(1632 S. K. m. 66)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlığın esasını, sanığın iznini tecavüz etmesinde mazereti bulunup bulunmadığı, dolayısıyla suç kastıyla hareket edip etmediği oluşturduğuna göre, öncelikle mazeret kavramını izin tecavüzü suçu açısından incelemek, sonra da sanığın durumunu değerlendirmek gerekmektedir.
Askeri Ceza Kanunun 66/1 -b maddesinde kıtasından veya görevini yapmakta olduğu yerden izin, istirahat veya hava değişimi alarak ayrılanlardan, dönmeye mecbur bulundukları günden itibaren altı gün içerisinde özürsüz olarak gelmeyenlerin eylemleri suç sayılmakla beraber özrün tanımı yapılmadığı gibi, ne gibi durumların özür sayılacağı da açıklanmamıştır. Dolayısıyla bu konunun takdiri mahkemelere ve içtihada bırakılmıştır.
Askeri Ceza Hukuku açısından durum böyle olmakla beraber, TSK İç Hizmet Yönetmeliğinin 57 nci maddesinde, iznin uzatılması sebepleri sınırlı olmayacak şekilde sayılmış ve aile fertlerinden birinin ağır hastalığı veya ölümü, kaza, doğum, yangın gibi beklenilmeyen hallerin iznin uzatılmasına olanak verdiği ifade edilmiştir. Uygulamada da, İç Hizmet Yönetmeliğinin 57. maddesinde sayılan hallerin izin tecavüzü suçunda mazeret teşkil edeceği kabul edilmiştir Askeri Yargıtay'ın duraksamasız içtihatları da bu doğrultudadır. Ancak mazereti yönetmelikte belirtilenlerle sınırlı tutmak, Ceza Hukuku açısından haksız ve adil olamayan sonuçlar doğuracağından, askerliğe tercih edilebilecek derecede önemli, ağır ve kaçınılması mümkün olmayan durumlar da mazeret sayılarak bu gibi durumlarda izin tecavüzü suçunun oluşmayacağı kabul edilmiştir. Bu bağlamda ailenin ekonomik durumunun yükümlünün birliğine dönmesini engelleyecek derecede bozuk olması sebebiyle yol parasının temini için geçirilen süre, makul ve süre sonunda yükümlünün yola çıkıp birliğine katılması koşuluyla mazeret olarak değerlendirilmektedir.
Somut olayda, Askeri mahkeme, sanığın babasının rahatsızlığı ile bu nedenle hastanede tedavi görmesine rağmen iyileşmeyip 19.5.2000 tarihinde ölmesini, birliğine katılması gereken 7.5.2000 tarihinden 19.5.2000 tarihine kadar geçirmiş olmasında haklı bir özür olarak saydığı gibi, bu tarihten sonra, 10 günlük izin hakkı tanımış, 30.5.2000 tarihinden yakalandığı 13.6.2000 tarihine kadar olan süreyi de para temin edebilmek için geçirdiğinden suç işlemek kastından söz edilemeyeceği kanısına varmıştır. Dairece de; Askeri mahkemenin yapmış olduğu bu değerlendirme yerinde bulunarak sanığın suç işleme kastından söz edilemeyeceği kanısına varılmıştır.
Yapılan müzakere sonunda Kurulumuzca; Babasının rahatsızlığı ve buna bağlı olarak 19.5.2000 tarihinde ölmesi sebebiyle, defin işlemlerinin yerine getirilmesi, ölümün insan ruhunda yarattığı olumsuz etkilerin ve bu yüzden duyulan atının kısmen de olsa ortadan kalkması için ihtiyaç duyulan 10 günlük sürenin sanık yönünden özür kabul edilmesinde, dolayısıyla 7.5.2000 tarihinden 29.5.2000 tarihine kadar izin tecavüzünde geçen sürenin suç teşkil etmeyeceğine ilişkin değerlendirmede bir isabetsizlik görülmemiş ise de;
29.5.2000 tarihinden itibaren tanınması gereken 1 günlük yol süresi sonunda birliğine katılmamış olması karşısında 30.5.2000-13.6.2000 tarihleri arasında izin tecavüzünde geçen sürenin suç teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Zira babasının ölümü nedeniyle tanınan 10 günlük süreden soma artık sanığın birliğine katılmamasını haklı kılacak bir özrü bulunmamaktadır. Sanığın bu süreyi yol parası temin etmek için geçirdiğine ilişkin savunması da doğrulanmamıştır. Gerçekten de babasının ölümünden sonra sanığın para temin etme çabasında olduğunu gösteren hiçbir delil bulunmamaktadır. Bu konuda tanık olarak dinlenen M.Ç. de ifadesinde, sanığa, babasının ölümünden önce para verdiğini beyan etmektedir.
Öte yandan, sanığın, birliği Samandıra' da yani Anadolu yakasında olmasına karşılık, Rumeli yakasında Yeşilköy civarında park ve bahçelerde yapılan kontrol sırasında yakalanması, yakalanmadan hemen önce İstanbul'a geldiğini gösteren hiçbir delil elde edilememiş olması karşısında, sanığın birliğine katılmak iradesiyle İstanbul'a geldiğine dair Daire kabulünde de isabet görülmemiştir. Ancak bu konunun hüküm mahkemesince araştırılması ve sonucuna göre As.C.K. nun 73. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışılmak suretiyle hüküm kurulması gerektiğinde kuşku yoktur. Bu nedenlerle, Başsavcılığın itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılarak sanık hakkında Askeri mahkemece tesis olunan beraat hükmünün sübut yönünden bozulması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy