(353 S. K. m. 154)
Başsavcılık ile Daire arasındaki uyuşmazlık ve dolayısıyla Kurulumuzun çözeceği problem 353 S.K.nun 148 inci maddesi gereğince adresinde bulunamadığı için dinlenmesinden vazgeçilen tanığın hazırlık ifadesinin mahkûmiyet hükmünde delil olarak kullanılmış olmasının hükmün usulden bozulmasını gerektirip gerektirmeyeceğidir.
As. Yargıtay Başsavcılığı, adresinde bulunamadığı için 353 S.K. nun 148 inci maddesi gereğince dinlenmesinden vazgeçilmiş olmasına rağmen tanık Y.Y.'nin hazırlık ifadesinin mahkûmiyet hükmünün kurulmasında delil olarak yazılıp hükme dayanak yapılmasının, somut olayda hükmün esasına dokunacak bir kanuna aykırılık hali oluşturmadığını, bu nedenle Yerel Askeri Mahkemenin hükmünün onanmasını belirtmiş iken; Daire bunun, usule aykırılık noktasından hükmün bozulmasını gerektireceğini değerlendirerek hükmün bozulmasına karar vermiştir.
353 S.K.nun 148 inci maddesi, duruşma usulü başlıklı üçüncü bölümde, delillerden vazgeçilmesi ve delillerin reddi başlığı altında düzenlemiştir. Madde "Askeri savcı ile sanık birleşirse, askeri mahkeme herhangi bir delilden vazgeçebilir. Eğer delillerden birinin önemsiz olduğuna askeri mahkemece karar verilir veya sanık lehine evvelce sabit olmuş bir duruma ilişkin olursa, askeri mahkeme bu delili reddedebilir..." hükmünü içermektedir.
Aynı Kanunun 154 üncü maddesi ise, tutanağın okunması ile yetinme başlığı altında "bir tanık...konutu bulunmamış olursa evvelce alınmış ifadesinin okunması ile yetinilebilir..." hükmünü taşımaktadır.
Diğer taraftan 353 S.K.nun 163 üncü maddesi gereğince askeri mahkeme, ancak duruşmada ikame olunan delillere dayanarak hüküm verebilir; bunun sonucu olarak duruşmada ikame edilmeyen sübut deliline dayanamaz ve bunu kararına gerekçe yapamaz.
Bu hükümler çerçevesinde olaya bakıldığında, Yerel Askeri Mahkeme, aynı celse, tanık Er Y.Y.'nin adresinde bulunmaması ve talimatın bila ikmal dönmesi üzerine, Askeri Savcının istemi paralelinde ve "olayın yeterince aydınlandığı" gerekçesiyle 353 sayılı Kanunun 148 inci maddesi uyarınca adı geçenin tanıklığından vazgeçilmesine ve sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Gerekçeli hükümde ise, dinlenil-meşinden vazgeçtiği tanık Er Y.Y.'nin hazırlık ifadesinin özetine yer verip delil olarak bu tanığın tanıklığını da değerlendirmeye tabi tutmuştur.
Görüldüğü gibi, hükümde bazı usule aykırılıklar bulunmaktadır. Bunlardan ilki, hazırlık safhasında dinlenen tanığın son soruşturma aşamasında, adresinde bulunmaması nedeniyle dinlenememesi durumunda 353 S.K.nun 154 üncü maddesi gereğince hazırlık ifadesinin okunması ile yetinilmesi gerekirken 148 inci maddenin çalıştırılmış olmasıdır. Zira 353 S.K.nun 148 inci maddesinin ilk cümlesi gereğince herhangi bir delilden vazgeçebilmek için askeri savcı ile sanığın birleşmesi gerekecek, ikinci cümle gereğince ise, askeri mahkeme, delilin önemsiz olması ya da sanık lehine evvelce sabit olmuş bir duruma ilişkin olması halinde delilin ikamesini reddedebilecektir. Askeri Mahkeme, adresinde bulunamayan tanık Er Y.Y.'nin dinlenmesinden vazgeçilip evvelce alınmış ifadesinin okunması ile yetinmesine karar vermesi yerine, 148 inci madde gereğince bu tanığın dinlenmesinden vazgeçmiştir.
Diğer bir usule aykırılık ise, "olay yeterince aydınlandığından" tanık Er Y.Y.'nin tanıklığından vazgeçmiş iken, gerekçeli hükümde hazırlık ifadesinin özetine yer verip mahkûmiyet hükmünün kurulmasında bu tanığın hazırlık ifadesine de dayandığını belirtmiş olmasıdır.
Ancak bu usule aykırılıklar 353 S.K.nun 207 nci maddesinde sayılan mutlak temyiz sebeplerinden olmadığından, söz konusu aykırılıkların bozma sebebi yapılması gerekip gerekmediklerinin tespiti için, hükmün özüne etkili olup olmadıklarının araştırılması gerekmektedir. Nitekim 353 S.K.nun 207 nci maddesinde;
"Temyiz, kural olarak hükmün kanuna aykırılığı sebebine dayanır.
Hukuki bir kuralın uygulanmaması yahut yanlış uygulanması kanuna aykırılıktır".
Hükmüne yer verildikten sonra, kanuna aykırılığın mutlaka var sayılacağı haller ayrıca sekiz bent halinde ve sınırlı olarak sayılmıştır.
Maddenin bu ifade tarzından Kanunun, muhakeme hukukuna aykırılıktan ikiye ayırdığı anlaşılmaktadır.
Kanunun yaptığı bu ayırım, öğretide ve uygulamada da benimsenmiş ve temyiz sebepleri: mutlak temyiz sebepleri ve mutlak olmayan temyiz sebepleri olmak üzere ikiye ayrılarak incelenmiştir.
Maddede sekiz bent halinde sayılan haller, mutlak temyiz sebebi olarak kabul edilmiştir. Buna karşılık, Kanunun 207/3 maddesinde sayılan sebeplerinin dışında kalan muhakeme hukukuna aykırılıklar mutlak olmayan temyiz sebepleri olarak ifade edilmektedir.
Mutlak temyiz sebeplerinden birinin varlığı halinde, başkaca bir araştırmaya gidilmeksizin bozma kararı verilecektir. Bunların dışında kalan muhakeme hukukuna aykırılıkların söz konusu olması halinde ise, hükmün bozulabilmesi için, söz konusu temyiz sebebinin hükmü etkileyip etkilemediğine bakılacaktır. Hukuka aykırılığın bozma sebebi sayılması için hükmü etkilemiş olması şarttır; bu takdirde bozma kararı verilecektir. Buna karşılık, muhakeme hukukuna aykırılığın hükme tesiri yoksa yani yanlışlık yapılmamış olsaydı yine aynı hüküm verilecek idiyse bu aykırılık bozma nedeni yapılmayacaktır.
Somut olayda; tanık Er Y.Y.'nin hazırlık ifadesinde; "kendisinin çay ocağında olduğunu, arkadaşlarının arasında sözlü bir tartışmanın geçtiğini, sonra Nöb.Çvş. ve sanığın birlikte tuvalette konuşmaya gittiklerini, kapının kapalı olduğunu, kendilerinin dışarıda olduklarını, daha sonra tartışmanın büyüyerek kavgaya dönüştüğünü, araya girerek arkadaşlarını ayırdıklarını" beyan etmiştir.
Sanık suçunu itiraf etmektedir. Mağdur, sanığın kendisini ittirdiğini, kafa ve yumruk vurmak istediğini bildirmektedir.Tanık Er M.Ö., sanık ile mağdurun birbirlerini ittirdiklerini söylemekte; tanık olarak dinlenen Er S.D. ise, olayın nasıl olduğunu görmediğini ifade etmektedir. Dosyada mağdur Çavuşun 1 gün iş ve güçten kalacak derecede yaralanmış olduğuna ilişkin kesin doktor raporu da bulunmaktadır.
Görüldüğü gibi, olayın sübuta erdiğinin kabulü için Y.Y.'nin hazırlık ifadesinin delil olarak değerlendirmeye alınmasının önemi bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, adı geçen tanığın beyanı, delil değeri bulunmadığından, sübutu, dolayısıyla verilecek kararı da etkilememektedir.
Bu nedenlerle, Askeri Mahkemenin yaptığı usule aykırılığın hükmün bozulmasını gerektirmeyen bir usule aykırılık olduğu değerlendirilmiş ve bu yöndeki Daire kararının kaldırılması ile temyiz incelemesinin sürdürülmesi için dosyanın Dairesine yollanmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy