların olduğu, iletişim araçlarının olmadığı. yakınlarından ölen ve yaralanan olmaması, evlerinin maddi hasara uğramamış olmasına karcın büyük çaptaki 17 Ağustos 1999 depreminin depremi yaşayanlar üzerindeki yoğun psikolojik baskı ve duydukları elim kaygı da dikkate alınmak suretiyle, 17.8.1999 günü saat 20.00 de birliğinden ayrılan sanığa, ailesini görüp gelmesi için, gidiş-dönüş yol suresi hariç makul bir izin sure tanınmasının ve suç tarihinin buna göre hesap edilerek sanık lehine ASCK nun 73 ncü maddesinin uygulanmasının, oluşa ve hakkaniyete daha uygun düşeceğinin değerlendirilmemesi yasaya aykırı görülüp, sanık ve Askeri Savcının temyizine atfen ve re'sen direnme hükmünün bozulması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy