(353 S. K. m. 9)
Dosya içeriğine göre olay; sanığın, orduevi yanındaki lojmanlar bölgesinde, arkadaşları ile birlikte bisiklete binen 12 yaşındaki mağdure D.I.Ö' nün poposuna ellemek, bu davranışını, mağdureyi takip suretiyle devam ettirerek toplam 3 kez aynı şeyi yapmak suretiyle, ırz ve iffetine yönelik sırnaşıkça eylemleri ile sarkıntılık suçunu işlediği iddiasından ibaret olup, Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun eylemin sübutuna ilişkindir.
Dairece; kanıtlara göre, eylemin sabit olduğu, sarkıntılık suçunun oluştuğu değerlendirilerek, hükmün esastan bozulmasına karar verilmiş iken,
Yerel Mahkemece; direnilmek suretiyle verilen hükümde, eylemin sabit olmadığı sonucuna varılmıştır.
Dairece; kamu düzeni ile ilgili bulunduğundan, öncelikle "görev" konusu irdelenmiş ve sonuçta, mağdurenin babasının astsubay olması nedeniyle, suçun asker kişi aleyhine işlendiğinin kabulü yanında, olayın cereyan ettiği mahallin de "askeri mahal" olması karşısında, 353 S.K. nun 9 uncu maddesine göre, yargılamada, askeri yargının görevli olduğu sonucuna varılmış ise de, bir kısım üyelerce söz konusu davaya askeri mahkemede bakılmasının mümkün olmadığı yolunda görüşler ileri sürülmesi üzerine, Kurulumuzca öncelikle görev konusu müzakere edilmiştir.
353 sayılı As. Y.U.K.nun 9 uncu maddesine göre, askeri mahkemeler Kanunlarda aksi yazılı olmadıkça, asker kişilerin "askeri olan suçlan" ile bunların "asker kişiler aleyhine" veya "askeri mahal" lerde, yahut "askerlik hizmet ve görevleri" ile ilgili olarak işledikleri suçlara bakmakla görevlidirler.
Suç tarihi itibarıyla ASCK nun 152 nci maddesi yürürlükte olduğundan sanığa isnat olunan sarkıntılık suçu askeri suç niteliğinde bulunmakta ise de; bu madde 26.3.2000 tarih ve 4551 sayılı kanunla yürürlükten kaldırıldığından asker kişiler tarafından işlenen TCK. nun 8 inci babının 1 inci faslında yazılı suçlar da askeri suç olma niteliğini yitirmişlerdir.
Dairece, mağdurenin reşit olmaması, buna karşılık babasının astsubay olması sebebiyle suçun asker kişiye karşı işlendiği kabul edildiği gibi, suçun işlendiği yer de askeri mahal sayılarak yargılama görevinin askeri mahkemeye ait olduğu sonucuna varıldığından suçun işlendiği yerin "askeri mahal" olup olmadığı ile sarkıntılık suçunun kime karşı işlendiğinin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Sarkıntılık suçu, Türk Ceza Kanunun İkinci Kitabının "adabı umumiye ve nizamı aile aleyhinde cürümler" başlığını taşıyan sekizinci babın birinci faslında, cebren ırza geçme ve iffete taarruz suçları arasında 421 inci maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir. Bu suçun koruduğu hukuki değer, genel ahlâk ve kişinin iffeti, cinsel özgürlüğü olduğundan, suçun mağduru, (suç kurbanı) da sarkıntılığa uğrayan kimsedir. Bir başka ifadeyle suç, doğrudan doğruya sarkıntılığa uğrayan kişiye karşı işlenmiştir.
Öğretide, kamu davasına katılmanın sakıncalarını azaltmak için, "suçtan zarar gören" kavramının dar yorumlanması gerektiği ileri sürülmüştür (KUNTER-YENİSEY, Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Bası. Sh.270). Aynı sakınca görev yönünden de söz konusu olduğundan, mağdurun sıfatının görevi etkilemesi durumunda, aleyhine suç işlenen kişinin tespitinde de dar yoruma başvurulmalıdır.
Her ne kadar reşit olmayan kişilere karşı işlenen suçlarda kanuni temsilciye şikâyet hakkı tanınmış ise de;
Mümeyyiz küçüğün veya mümeyyiz sayılmayan küçüğün şikâyet hakkını kullanmaması durumunda, bu hakkın kanuni temsilcisine tanınmış olması, suçun kanuni temsilciye karşı işlendiği anlamına gelmez. Kanuni temsilci suçtan zarar gören durumunda olup suçun mağduru değildir. Zira Türk hukuk sisteminde suçun mağduru ile suçtan zarar gören kimse arasında fark vardır. Suçun mağduru, suçtan doğan ceza ilişkisinin tarafı olduğu halde, suçtan zarar gören kimse hukuk ilişkisinin tarafıdır.
Bu itibarla, sanığın eyleminden, mağdurenin kanuni yakınlarının, bu arada babasının zarar gördüğü söylenebilirse de; bu durum suçun ona karşı işlendiğinin kabulü için sebep teşkil etmez. Dolayısıyla reşit olmayan mağdureye sarkıntılık halinde suçun, asker kişi olan babaya karşı işlendiğinin kabulü ile askeri mahkemenin görevli sayılmasında isabet görülmemiş ve bu yöndeki daire kararına iştirak edilmemiştir.
Bu kabule azınlıkta kalan dört üye "suçun konusunun kız çocuğu olmasına karşın, mağdur kişinin, velayet haklan ihlâl edilen baba olması nedeniyle suçun asker kişi aleyhine işlendiğinin kabul edilmesi gerekeceği, bu durumda, askeri yargının görevli olacağı" gerekçesi ile katılmamışlardır.
Diğer taraftan sanığın orduevi önünde başlattığı eylemini mağdurenin bisiklete bindiği lojmanlar bölgesinde de devam ettirdiği anlaşıldığından, suçun, sırnaşık hareketlerin nihayete erdiği yer ve zamanda, yani lojmanlar bölgesinde işlendiğinin kabulü gerekir.
Dairece suçun, nizamiye önünde işlendiği, nizamiye önünün de askeri mahal sayılması gerektiği belirtilerek askeri mahal de işlendiği kabul edilmiş ise de, uygulamalarda kışla dışında bulunan askeri lojmanların, askeri mahal kapsamı içinde değerlendirilmemesi, askeri mahallerin belirgin sınırlarının bulunması gerektiği gerçeği karşısında, ortaya konan kanıtlardan suçun askeri mahalde işlenip işlenmediği hususunun kuşkulu kaldığı, bu konunun yeterince araştırılmadığı görülmektedir.
Yerleşik Askeri Yargı İçtihatlarına göre, İç Hizmet Kanununun; 12, 51 ve 100 üncü maddelerine göre askerlerin eğitim, konaklama ve barınmalarına ayrılan yerlerin, bir başka deyişle, askerlerin eğitim, öğretim, tatbikat gibi görev yaptıkları, barındıkları ve konakladıkları yerlerin "askeri mahal" olarak kabul edildikleri gibi, İç Hizmet Kanununun 12 nci maddesinde sayılan; kıt'a, karargâh, askeri kurum (as. hastane, okul, orduevi, dikimevi, as. fabrika, askerlik şubesi, ikmal merkezi, depo) gibi askeri tesis ve teşkillerin de askeri mahaller olduğu kabul edilmekte, İç Hizmet Kanununun 51 inci maddesinde de açıkça; askerlerin barındığı ve hizmet gördüğü kışla, karargah ve askeri kurumlar ile Deniz Kuvvetleri teşkilâtında bulunan gemiler gibi askeri tesislerin, askeri kışla olduğu belirtildikten sonra, İç Hizmet Kanununun 100 üncü maddesinde de, orduevleri, askeri gazinolar ve kışla gazinolarının askeri bina olup "askeri mahal" niteliğinde olduğu açıklanmaktadır. Ancak kışla içinde olmayan askeri lojmanlar, "askeri mahal" kavramı içinde değerlendirilmemektedir.
Bu itibarla; bu verilerin ışığı altında, olayın cereyan ettiği yerin uygulamalara ve yasal duruma göre, askeri mahal olup olmadığının yetkili makamlardan sorulup araştırılmasından sonra görev konusunun tartışılıp değerlendirilmesi ve buna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu husus hiç araştırılmaksızın askeri mahkemenin görevli olduğunun kabulü ile davanın esasına girilerek beraat hükmü kurulması yasaya aykırı bulunmuş ve hükmün bu yönden bozulması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy