(1632 S. K. m. 85, 175) (211 S. K. m. 18)
55 inci Mknz. P. Tug. 1 inci Mknz. P. Tb. Muh. Ds. Bl. K.lığında, görevli sanığın, amiri konumundaki P.Tğm.İ.A. tarafından, mesaiye geç kalması sebebiyle savunmasının istendiği, sanığın savunmasında "tamamen ön yargılardan ve tatmin edilmemiş şahsi egolardan kaynaklanan ve gayet alaycı bir tavırla gülerek istediğiniz bir savunmaya yazacak bir şeyim yoktur. Rahatsızlığım dolayısıyla mazeretimi size sözlü olarak bildirdim. Takdiri 10 gün önce aldığınız ve 10 gün sonrada bırakacağınız Bölük Komutan Vekili olarak sizin ve bu savunmayı okuyacak şahıslarındır. Arz ederim." şeklinde sözler yazarak Bölük Komutanlığına verdiği, savunmada geçen "tatmin edilmemiş şahsi egolardan kaynaklanan" ve "10 gün önce aldığınız ve 10 gün sonra bırakacağınız Bl.K. Vekili olarak sizin ve bu savunmayı okuyacak şahıslarındır. Arz ederim..." şeklindeki sözleri savunmasına yazdığı anlaşılmakta, aslında bu konuda bir kuşku ve herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunda çözümlenmesi gereken husus, sübutunda kuşku bulunmayan ve amire hakaret olarak nitelenen suçun, "hizmete ilişkin bir muameleden dolayı" işlenip işlenmediğine ilişkindir.
Daire; savunma vermenin sanık yönünden bir hak olduğu, bu hakkın kullanılmasının sadece sanığı ilgilendirdiği ve askeri hizmetle ilgisi bulunmadığı ayrıca sanığın yazılı savunmasında mağdurun alaycı tavırla gülerek kendisinden savunma istemesi karşısında sanığın, savunmanın alınış şekline karşı, iddia konusu, hakaret teşkil eden cümlelere yer verdiğinin anlaşılması nedeniyle bu hakaretin hizmete müteallik bir muameleden dolayı vuku bulmadığı sonucuna vararak hükmü onamış iken,
Askeri Yargıtay Başsavcılığı, "sanığın mesaiye gelmemek şeklindeki eylemi nedeniyle yazılı savunmasını istemek, sanığın amiri konumundaki P.Tğm.İ.A. yönünden hem bir görev, hem de askeri disiplini sağlamaya yönelik hizmete ilişkin bir muamele olması, sanığın bu muamele nedeniyle" hakaret içeren sözleri savunmasına yazması nedeniyle hakaretin "hizmete ilişkin bir muameleden" dolayı işlendiği görüşündedir.
Şu halde "savunma almanın" askeri hizmete ilişkin bir işlem sayılıp sayılamayacağının tartışılması gerekmektedir. Ancak, bu husus sanığın savunmasında yazdığı sözlerin "hakaret" teşkil etmesi halinde önem taşıyacağından, öncelikle amire hakaret suçunun unsurlarının incelenmesi zorunlu görülmüştür.
Asker kişilerin üstlerine karşı işledikleri hakaret suçları, Askeri Ceza Kanununun "Askeri İtaat ve İnkiyadı Bozan Suçlar" başlıklı beşinci faslında yer alan 85 inci maddesinde yaptırım altına alınmış olup, bu düzenleme ile amir ve üstlerin şeref, namus ve haysiyetlerinin korunması yanında askeri menfaatlerin ve disiplinin korunması da amaçlanmaktadır.
Amire hakaret suçunun tüm öğeleri ile oluştuğunun kabulü, başka bir anlatımla söylenen sözlerin hakaret teşkil edip etmediğinin saptanması için, bu sözlerin hangi ortamda, hangi koşullar altında söylendiğinin, fail ve mağdurun karşılıklı olarak durumlarının dikkate alınması, faildeki kastın da, olay bir bütün olarak ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Askeri Yargıtay içtihatlarına hakim olan esaslara göre; sarf edilen sözlerin, "üstün vakar ve haysiyetini kırıcı nitelikte olması", "üstün kişiliğini ve askeri şöhretini küçük düşürme amacı gütmesi" gibi hallerde, saygısızlık hudutlarının aşıldığı ve üste hakaret suçunun oluştuğu kabul edilmektedir (Örneğin As.Yrg.Drl. Krl.nun 18.4.1985/90-83 ve 10.3.1988/45-24 tarih ve sayılı kararlan gibi).
Somut olayda; sanığın kullandığı; ön yargı; peşin fikir; tatmin edilmemiş ego (benlik), gibi sözlerle, toplumda da bilindiği ve kullanıldığı gibi, kişiliği gelişmemiş, kişisel yönü ile zafiyet içinde olan kimseler anlatıldığından (kastedildiğinden), savunmanın hazırlandığı hâl ve şartlar savunma içinde kullanılan cümlelerin özenle seçilip kullanılması birlikte değerlendirildiğinde, bu anlatımla sanığın hakaret kastı ile amirin kişiliğine taarruz ettiği, onu aşağıladığı, anlaşıldığı cihetle, sanığın bu sözlerle amirine hakaret ettiğine ilişkin bu kabullerde yasal isabet bulunduğu sonucuna varılmıştır.
Konu, itiraz sebebi yönünden incelendiğinde,
Dairece; savunma vermenin sanık yönünden bir hak olması, bu hakkın kullanımının sadece sanığı ilgilendirmesi, askeri hizmetle ilgisinin bulunmaması, ayrıca mağdurun alaycı bir tavırla savunma istemiş bulunması karşısında, sözlerin, savunmanın alınış şekline karşı sarf edildiği, dolayısıyla "hizmete ilişkin bir muameleden" kaynaklanmadığı değerlendirilmiştir.
Gerçekten, Anayasayla teminat altına alınan savunma sanık için bir hak olup bu hakkı kullanıp kullanmamakta, yani savunma yapıp yapmamakta sanık özgür olduğundan, sanığın savunma yapmaması veya susma hakkını kullanması üste saygısızlık veya emre itaatsizlikte ısrar gibi herhangi bir suça vücut vermemektedir.
Ancak, askerliğin temeli disiplindir. Dolayısıyla disiplinin korunması ve sürdürülmesini sağlamak amirin görevleri arasında bulunduğu gibi, maiyetine disiplini bozan fiil ve hareketlerinden dolayı disiplin cezası vermek TSK İç Hizmet Kanununun 18 nci maddesi ile amire bir görev olarak verilmiştir.
Diğer taraftan ASCK nun 175 nci maddesine göre, disiplin amiri cezayı vermeden evvel failin savunmasını almak zorundadır. Bu yönüyle amirin disiplin suçu işleyen maiyetinden savunmasını istemesi, disiplin cezası vermenin bir halkasını teşkil etmektedir. Dolayısıyla savunma isteyen amirin hizmete ilişkin bir işlem (muamele) yaptığını kabul etmek gerekir. Bunun sonucu olarak amire hakaret suçu, sırf savunma alınması sebebiyle işlenmişse, bu suçun hizmete ilişkin bir muameleden dolayı işlendiği sonucuna varılmalıdır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 4.4.1991 gün ve 1991/78-72, 21.5.1992 gün ve 1992/71-71 sayılı kararları da bu yönde olup bu kararlarda da "savunma almanın" askeri hizmete ilişkin muamele olduğu kabul edilmektedir.
Somut olayda; sanığın, kendisinden savunma isteyen Bl. Komutan Vekiline sırf savunmasını almak istemesi sebebiyle hakaret ettiği anlaşıldığından, suçun hizmete ilişkin bir muameleden dolayı işlendiği kabul edilmiştir.
Bu itibarla; Başsavcılığın itirazında haklı olduğu sonucuna varılmakla, itirazın kabulü ile Daire kararının kaldırılmasına, hükmün suç niteliğindeki hatadan bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy