(353 S. K. m. 9)
Dosyadaki kanıtlara göre; "sanığın, arkadaşı Asisb M T Ö.'ye ait visa kartını çalmak eyleminden sonra, anılan visa kartı ile aynı gün Marmaris-Migros Mağazasından 3 000.000 TL. tutarında alışveriş yaptığı, Marmaris Martı Otelindeki CASINO' ya giderek 20.000.000-TL.lik oyun kredisi açtırdığı, ödeme belgesine Astsb.H.T.Ö.'nün ismini yazıp sahte imza atarak 20.000.000-TL. nakit parayı alıp oradan uzaklaştığı, böylece sanığın astı olan Astsb.H.T.Ö.'ye ait kredi kartını iki ayrı işyerinde alışveriş ve nakit para temin etmek için kullandığı, bu eylemlerinin de kanıtları inceleyen Askeri Yargıtay Daireler Kurulu'nun 3.5.2001 gün ve 2001/49-49 Esas-Karar sayılı kararında da benimsendiği üzere, arkadaşının eşyasını çalmak suçu yanında, "dolandırıcılık" suçunu işlediği konusunda bir kuşku bulunmadığı gibi, bu konuda bir uyuşmazlık da mevcut değildir.
Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken husus, başkasına ait kredi kartı ile alışveriş yapılması suretiyle oluşan dolandırıcılık suçunun kime karşı işlendiğinin, yani dolandırıcılık suçunun mağdurunun kart sahibi mi, yoksa banka mı olduğunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Daire; sanığın, Astsb.H.T.Ö.'ye ait kredi kartı ile yaptığı iki ayrı alışverişin tarih ve saatinin ve kartın kaybolduğunun bankaya bildirildiği tarih ve saatin tespit edilmesinin gerekli olduğu, eğer alışverişler kartın kaybolduğunun bankaya bildirilmesinden önce yapılmışsa, sanığın eyleminin asker kişi olan Astsb.H.T.Ö.'ye karşı işlediğinin kabulü ile yargılama görevinin askeri yargıya ait olacağı, alışverişlerin, kartın kaybolduğunun bankaya bildirilmesinden sonra yapılması halinde ise, suçun doğrudan bankaya karşı işlenmiş olacağı ve yargılama görevinin adli yargıya ait olacağı gerekçesi ile, hükmü noksan soruşturmadan bozmuş iken,
Yerel Mahkeme; alışverişlerin kartın kaybolduğunun bankaya bildirilmesinden önce mi yoksa sonra mı işlendiğinin önemli olmadığı, hile ve desiseler yapılarak hataya düşülen tarafın banka olduğu, kart sahibi olmadığı, dolayısı ile suçun asker kişiye karşı işlenmediği bu nedenle yargılamada, adli yargının görevli olduğu kanısındadır.
353 sayılı As. Y.U.K.nun 9 uncu maddesine göre, askeri mahkemeler kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin "askeri olan suçları" ile bunların "asker kişiler aleyhine" veya "askeri mahaller de, yahut "askerlik hizmet ve görevleri" ile ilgili olarak işledikleri suçlara bakmakla görevli olup,
Gerek uygulamada, gerek öğretide askeri suçlar;
Unsurları ve cezalarının tamamı Askeri Ceza Kanununda yazılı olan, Askeri Ceza Kanunu dışında, hiçbir ceza kanunu ile cezalandırılmayan suçlar,
Unsurları kısmen Askeri Ceza Kanununda, kısmen diğer ceza kanunlarında gösterilen suçlar,
Türk Ceza Kanununa atıf suretiyle askeri suç haline dönüştürülen suçlar, şeklinde tanımlanmaktadır.
Yasal düzenleme ve yerleşik tanıma göre, somut olayda kabul edilen astsubay arkadaşının visa kartını ve kimliğini rızası hilafına alıp, (oluştuğu kabul edilen, arkadaşının eşyasını çalmak suçu yanında) visa kart ile iki ayrı müesseseden alışveriş yapmak suretiyle oluşan "dolandırıcılık" suçu "askeri suç" niteliğinde olmayıp, kanıtlardan askeri mahal de işlenmediği anlaşıldığı gibi, askerlik hizmet ve görevleri ile de ilgili bulunmamaktadır.
Anılan suç ile ilgili olarak, askeri yargının, yargılamada görevli olup olmadığını saptayabilmek için, bu görev kriterleri haricinde, suçun "asker kişi aleyhine işlenip işlenmediği" önem arz etmektedir.
İşlendiği kabul edilen, TCK nun 503 üncü maddesinde yasal unsurları bulunan "dolandırıcılık" suçunda, Askeri Mahkemece, Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 23.9.1999 gün ve 1999/200-163 sayılı kararında belirtilen esaslar gözetilmek ve bu karar emsal gösterilmek suretiyle "ilk nazarda kartı alan asker kişi Astsb.....nın bu suçtan zarar gördüğü düşünülebilir ise de, sonuçta suçtan doğrudan veya dolaylı olarak zarar görmek, onun dolandırıldığı, suçun ona karşı işlendiği anlamına gelmeyeceği, hile ve desiseler yapılarak hataya düşürülen kişinin asker şahıs olmadığı, hile ve desisenin mağaza ve dolayısı ile bankaya karşı yapılmış olması nedeni ile, "askeri şahıs aleyhine işlenmiş bir suç da bulunmadığı", belirtilerek bozma kararına direnilmiş ve Askeri Yargıtay Başsavcılığınca, bu gerekçeler yerinde bulunmakla suçun, visa kartın kaybolduğunu bankaya bildirilmeden Önce veya sonra işlenmiş olmasının da sonucu değiştirmeyeceği birlikte değerlendirilmek suretiyle," görevsizlik kararının onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de,
Direnme kararına dayanak olarak kabul edilen. Askeri Yargıtay Drl.Krl.nun 23.9.1999 gün ve 1999/200-163 sayılı kararının yarattığı yargısal gelişme sonucu ortaya çıkan "olumsuz görev uyuşmazlığının" çözümü sırasında, Uyuşmazlık Mahkemesinin 18.12.2000 gün ve 2000/71-75 sayılı kararı ile; mağdur tarafından kartın kaybolduğunun bankaya ihbarından önce, sanığın bu kartı kullanarak aldığı malların bedelinin mağdurun bankadaki hesabına borç olarak yazıldığı, zamanı geldiğinde banka tarafından alınan malın bedelini ödemeye davet edilecek kişinin "kart sahibi" olacağı, bu nedenle suçun "asker kişiye karşı işlediği" kabul edilmek sureti ile askeri yarg nın görevli olduğu kabul edilmiş ve askeri yargı organının vermiş bulunduğu "görevsizlik karan" kaldırılmış olup, Uyuşmazlık Mahkemesinin buna benzer, 9.7.2001 gün ve 2001/85-90 sayılı kararının da bu yönde olduğu görülmektedir.
Yargıtay 6 ncı Ceza Dairesinin 3.12.1998 gün ve 1998/11178-11223 sayılı (Yargıtay Kararları Dergisi, Nisan 1999, sayı 4 Shf.569), 26 4.1999 gün ve 1999/2418-2370 sayılı (Yargıtay K.Dergisi Haziran 1999, sayı 6 Shf.865) ve 24.3.1999 gün ve 1999/12638-1128 sayılı (Y.K.Dergisi Tem. 1999, sayı 7 Shf.1003) kararları da bu yönde olup, suçun kime karşı işlendiğinin saptanabilmesi için, kanın kaybolduğunun bankaya bildirilmesinin önem arzettiği vurgulanmakta, alışverişlerin, bildirimde bulunulmadan önce yapılmış olması halinde, ödeme sorumluluğu kart sahibine ait olduğundan, dolandırıcılık suçunun kart sahiplerine karşı işlendiği kabul edilmektedir.
Uyuşmazlık Mahkemesinin, somut ve benzer uygulamalar bakımından bağlayıcı nitelikteki kararları ile Yargıtay 6 ncı Ceza Dairesinin konu ile ilgili kararları; Yargılamada uygulama birliğinin sağlanması gerektiğine ilişkin düşünceler de birlikte değerlendirildiğinde; visa kartın kaybı halinde, kaybın bankaya bildirilmesi anı önem arz etmekte, bu durum; öncesinde veya sonrasında yapılan alışverişlerde oluşan dolandırıcılık eylemlerinde, suçun kime karşı işlendiğini ortaya koyduğu gibi, suç niteliğini de (TCK nun 503/1 veya 504/3 gibi) etkilediğinden, bu araştırmanın yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
Somut olaya özgü; noksan soruşturmanın var olup olmadığına gelindiğinde;
Kanıtlardan; bu araştırmanın yapılmadığı anlaşılmakla birlikte, sanığın aşamalarda ortaya koyduğu beyanlarından anlaşıldığı üzere, dolandırıcılığa konu eylemler ile ilgili alışverişlerin, kartın kaybolduğunun mağdur tarafından bankaya bildirilmesinden önce yapıldığı anlaşılmakta, bu konuda aksine bir kanıt da bulunmamaktadır. Bu itibarla, konuya yönelik noksan soruşturma teşkil eden bir durumun bulunmadığı sonucuna varılmıştır.
Bu nedenlerle; dolandırıcılığa konu eylemlerin "asker kişi aleyhine" işlendiği, yargılamada askeri yargının görevli olduğu sonucuna varılmış, Yerel Mahkemenin direnme hükmünün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy