(353 S. K. m. 162)
Askeri Mahkemece; lise mezunu olan sanığın er olarak askerlik hizmetini yerine getirmesi gerekirken hukuk fakültesinden mezun olduğuna ilişkin sahte belge düzenleyip Asteğmen olarak askerliğini yaptığı sabit görülerek askerlikten kısmen kurtulmak için hile yapmak sucundan As. CK. nun 81/1, TCK. nun 59/2 nci maddeleri uyarınca on ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, 925.175.320 TL.si hazine zararını ödemesine ve sanıktan 49.959.467 TL.si nispi hile alınmasına karar verildiği,
Mahkumiyet hükmünün, sanık tarafından sahte diplomanın iğfal kabiliyeti olmadığı, eyleminde askerlikten kurtulmak ivin hile yapmak suyunun unsurlarının bulunmadığı ileri sürülerek temyiz edildiği,
Askeri Yargıtay Başsavcılığınca; Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığının 11.10.2001 gün ve 2001/1885-259 sayılı iddianamesi ile; sanık hakkında hukuk fakültesinden mezun olduğuna ilişkin sahte belge düzenlediği belirtilerek "resmi evrakta sahtekarlık" suçundan TCK. nun 342/1 inci maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açıldığından, yapılan hilenin TCK. nunda yazılı sahtekarlık suçuna tekabül ettiği için Askeri Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerektiği görüş ve düşüncesiyle hükmün bozulmasına karar verilmesi talep edildiği,
Askeri Yargıtay 1 inci Dairesinin 27.11.2002 gün ve 2002/1085-1076 sayılı ilamı ile; sanık hakkında aynı konuda açılmış iki dava bulunmadığı için tebliğnamedeki davanın reddine karar verilmesi görüşüne katılınmadığı, ancak; Askeri Mahkemenin bulunduğu yerin uzağında cezaevinde tutuklu bulunan ve istinabe suretiyle sorgusu tespit edilen ve tutukluluğu devam eden sanığın esas hakkındaki mütalaadan sonra savunmasının alınması gerektiği halde savunması alınmadan hakkında mahkumiyet hükmü verilmesinin yasaya aykin olduğu belirtilerek usul yönünden hükmün bozulmasına karar verildiği, anlaşılmaktadır.
Daire ile Askeri Yargıtay Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlıklar; sanık hakkında mükerrer dava açılıp açılmadığına ve sanığın sorgusu tespit edilirken savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığına ilişkindir.
Daire; sanık hakkında Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinde sahtekarlık sucundan açılan dava ile Askeri Mahkemede askerlikten kurtulmak için hile yapmak suçundan açılan davaların konularının farklı olduğunu kabul etmiştir. Ayrıca, Daire, Askeri Mahkemenin bulunduğu yerden uzakta başka suçtan tutuklu bulunan ve istinabe suretiyle ifadesi tespit edilen sanığın tutukluluğu devam ettiği halde esas hakkındaki mütalaaya karşı savunması tespit edilmeden hüküm kurulmasının yasal olmadığını, savunma hakkinin usule aykırı şekilde kısıtlandığı sonucuna varmıştır.
Buna karşılık Askeri Yargıtay Başsavcılığınca; her iki davaya ait iddianamelerin mükerrer dava niteliği taşıdığı, bu nedenle Askeri Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Öte yandan, sanığın duruşmadan vareste tutulma isteğinde bulunması üzerine duruşmadan vareste kararı alındığından, esas hakkında mütalaanın okunduğu oturumda tutuklu olmayan sanığın, esas hakkında mütalaaya karşı savunmasının tespit edilmemiş olmasında usule aykırılık bulunmadığı görüşündedir.
Uyuşmazlıkların niteliği dikkate alınarak öncelikle mükerrer dava bulunup bulunmadığı hususu müzakere edilmiştir.
Davanın reddi müessesesi, Ceza Muhakemeleri Kanununun 253/3 üncü ve 353 sayılı As.Mah.Krlş.ve YUK.nun 162 nci maddelerinde birbirine paralel şekilde düzenlenmiştir. Bu hükümlere göre; aynı konuda aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.
Diğer taraftan, hükmün konusu, duruşmanın sonucuna göre iddianamede gösterilen eylemden ibarettir (353 sayılı K.Md.165 ve CMUK. Md.257/1).
Şu halde, aynı konuda açılmış birden fazla davadan söz edilebilmesi için, aynı eylemle ilgili olarak birden fazla iddianame düzenlenmiş olması gerekmektedir.
İddianamede gösterilen eylemin aynı olmasından maksat, yargılamanın konusunu teşkil eden tarihi olay veya ihlal edilen hukuki menfaat veya kanuni tipe uygun hareketin aynı olmasıdır. Bir başka ifadeyle, yargılamanın konusunu teşkil eden aynı tarihi olay veya ihlal edilen aynı hukuki menfaat yada kanuni tipe uygun aynı hareket, birden fazla iddia-namede yer almış ise aynı konuda açılmış birden fazla dava var demektir.
Bu itibarla, sanık hakkında Kırıkkale C.Başsavcılığınca düzenlenen 11.10.2001 gün ve 2001/1885-259 sayılı iddianamede gösterilen eylemle Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığınca düzenlenen iddianamede gösterilen eylemlerin aynı olup olmadığının, yani her iki iddianamedeki tarihi olayların, bu olaylarla ihlal edilen hukuki menfaatlerin ve tipe uygun hareketlerin aynı olup olmadığının irdelenmesi gerekmektedir.
Kırıkkale C.Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede gösterilen eylem, sanık R.Ş.'nin Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okumadığı halde, buradan mezun olmuş gibi "sahte olarak geçici mezuniyet belgesi" düzenlemesidir. Bu eylemiyle sanığın, resmi evrakta sahtecilik sucunu işlediği ve böylece TCK. nun 342/1 inci maddesini ihlal ettiği iddia edilmiştir.
Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri Savcılığının 8.11.2001 gün ve 2001/1547-251 esas ve karar sayılı iddianamesinde ise; sanık R.Ş.'nin "Er olarak askerlik kararı aldırması gerekirken, sahte olarak düzenlediği hukuk fakültesi geçici mezuniyet belgesi ile 29.8.1994 tarihinde Keskin Askerlik Şubesi Başkanlığına başvurarak er olarak askerlik yapması gerekirken yapmaya mecbur olduğu statüden farklı bir statüde, yani yedek subay olarak askerlik yapmak suretiyle askerlikten kısmen de olsa kurtulmak maksadıyla hile yapmak sucunu işlediği iddia edilerek eylemi-ne uyan As.C.K.nun 81/1 inci maddesi uyarınca cezalandırılması istenmiştir.
Resmi evrakta sahtekarlık suçu, TCK. nun 339 ve bunu takip eden maddelerinde düzenlenmiş olup sahtekarlığın suç sayılmasıyla korunmak istenen hukuki menfaat "kamu güveni"dir. Bu nedenle de sahtecilik suçu, sahteciliğin yapıldığı anda oluşur; yani suçun oluşması için belgenin kullanılması şart değildir.
Buna karşılık, askerlikten kurtulmak için hile yapmak sucunu düzenleyen As. C.K.nun 81 inci maddesi, sahteciliği de içine alan askerlikten kısmen dahi kurtulmayı amaçlayan hileli hareketleri cezalandırmakla ve böylece Anayasal bir hak ve aynı zamanda bir yükümlülük olan vatan hizmetini korumaktadır. Bir başka ifadeyle, askerlikten kurtulmak için hile yapmak sucu seçimlik hareketli suçlardandır, dolayısıyla yapılan hilenin, sahtekarlık şeklinde gerçekleşmesi de mümkündür. Bu takdirde askerlikten kurtulmak için hile yapmak sucu, sahtekarlığın yapıldığı anda değil, böyle bir belgenin kullanılmasıyla teşekkül eder. Bu bakımdan, sahtecilik sucunu oluşturan eylemin, bazı durumlarda askerlikten kurtulmak için hile yapmak sucunun hareketini oluşturması mümkün ise de, bu durum her iki suçun konularının aynı olması sonucunu doğurmaz. Zira yukarıda açıklandığı gibi, her iki suçla korunmak istenen hukuki menfaat birbirinden tamamen farklıdır.
İncelenen dosyada; sanığın "sahte geçici mezuniyet belgesi düzenlemesi" ve er olarak askerlik yapması gerekirken, "yüksek okul mezunu olduğunu beyanla bu belgeyle askerlik şubesine başvurarak yedek subay olarak askerlik yapmasını sağlaması söz konusu olup iki ayrı tarihi olay iki ayrı Mahkemede ayrı ayrı dava konusu yapılmıştır.
Esasen sanığın sahte mezuniyet belgesiyle Askerlik şubesine başvurması şeklindeki tarihi olayın, Kırıkkale C.Başsavcılığınca sahtecilik sucundan ayrı olarak nitelendirildiğini bu Başsavcılık tarafından düzenlenen görevsizlik kararından da anlamak mümkündür.
Nitekim, Kırıkkale C.Başsavcılığının 11.10.2001 gün ve 2001/ 4248-8 sayılı görevsizlik kararında; sanık R.Ş.'nin "sahte olarak düzenlediği, hukuk fakültesi geçici mezuniyet belgesi ile Keskin Askerlik Şubesine müracaatla yedek subay olarak askerlik yaptığı ve bu eyleminin askeri suç teşkil ettiği belirtilmiştir.
Yukarıda açıklandığı üzere, sanık hakkında Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesinde açılan dava ile Askeri Mahkemede açılan davanın konuları farklı olduğu için, Askeri Mahkemece davanın reddine karar verilmesini gerektiren bir neden bulunmadığı sonucuna varıldığından, Askeri Yargıtay Başsavcılığının, hükmün, davanın reddine karar verilmesi gerektiği noktasından bozulması yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir.
Bu aşamadan sonra Askeri Yargıtay Başsavcılığının, sanığın istinabe suretiyle ifadesinin tespitinde ve Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaasına karşı, ifadesinin alınmamış olmasında usule aykırılık bulunduğuna ilişkin itirazlarının incelenmesine geçilmiştir.
Dosyadaki mevcut belgelere göre: Sanık hakkında Ankara'da bulunan Askeri Mahkemede askerlikten kısmen kurtulmak için hile yapmak sucundan dava açıldığı sırada sanığın başka bir suçtan Kırıkkale Cezaevinde tuluklu bulunduğu, Askeri Mahkemece sanığın istinabe suretiyle ifadesinin tespiti için Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesine talimat yazıldığı, başka suçtan Kırıkkale Cezaevinde tutuklu bulunan sanığın Kırıkkale Ağır Ceza Mahkemesince cezaevinden celp edilerek 28.11.2001 tarihinde sorgusunun tespit edildiği, Askeri Mahkemece 27.12.2001 günü yapılan duruşmada, sanığın duruşmadan vareste tutulma isteminde bulunması nedeniyle 353 sayılı Kanunun 136 nci maddesi uyarınca duruşmadan vareste tutulmasına karar verildiği, sanığın gıyabında duruşmanın yürütülerek 26.7.2002 günü yapılan duruşmada Askeri Savcının esas hakkındaki mütalaasının alınmasını müteakip sonuç kararın verildiği görülmektedir.
353 sayılı As. YUK nun 136/4 üncü maddesinde: "Sanık davanın görüldüğü askeri mahkemeden uzakta bulunan bir mahalde herhangi bir suçtan ötürü tutuklu bulunmakta veya cezası infaz edilmekte ise, duruşmadan vareste tutulma isteminde bulunmasa dahi, bulunduğu yerdeki mahkeme aracılığı ile sorgusu ve ağır cezalı işlerde esas hakkındaki iddiadan sonra savunması tespit edilir" hükmü yer aldığından sanığın sorgusunun tutuklu bulunduğu yer Ağır Ceza Mahkemesi aracılığıyla tespit edilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Ancak sanığın duruşmalardan vareste tutulma isteğinde bulunmasının yapılacak usulü işleme bir etkisi olmadığından, sanığa isnat edilen sucun ağır cezalı olması nedeniyle tutukluluk durumunun devam edip etmediği araştırılıp devam ediyorsa tutuklu bulunduğu yer Ağır Ceza Mahkemesince tespiti, tahliye edilmiş ise duruşma gününün tebliği ile esas hakkındaki mütalaaya karşı sanığın savunmasının alınması, ondan sonra hüküm kurulması gerekirken, Askeri Mahkemece sanığın tutukluluk halinin devam edip etmediği araştırılmadan ve esas hakkındaki mütalaaya karşı savunması alınmadan hüküm kurulması sebebiyle sanığın savunma hakki kısıtlanmış, olduğundan, Dairenin bozma kararında yasaya aykırılık görülmemiş ve Askeri Yargıtay Başsavcılığınca yapılan itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.
Her ne kadar, Askeri Yargıtay Başsavcılığının itiraz tebliğnamesinde, Askeri Mahkemece verilen hükümde hazine zararının da yasalara aykırı olarak yanlış hesap edildiği ileri sürülmüş ise de; Daireler Kurulunda ancak Dairece karar verilen konular incelenebilir. Halbuki bu konuda Dairece verilmiş olumlu ya da olumsuz bir karar bulunmamaktadır. Bu nedenle, hazine zararıyla ilgili itiraz inceleme dışı bırakılmıştır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy