(353 S. K. m. 163)
Daire ile Yerel Askeri Mahkeme arasında var olan ve dolayısıyla Kurulumuzca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık suçun sübuta ermiş olup olmadığı noktasındadır.
Daire suçun sübutunun şüpheli kaldığını, dolayısıyla sanığın beraatına karar verilmesi gerektiğini belirterek hükmü sübut noktasından bozmuş, iken; Askeri Mahkeme sucun sübuta erdiğini kabul ederek sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.
Dosyadaki olaya ilişkin iddia ve Askeri Mahkemenin kabul ettiği eylem, izinden geç dönen sanık Svl.Me.E.B.'nin aldığı raporun, mağdur Astsb.M.O. tarafından telefon ile sanıktan istendiği sırada, sanığın mağdura "Lan sen kimsin, bana arkadaşım diyorsun?" diyerek sövmesidir. Olay nedeniyle bilgi ve duyumu olan ve Askeri Mahkemece dinlenen sanık ve mağdur yanında iki de tanık bulunmaktadır. Bunlardan Bnb.E.K. telefon konuşmasının yapıldığı sırada mağdur Astsb.M.O.'nun yanında, savunma tanığı Svl.Me.B.A.'da sanığın yanında bulunmaktadır. Dolayısıyla suçun sabit olup olmadığı, sanığın iddia konusu sözü mağdur ve sanık ifadeleri yanında bu kişilerin ifadeleriyle belirlenecektir.
Sanık gerek hazırlık ifadesinde ve gerekse son soruşturmadaki ifadelerinde ve temyiz dilekçelerinde, iddia edildiği gibi mağdura "Lan" demediğini, mağdurun kendisine hakaret içeren sözler söylediğini ifade etmiştir.
Mağdur Astsb.M.O. 5.9.2000 tarihli dilekçesinde, sanığın kendisine "Lan sen kimsin, bana arkadaşım diyorsun?" dediğini belirtmiş, duruşma sırasında da sanığın telefonda kendisine "Lan, sen bana arkadaşım diyemezsin" dediğini ifade etmiştir.
Tanık Bnb E.K. gerek hazırlık ve gerekse son soruşturmadaki ifadesinde "Personel subayı odasında oturuyorduk. Bçvs MK.'ye bir telefon geldi. İzinde olan bir sivil memurun aldığı rapor konusu görüşüldü. Bçvs. M.K. araştırıp bilgi vereceğini söyledi ve sonra garaj bölgesini aradı kendisini tanıtıp...raporunuzu ivedi bana ulaştırın dedi
sonra karşı tarafa, sen kiminle konuştuğunu biliyor musun, ben Bçvş.M.K dedi. Anladığım kadarıyla karşı taraf telefonu kapatmış olduğu için Bçvş.M.K. ahizeyi yerine koydu ve Komutanım bu adamı tanıyor musunuz, çok terbiyesizce konuşuyor, hakkında kanuni işlem yapılmasını istiyorum dedi. Çok sinirli olduğu için konunun ayrıntısına girmedim" demiştir.
Savunma tanığı Svl.Me.B.A. "...Personelden telefon ile sanığı aradılar sanık telefonda izin belgesini Üsteğmene verdiğini söyledi. Karşıdaki şahsa "Komutanım" diye hitap ediyordu. Bir süre konuştuktan sonra "hakaret etmeyin Komutanım" deyip telefonu kapattı...kiminle hangi konuda konuştuğunu bilmiyorum. Sanık telefon konuşması sırasında "Lan sen kimsin, bana arkadaşım diyorsun?" şeklinde bir beyanda bulunmadı" dediği görülmüştür.
353 sayılı Kanunun 163 ve CMUK. nun 254 üncü maddeleri, mahkemenin irad ve ikame olunan delilleri duruşmada edineceği kanıya göre değerlendireceği hükmünü içermektedir. Delillerin takdiri mahkemeye ait bir yetki ise de, bu takdirin hakli ve makbul sebeplere dayanması, delil değerlendirilmesine ilişkin olarak yapılan muhakeme sonunda çıkarılan sonucun dosya içeriğine, hayatın olağan akışına ve mantık kurallarına uygun olması ve başka bir sonuca ulaşılmaması gerekmektedir. Delil değerlendirmesinin haklı ve makul nedenlere dayandırılmadığı, değerlendirmede hata veya zafiyetin bulunduğu hallerde hükmün bozulması gerektiği yerleşik yargı kuralları ile kabul edilmiş bulunmaktadır.
Sanığın mağdura "Lan sen kimsin, bana arkadaşım diyorsun?" dediği sadece mağdur tarafından iddia edilmekte, sanık ve o sırada yanında bulunan savunma tanığı B.A. tarafından bu şekilde bir söz söylenmediği ifade edilmektedir. Telefon konuşması sırasında mağdurun yanında bulunduğu anlaşılan Bnb.E.K.'nin de suç konusu sözlerle ilgili herhangi bir beyanının bulunmadığı görülmektedir.
Sanık hakkında olumsuz kanaat raporunun bulunuşu, B.A.'yi sonradan savunma tanığı olarak göstermesi, bu tanık hakkında "amire saygısızlık ve tehdit" suçlarından açılmış bir kamu davasının mevcudiyeti gibi nedenlerle suçun sübuta erdiğini kabul, isabetli bir delil değerlendirilmesinin yapılmadığını göstermektedir. Mevcut ifadeler, sanık ve tanığın kişisel halleri, sanığın yüklenen suçu işlediği hususundaki şüpheyi gidermekten uzak olduğu gibi, somut deliller sanığın yüklenen suçu işlediğini şüpheli kılmaktadır. Şüphenin giderilememesi halinde sanık lehine sonuç belirlemenin gerekeceği, yani şüphenin sanık lehine değerlendirileceği evrensel bir hukuk kuralıdır. Bu nedenle, sanık hakkında mevcut delillere göre beraat kararı verilmesi gerekirken, mahkumiyet kararı verilmiş olması yasaya aykırı görülmüş ve direnme hükmünün bozulmasına karar verilmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy