(1632 S. K. m. 87)
Dosya içeriğine ve delillere göre, sanığın birliğinde görevli iken, Özel Kuvvetler Komutanlığının, 17.8.1997 tarihli emrine istinaden çıkarılan 1 inci Özel Kuvvetler Alay Komutanlığının 7.12.2000 tarihli emrinde; meydana gelebilecek toplumsal olaylara müdahale etmek maksadıyla oluşturulacak EMASYA birliklerini, 25-31 Aralık 2000 tarihleri arasındaki takviye görevini sanığın da görevli olduğu 4 üncü Özel Kuvvetler Tabur Komutanlığının icra edeceğinin ve bu birlikteki görevli personelin mesai günlerinde mesai saatleri sonuna kadar, hafta sonu ve tatil günlerinde evlerinde 30 dakikalık hazırlık süresini kapsayacak şekilde bekleyeceklerinin belirtildiği, emrin sanığa tebliğ edildiği, tatil günü yapılacak tatbikatlar için personelin telefon numarasının alındığı, sanığın ev telefon numarasının olmaması sebebiyle cep telefon numarasının alındığı, 26.12.2000 tarihinde tatbikat alarmının verildiği, sanığın cep telefonundan arandığı, telefonun çalmasına karşın açılmadığı, bu suretle sanığa telefonda ulaşılamadığı 2 gün boyunca devam eden aramaların sonuç vermediği anlaşılmakta, maddi vakıanın bu şekilde oluştuğu konusunda bir kuşku ve uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun, oluşumunda kuşku bulunmayan eyleme ilişkin "suç niteliği" ile ilgilidir.
Daire; sanığın, eylemi ile hizmet emrinin yerine getirilmemiş olması karşısında, emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği sonucuna varmış iken,
Başsavcılık; sanığın, geçerli bulunan savunmalarına göre, emirde belirtilen sürecin başlamasından önce, yani, 24.12.2000 tarihinde garnizonu izinsiz terk ettiğinin anlaşılması karşısında, firar kastı ile hareket ettiği, uygulamalara göre firar konumunda bulunan bir kişinin söz konusu emirle ilgili hizmeti yerine getirmesinin beklenemeyeceği, eylemin, emre itaatsizlikte ısrar suçunu oluşturmayacağı görüşündedir.
Aşamalarda ifadesine başvurulan sanık, Birlik K. lığınca alınan ifadesinde, "nişanlısı ile aralarında problemleri bulunması nedeniyle, 26.12.2000 Salı günü Eskişehir'e gidip, 31.12.2000 Pazar günü döndüğünü" belirtmekte iken, sorgusunda; "...nişanlısı ile olan problemlerin halli için 24 Aralık sabahı Eskişehir'e gittiğini, 25 Aralık'ta döndüğünü...26 Aralık'ta Ankara'da olduğunu, bu gün yapılan tatbikatla ilgili, cep telefonunda mevcut arıza nedeniyle kendisine ulaşılamaması karşısında, haberdar olmadığını..." belirtmekte, ifadelerinden ve kanıtlardan, somut olaya konu "emir" den haberdar olduğu anlaşılmaktadır.
Sanığın aşamalarda verdiği bu ifadeleri arasında çelişki bulunduğu görülmekle beraber, mahkeme huzurundaki anlatımı dikkate alındığında, sanığın tatbikatın yapıldığı 26 Aralık 2000 günü birliğinin bulunduğu Ankara'da olduğu anlaşılmakta, tatil bitiminde de mesaiye katıldığı görülmektedir.
Daire kararında da belirtildiği gibi, 2000 yılı içinde Bayram tatili ile Yılbaşı tatilinin birleşmesi nedeniyle, 25.12.2000 günü tam olarak, 26.12.2000 günü de yarım gün olarak idari tatil ilan edilmiş, böylece, hafta sonu tatilleri de bir arada gözetildiğinde 23 Aralık 2000 ile 2 Ocak 2001 (hariç) günleri arası tatil günleri olarak uygulanmıştır. İtiraz tebliğnamesinde; sanığın ifadesine itibar ile 24.12.2000 günü garnizonu terk ettiği ve 2 Ocak 2001 günü (8) gün süre ile firarda kaldığı şeklinde bir değerlendirme yapılmış ise de; sanığın ifadelerinden (8) gün gibi bir süre garnizon dışında kaldığına ilişkin bir anlatım mevcut olmadığı gibi aksine, 24 Aralık günü Eskişehir'e gidip 25 Aralık günü döndüğü, 26 Aralık günü Ankara'da olduğu şeklinde bir anlatımı mevcut olduğundan hâkim önünde verdiği ifadesine itibar ile garnizondan ayrılmış bile olsa bu kadar süre garnizon dışında kaldığı şeklinde bir değerlendirme yapmak mümkün bulunmamaktadır
Askeri Yargıtay'ın kararlı uygulamalarında da belirtildiği gibi, tatil günlerinde er ve erbaşlar haricinde rütbeli askeri şahısların garnizonu izinsiz terk etmeleri şeklindeki eylemler, "firar" suçu olarak değil, "disiplin tecavüzü" niteliğinde eylemler olarak kabul edilmekte, sanığın 24 Aralık 2000 günü garnizondan ayrıldığı kabul edilse bile, anılan tarihin tatil günü olması ve bu günde sanığa özel bir görev verilmemiş olması nedeniyle garnizondaki ikametgâhının (evinin) "görevi icabı bulunması gereken yer" olduğunu da söylemek mümkün olmadığından, eyleminin tebliğnamedeki gibi kısa veya uzun süreli "firar" olarak nitelendirilmesine olanak bulunmamaktadır.
Yine; Askeri Yargıtay'ın yerleşik içtihatlara göre, tatil günü de olsa askeri şahıslara hizmete yönelik emirler verilebildiğinden (örneğin nöbet hizmeti gibi), bu emirlerin yerine getirilmesi gerekmekte, getirilmemesi suç teşkil etmektedir.
Bu itibarla, somut olaya özgü, sanığa verilen ve yurtta asayişin teminine yönelik, TSK. İç Hizmet Kanununun 86 ncı maddesinde dayanağını bulan ve İl İdaresi Kanunu, Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Kanunu, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, Olağanüstü Hal Kanunu vb. yasalarda düzenlenen, çıkması olası toplumsal olaylara müdahale etmek amacı ile "emniyet, asayiş ve yardımlaşma" amacı güden, EMASYA birliklerini takviye görevine ilişkin emir, Daire ilâmında belirtildiği gibi "askeri hizmet"e ilişkin olup yerine getirilmesi gerektiği konusunda bir kuşku bulunmamakta, emre göre, sanığın arandığında bulunacak ve davete icabet edecek bir konumda bulunması gerekmektedir
Kanıtlardan, sanığın emrin icrası amacı ile aranmak üzere, Birlik K. lığına verdiği cep telefonlarından değişik zamanlarda arandığı, mevcut ailevi sorunları da bir arada gözetildiğinde, telefonu açmamak veya kapatmak suretiyle bu aramaları sonuçsuz bırakma düşüncesi içinde hareket ederek, söz konusu emri yerine getirmeme istek ve iradesi ile hareket ederek emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlediği anlaşılmakta, konuyu bu şekilde kabul eden Yerel Mahkeme kararında ve Daire ilâmında yasal isabet bulunmaktadır.
Bu nedenlerle, sanığın emre itaatsizlikte ısrar suçunu işlemediği şeklindeki Başsavcılık görüşü yerinde bulunmadığından, itirazın reddine karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy