(353 S. K. m. 220)
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulu tarafından çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, 304.200.000.TL. Ağır Para Cezasının, aylık (yanlış olarak) 20 Milyon ve 16 aylık taksit halinde infazının kararlaştırılmış olmasının infaz sırasında çözümlenebilecek bir yanlışlık mı olduğu, yoksa temyiz incelemesi sırasında görülen bu yanlışlığın hükmün bozulması ve düzeltilerek onanması suretiyle giderilmesinin mümkün olup olmadığıdır.
Daire; aylık taksitlerin 19.012.500 TL. yerine 20 Milyon şeklinde belirlenmesini yasaya aykırı bulmakla beraber, bu yanlışlığın cezanın infazı sırasında, 353 Sayılı Kanunun 253 ve 254 ncü maddeleri çerçevesinde giderilebileceğini belirterek, hükmün onanmasına karar vermiş; Başsavcılık ise, bu kanuna aykırılığın temyiz safhasında da düzeltilebileceği ve bu nedenle hükmün bozulması ve aylık taksitlerin 19.012.500 TL. olarak düzeltilerek hükmün onanması gerektiği görüşündedir.
Görüleceği gibi, sanık Yd.Sb. Ad. Adayı Salih YÜCEL' in 22.3.2000-18.7.2000 tarihleri arasında Bakaya suçunu işlediğinde, bu suç nedeniyle As.C.K.nun 63/1-A (3 Aydan sonra gelenler cümlesi) TCK.nun 59/2 ve 647 Sayılı Kanunun 4 ncü maddeleri gereğince 304.200.000.TL. Ağır para cezasıyla mahkûm edilmiş olmasında bir anlaşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık usûle ilişkin olmakla beraber, taksit miktarının belirlenmesinde sanık aleyhine hata yapıldığı iddia olunmasına karşılık, Dairece; hüküm yasaya uygun bulunarak onanmış olduğundan, öncelikle bu husus incelenmiştir.
Para cezalarının tarifi, tespiti ve yerine getirilmesi, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 5. Maddesinde düzenlenmiş olup, bu maddenin üçüncü fıkrasına göre, mahkeme gerek gördüğü takdirde hükmedeceği para cezasının, tayin edeceği sürelerde ve belirli taksitlerle ödenmesine karar verebilecek, ancak taksit süresi iki yılı geçmeyeceği gibi, taksit miktarı dörtten de az olamayacaktır.
İncelenen dosyaya göre, sanık hakkında tayin olunan hürriyeti bağlayıcı cezanın, beher gün karşılığı 3.042.000 liradan toplam olarak 304.200.000.TL. ağır para cezasına çevrilmesinde ve bu cezanın eşit taksitler halinde 16 ayda ödenmesine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yok ise de, aylık taksit miktarının "yirmi milyon lira" olarak belirlenmesi ve böylece tayin olunan hürriyeti bağlayıcı ceza, sanki "üç yüz yirmi milyon lira" ağır para cezasına çevrilmiş gibi, sanık aleyhine bir durum ve hükümde çelişki yaratılması yasaya aykırı bulunmuş ve bu nedenle Dairenin onama kararının kaldırılarak hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.
Böyle bir yanlışlığın, temyiz incelemesi sırasında fark edilmeyerek hükmün bu şekilde kesinleşmesi halinde, 353 sayılı Kanunun 253 ve 254.maddeleri hükümlerine göre Askerî mahkemeden bu hususta bir karar alınmak suretiyle düzeltilebileceğinde kuşku yoktur. Ancak, temyiz incelemesi sırasında görülen ve sanık aleyhine olduğu açıkça anlaşılan yasaya aykırılığın, bozma sebebi sayılmaması için neden bulunmamaktadır. Meğerki yasaya aykırılık sanık lehine yapılmış ve aleyhe temyize gelinmemiş olsun. Bu durumda, yeniden verilen hükümle tayin olunan ceza, bozmadan önceki cezadan nevi ve miktar itibariyle daha ağır olamayacağından, yapılan bozma, adaleti geciktirmekten, zaman ve emek kaybına yol açmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Kunterin de ifade ettiği gibi, bozma işe yaramalı, sırf bozmuş olmak için hüküm bozulmamalıdır. Yargıtay'ın görüşü de bu doğrultudadır.
Bu tür kanuna aykırılıklar sebebiyle bozma üzerine, Askerî Yargıtay tarafından davanın esasına hükmedilip hükmedilemeyeceği sorununa gelince;
"Askerî Yargıtay'ca hükmün bozulması ve esasa hükmedilecek haller" başlığını taşıyan 353 Sayılı Kanunun 220 nci maddesinin ikinci fıkrasında, "Askerî Yargıtay, kanunun hükme esas olarak tespit edilen vakalara uygulanmasında yanlışlık yapılmasından dolayı hükmü bozmuş ise aşağıda yazılı hallerde bizzat davanın esasına hükmeder." hükmüne yer verilmiş ve devamında on bent halinde bu haller sınırlı olarak sayılmıştır. Bu hükme göre temyiz incelemesi sırasında saptanan bozmaya neden olan hususlar yeniden yargılama yapmayı gerektirmediği takdirde Askerî mahkemenin yerine geçmek suretiyle hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmesi gerekmektedir.
Konu öğretide de incelenmiştir. Genel kabul gören görüşe göre; Yargıtayın asıl davanın esasına karar vermesi ve davayı orada bitirmesi, bir başka anlatımla mahkemenin verdiği kararı kaldırıp yerine yenisini koyması, ıslah etmesi istisna olup yeniden mahkemeye göndermeye ihtiyaç olmadığını gösteren iki temel şarta bağlıdır:
1. Maddi meselenin daha ziyade aydınlanması için bir soruşturma, kısacası bir öğrenme muhakemesi gerekmemelidir.
2. Maddi mesele bakımından mahkemeye bırakılmış serbest değerlendirme, yani takdir yetkisi söz konusu olmamalıdır (KUNTER-YENÎSEY, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11.Bası, s.l 151).
Uygulamada da bu görüş benimsenerek ıslah kararı verilmesinde bu şartların varlığı aranmaktadır (Y.C.Gn.Krl.nun 25.4.2000 tarih ve 3/79-83 sayılı Kararı). Bununla beraber hüküm düzeltilirken bir başka hukuk kuralı (md. 227/3) ihlal edilmemelidir. Örneğin; aleyhe temyize gelinmemiş ise, bozulan hüküm sanık aleyhine olarak düzeltilmemelidir (KUNTER-YENSEY; adı geçen eser s. 1152 ve As. Y.Drl.Krl.nun 11.5.1989 tarih ve 1989/125-131 sayılı kararı.).
Bu şekilde davanın esasına hükmedilecek hallerden biri de 220, maddenin ikinci fıkrasının D bendinde; "Artırma ve indirme sonunda ceza süresini veya miktarını tayinde maddi yanılma olmuş ise" şeklinde ifade edilmiştir. Bu bentte, cezanın artırılması veya eksiltilmesi sırasında ceza süresinde veya miktarında yapılan maddi yanlışlıklara yer verilmiş olup başka türlü yapılan işlem hatalarından, örneğin; tayin olunan para cezasının taksitlendirilmesi sırasında yapılan çarpma veya bölme işleminin yanlış yapılması gibi hatalardan söz edilmemiştir.
Ancak, Madde gerekçesinden, bu hükmün konuluş amacının, "dava dosyalarının Yargıtay ile Yerel Mahkemeler arasında gidip gelmesi ile adaletin gecikerek gerçekleşmesine ve zaman kaybına sebebiyet vermemek" olduğu açıkça anlaşılmaktadır.
Öğretide ve uygulamada da; bu amaç göz önünde bulundurularak söz konusu hükmün ihtiyaca göre geniş yorumlanması gerektiği kabul edilmiştir (KUNTER- YENİSEY-Ceza Muhakemesi Hukuku, 11.Bası, s. 1151 de 159 Nolu dipnot. Y.C.Gn. Krl.nun 28.06.1965 gün ve 287/D-1/265 sayılı kararı). Bu nedenle cezanın artırılması veya eksiltilmesi dışında kalan, fakat hukuki bir kuralın uygulanmaması veya yanlış uygulanması niteliğinde olmayan, örneğin; hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi veya bu şekilde tayin olunan para cezasının taksitlendirilmesi sırasında çarpma veya bölme işlemlerinde yapılan yanlışlıkların da bu bent kapsamında mütalaa edilmesi maddenin konuluş amacına ve Anayasanın 141 nci maddesinde "Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması.. şeklinde ifade edilen davaların ekonomikliği ilkesine uygun düşecektir.
Somut olayda; hüküm, hürriyeti bağlayıcı cezadan yasaya uygun olarak çevrilen ağır para cezasının taksit sayısına bölünmesi sırasında bölme işleminde yanlışlık yapılarak taksit miktarının on dokuz milyon on iki bin beş yüz lira yerine yirmi milyon lira olarak belirlenmesi sebebiyle bozulmuş olup bunun düzeltilmesinin mahkemenin takdir yetkisiyle ilgisi bulunmadığı gibi, yeniden yargılama yapılmasını da gerekli kılmamaktadır. Dolayısıyla hüküm bozulduktan sonra, Askerî Yargıtay'ca davanın esasına da hükmedilmesi gerekmektedir. Bu nedenlerle Başsavcılığın itirazının kabulü ile Daire kararının kaldırılarak bozulmasına karar verilen Askerî Mahkeme hükmünün, taksit miktarının "on dokuz milyon on iki bin beş yüz lira " olarak düzeltilmesine ve hükmün bu şekilde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy