(1632 S. K. m. 131)
Dosya içeriğine, delillere, iddia, savunma ve kabule göre; 17 AĞUSTOS 1999 depreminden sonra, 15 nci Kolordu Komutanlığınca oluşturulan Afet Koordinasyon ve Değerlendirme Merkezi (AKDM)'nde âmir olarak görevlendirilen sanık Alb.K.H.'nin, yardım amacıyla daha önceden toplanıp Afet Merkezine teslim edilen ve kendi sorumluluğu altında bulunan Gölcük Değirmendere Mehmetçik Çadırkentinin söndürülmesiyle açığa çıkan, içinde yiyecek ve temizlik maddeleri gibi tüketim maddelerinin de bulunduğu çeşitli cins ve miktarda dizi 132'de dökümü yapılan eşyayı kendi inisiyatifi ile önce İzmit Mehmetçik Çadırkentine buradan da babasının, İstanbul Göztepe'de bulunan evine 29 ve 30 Nisan 2000 tarihlerinde Askeri araçla taşıdığı, bunlardan bir bölümünü 1 mayıs 2000, geri kalanını da 8 Mayıs 2000 tarihinde Gölcük Mehmetçik Çadırkentine geri getirdiği sabit olup bu konuda bir kuşku olmadığı gibi, anlaşmazlık da yoktur.
Daire ile Askeri Mahkeme arasındaki anlaşmazlık, sanığın söz konusu eşyaları mal edinmek (temellük) kastıyla götürüp götürmediğine ilişkindir.
Dairece; sanığın bu eşyayı kendi eşyası ile karıştığı için yanlışlıkla götürdüğüne, bu yanlışlığın farkına varır varmaz geri getirdiğine, dolayısıyla temellük kastıyla hareket etmediğine ilişkin savunmasının aksinin hiç bir kuşkuya yer vermeyecek biçimde ve kesin olarak ortaya konulamadığı, dolayısıyla sanığın temellük kastıyla hareket edip etmediği hususundaki kuşkunun yenilemediği, bu durumun sanık lehine değerlendirilerek temellük kastının bulunmadığının kabulü ile sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış iken,
Askeri mahkemece; mevcut delillerin, sanığın temellük kastıyla hareket ettiğini açıkça ortaya koyduğu, bu nedenle de mahkûmiyet için yeterli olduğu kanısına varılarak mahkumiyet kararı verilmiştir.
Durum böyle olmakla beraber, sanık avukatlarınca sanığa verilen görevin Askeri bir hizmet olmadığı, savunma olarak ileri sürüldüğünden, öncelikle hizmetin niteliği üzerinde durulmuştur.
Sanığın yüklenmiş bulunduğu bu "görev", Daire kararında da açıklandığı gibi T.S.K.leri İç Hizmet Kanununun "Tabii Afetlerde Yardım" başlığını taşıyan 112 nci, Yönetmeliğinin 709 ncu maddelerinden kaynaklanan 7269 Sayılı, "Umumi Hayata Müessir Afetler dolayısıyla Alınacak Tedbirler ve Yardımlara Dair Kanun" ve bu kanuna kayalı olarak çıkarılan, "Afetlere İlişkin Acil Yardım Teşkilatı Planlama Esaslarına Dair Yönetmelik" hükümlerine göre yürütülmüş olup, bu görevin "Askeri Hizmet" olduğu konusunda da kuşku yoktur. Bu nedenle, sanık müdafilerinin, bu hizmetin Askeri bir hizmet olmadığı yönündeki düşünceleri yerinde görülmemiştir.
Bu aşamadan sonra sübutun incelenmesine geçilmiştir.
Sanık sorgu ve savunmalarında; "...otomobilinin bagajında muhafaza ettiği kendisine ait oto teybi, deniz motoru, hidrofor, ışıldak, oto yedek parçası, çarşaf, nevresim,çanak anten, yağ bidonu, çatal ve kaşık gibi eşyalarına sahip çıkmasını, otomobilini onarıma veren Yzb. Z.D.'den rica ettiğini, teyzesinin ameliyatı nedeniyle kan vermek üzere bir kısım erleri İstanbul'a götürürken bu eşyaları da götürmeyi düşündüğünü, bu maksatla eşyaları İstanbul'a gidecek araca yüklemesi için Tğm.F.'ye emir verdiğini, eşyaların yüklenmesi sırasında başında bulunmadığını, eşyalar araca yüklenmiş olarak İzmit Orduevine geldiğinde kendisine ait olmayan malzemeler bulunduğunu gördüğünü, ancak geç kalacağı düşüncesiyle Çadırkente geri götürmeyi uygun bulmadığını, dönüşte geri getirmek maksadıyla İstanbul'a götürdüğünü, fakat hastanede işlemler uzun sürdüğü için babasının evine uğrayamadan geri dönmek durumunda kaldığını, ertesi gün depoya gittiğinde kendisine ait eşyaların yüklenmemiş olduğunu ve tüm eşyaların dağınık bir vaziyette bulunduğunu, yardım malzemelerini toplatıp poşetlere koydurduğunu, kendisine ait eşyaların araca yüklenmesini istediğini, ne var ki eşyaları indirirken kendisine ait olmayan malzemelerin de araca yüklenmiş olduğunu gördüğünü, bu şekilde yanlışlıkla İstanbul'a götürülen eşyaları minibüsün almayacağı düşüncesiyle babasının evinde bıraktığını, ancak ertesi gün bir başka araçla geri getirildiğini, eşyaların İstanbul'a götürülmesinin tamamen karışıklık ve yanlışlık sonucu meydana geldiğini, söz konusu eşyaları mal edinmek gibi bir niyeti olmadığını..." ileri sürmüştür.
Duruşma sırasında ortaya konulan ve karar gerekçesinde tartışılan yazılı ve sözlü deliller birlikte göz önünde tutulup değerlendirildiğinde; sanığın temellük kastıyla hareket etmediğine, kendi özel eşyaları arasına karışan yardım malzemelerinin yanlışlıkla araca yüklenildiğine, imkân bulur bulmaz söz konusu eşyayı geri getirdiğine ilişkin savunmasını inandırıcı bulmayarak sanığın zimmet suçunu işlediği sonucuna varan Askeri mahkemenin bu değerlendirmesinde bir takdir hatası görülmemiştir.
Her ne kadar, sanığın suça konu eşyayı 1 ve 8 Mayıs 2000 tarihlerinde geri getirmiş olması, yanlışlıkla araca yüklenip götürülen eşyanın iadesi şeklinde bir sonuç çıkarılmasına imkan verebilir ise de; sanığın, aracın hareketinden önce kendisine ait olmadığını bildiği eşyaların araca yüklendiğini görmesine rağmen İstanbul'a götürmekte tereddüt etmemesi, eşyaların indirilmesi halinde zaman kaybedeceğine ilişkin savunmasının, eşyaları bırakmak amacıyla babasının evine uğraması halinde daha çok zaman kaybedeceği cihetle inandırıcı ve mantıki olmaması,
Kendisine ait olup Yzb. Z.D.'den sahip çıkmasını istediği eşyalar arasında tüketim maddesi bulunmaması nedeniyle bu tür eşyayı görür görmez araçtan hemen indirtmesi gerekirken İstanbul'a götürmekte sakınca görmemesi ve böyle bir davranışın mantıki bir açıklamasının yapılamaması,
Lekeli gördüğü bir yatağı temiz olanıyla değiştirilmesi için geri göndermesine karşılık, hacim itibariyle çok daha az yer kaplayacak olan eşyayı babasının evinde bırakması,
29 Nisan 2000 tarihinde İstanbula götürülen eşyalar arasında kendisine ait olmayan bazı malzemeler görmesine rağmen ertesi günü yine kendisine ait olmayan malzemelerin araca yüklenip İstanbul'a götürülmesi,
Kendisine ait olduğunu iddia ettiği hidroforun sanığın emrinde bulunan birliğe, Tekirdağ'a intikal eden birlik tarafından belge karşılığı teslim edildiğinin anlaşılması ve bu malzemenin kendisinin değilmiş gibi İstanbul'dan geri getirilip Çadırkente teslim edilmesi,
İstanbul'a götürülen eşyaların listesini tutan Er F.M.'yi dövmesi,
30 Nisan 2000 tarihinde eşyaların poşetlendiği sırada depoda erlerin başında bulunması sebebiyle kendi eşyalarıyla birlikte yardım malzemelerinin yanlışlıkla birbirine karıştığına dair savunmasının en azından ikinci gün İstanbul'a götürülen eşyalar yönünden dayanaksız kalması ve nihayet İstanbul'a babasının evine bıraktığı eşyaları geri götürmesinin kendi serbest iradesiyle olmayıp Yzb.M,P.'nin tutanakları göstererek sanığı şikayet etmesi üzerine, Kurmay Başkanı Alb.Ü.E. tarafından çağrılıp olayın kendisine sorulmasından sonra, hakkında yasal işleme geçilebileceği endişesinden kaynaklandığının bu tanıkların beyanlarından anlaşılması karşısında, sanığın suça konu yardım eşyalarını temellük kastıyla babasının evine götürdüğüne ve böylece zimmet suçunu işlediğine dair Askeri mahkemenin kabulünde, As.C.K. nun 131/1 nci maddesinin "Vahim hal" fıkrası ile alt sınırdan yapılan uygulamada ve bu hususta karar yerinde gösterilen gerekçelerde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak, sanığın sorumluluğunda bulunan cins ve miktarı itibariyle farklılık gösteren bir grup malzemeyi zimmetine geçirmeyi düşünüp karar verdikten sonra, bir seferde götürme imkânı bulunmaması sebebiyle birbirini takip eden iki ayrı günde götürmesi tek bir fiil olduğu halde, Askeri mahkemece Kanunun aynı hükmünün birden fazla ihlâli olarak değerlendirilmesi yasaya aykırı bulunmuş ve hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy