(353 S. K. m. 160)
Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun sübut meselesi olmakla beraber, bazı üyelerce, incelenen hüküm "direnme kararı" olduğundan, bu kararın verildiği duruşmada sanığa "son söz" ün verilmemiş olmasının usul hükümlerine aykırı olduğu ifade edildiğinden, kararın; Öncelikle bu yönü ile tartışılması gerektiği sonucuna varılmış ve itiraza atfen usul hükümlerine ilişkin bu konu öncelikle tartışılmıştır.
Askeri Yargıtay 4 üncü Dairesinin 12.9.2001 gün ye 2001/668-597 sayılı "bozma" kararı üzerine, Yerel Mahkemece duruşma günü belirtilerek bozma ilamının sanığa tebliği ve duruşmada hazır bulunmasının tensiben kararlaştırılıp, gerekli müzekkerelerin yazıldığı, duruşmanın bırakıldığı 15.11.2001 günü duruşmaya gelen sanığın, kimlik tespitinden sonra, bozma ilamı okunarak ne diyeceğinin sorulduğu, sanığın, "bozma ilamının lehine olduğunu, bu nedenle bozma kararına uyulmasına karar verilmesini" beyan etmesi üzerine söz verilen Askeri Savcının bozmaya karşı "direnilmesini" talep etmesi üzerine başkaca bir işlem yapılmadan eski hükümde "direnme" kararı verildiği ve son söz ün sanığa verilmediği anlaşılmaktadır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun, 3.7.1997 gün ve 1997/103-96, 1.10.1998 gün ve 1998/110-118 sayılı kararlarında, özetle "Yasal düzenleme, doktriner görüş ve geçerli uygulamalardan anlaşılacağı gibi, direnme kararının verildiği duruşmada, usul yasalarına göre bilinen anlamda bir duruşma yapılmadığı, yapılan duruşmanın amacının sadece, bozmaya karşı tarafların diyeceklerinin saplanmasından ibaret olduğu, bu nedenle, CMUK. nun 251 ve 353 sayılı Kanunun 160 inci maddelerinin, bu özel nitelikli duruşmada uygulanmasının söz konusu olmadığı gibi, son sözün sanığa verilmemiş olması nedeniyle, savunma hakkının kısıtlanmış olduğundan bahsedilemeyeceği aksi düşünüldüğünde, son söz verilmesi halinde "savunma" hakkının da kullandırılması gerekeceği, bununda, direnme kararının niteliği ile bağdaşmayacağı, zira "direnme" karan verilmesi ile, savunma yaptırılmasının hukuksal bir anlamı bulunmadığı..." belirtilmek suretiyle bu kararın bozma nedeni olmadığı belirtilmekte ise de;
Bilindiği gibi;
Gerek CMUK. nun 251 inci, gerekse 353 sayılı AsYUK. nun 160 inci maddeleri, paralel biçimde, yargılama sürecinde; "...delillerin ikamesi ve tartışması bittikten sonra, sözün davacıya ve davaya katılana, onlardan sonra iddiasını bildirmek üzere askeri savcıya ve daha sonra da sanığa verileceğini, askeri savcının sanığa, tanık ve müdafiinin de, askeri savcıya cevap verme hakkına sahip olduğunu..." belirttikten sonra "son sözün sanığa verilmesi" gerektiğini vurgulamıştır. Bu demektir ki, tartışma bölümünü de içeren geniş anlamdaki duruşma, muhakkak sanığın "son sözü" ile bitecek, yargıçlar onun etkisine yenileri katılmadan kararlarını vereceklerdir. Son sözün sanığa verilmesi "savunma" bakımından çok önemli olup, emredici nitelikteki bu usul kuralı, savunmanın kısıtlanmayacağına ilişkin ilkenin doğal sonucudur.
İlk defa hüküm verirken "son sözün sanığa verilmesi" kuralının geçerliliği konusunda bir kuşku bulunmamakla birlikte bozmadan sonra başlayan yeni yargılama surecinde de, kamu davasının "kesintisizlik" ve "süreklilik" ilkeleri gereğince, bu ilkelerin doğal sonucu olarak, yargılamanın henüz devam ediyor olması, yargılamanın ayni usul kurallarına tabi bulunması, bu kuralın bozmadan sonra uygulanmayacağı şeklinde bir ayrımın yasal dayanağının bulunmaması nedenleri ile, direnme kararının verildiği ortamda da, en son sözün sanığa verilmesine ilişkin bu kural aynen geçerli olup, bu konuda da herhangi bir kuşku bulunmamaktadır.
Gerçekten; bu usul kuralının savunma hakki ile doğrudan bağlantılı olduğu birlikle gözetildiğinde; savunma hakkının, ceza muhakemesi suresi olan sanığın en önemli hakki olduğu, bu hakkin da, hem İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde, hem de Anayasamızın 36 nci maddesinde "adil yargılanma hakki" ilkeleri ile açıklanmak suretiyle teminat altına alınıp korunduğu bilinmekte,
Temel haklardan kabul edilen "savunma hakkının kısıtlanması usul kanunlarımızda mutlak temyiz sebeplerinden biri olarak sayılmaktadır. (CMUK. Md.308/8 ve 353 S.K.Md.207/H).
Yargıtay C.G.Krl.nun, 8.4.1991 gün E.91/4-38, K.91/113, 12.4.1993 gün E.93/4-30 K.93/90, 14.6.1993 gün E.93/6-142 K.93/172, K.20.9.1983 gün E.93/10-159 K.93/197, 3.10.1994 gün E.94/5-173 K.94/204, 3.7.1995 gün E.95/4-211, K.95/239, 5.3.1996 gün E.96/7-22 K.96/31, 28.5.1996 gün ve 96/3-110 K.96/114 sayılı kararları da bu yönde olup, direnme kararlarında da son sözün sanığa verilmemesi, savunma hakkini kısıtlayıcı nitelikte bulunmakta, kanuna mutlak aykırılık halleri arasında sayılmaktadır.
Bu itibarla; bozmadan sonra yapılan yargılamada, direnme kararının oturumunda hazır bulunan sanığa, "son sözün" verilmemesi nedeniyle, sanığın savunma hakkının kısıtlandığı sonucuna varıldığından, bu hata emredici nitelikteki usul hukuku kurallarına aykırı bulunmuş hükmün, sair yönleri ile incelenmeksizin usulden bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy