(1632 S. K. m. 91)
Dosya içeriğine ve kanıtlara göre, olay; Dz.Onb.C.Ö.'nün 24.6.1999 tarihinde balkonda arkadaşı O.G. ile oturmakta olan sanık terhisli Dz. Er Y.T.'nin yanına giderek oturduğu yerden kalkmasını istediği, sanığın kalkmaması üzerine de sinirlenerek "oğlum" şeklinde sözler sarf ederek bağırdığı, akabinde kendisini uyarması üzerine de sanık Y.T.'ye yumruk ile vurduğu, sanık Y.T.'nin de diğer sanık C.Ö.'yü bu olay sırasında iteklediği şeklinde olup, olayın bu şekilde oluştuğu konusunda aslında, bir kuşku bulunmadığı gibi uyuşmazlıkta yoktur.
Daire ile Yerel Mahkeme arasında onaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken husus, sübutunda kuşku bulunmayan ve suçun maddi unsurunu oluşturan üstünü "itekleme" nin, suç kastı ile yapılıp yapılmadığına ilişkindir.
Dairece; "ittirme" olgusunun, kanıtlara göre, sabit olmakla birlikte, bu hareketin üste fiilen taarruz kastı ile yapıldığının şüpheli kalması nedeniyle, şüpheden sanığın yararlandırılması gerektiği belirtilerek, hüküm sübuttan bozulmuş iken,
Yerel Mahkeme, kanıtlara ve oluşa göre sanığın fiilen taarruz kastı ile hareket ettiği görüşü ile önceki mahkûmiyet hükmünde direnmektedir.
Yerel Mahkemece; sanığın üstü bulunan Dz.Onb C.Ö'yü, üste fiilen taarruz kastı ile ittirdiği kabul edilip, bozma kararına karşın önceki hükümde direnilmekte ise de;
Aşamalarda ifadelerine başvurulan sanık Dz.Er Y.T. anlatımlarında özetle "...Akşam, arkadaşı Er O.G. ile balkonda oturdukları sırada, Onb. C.Ö.'nün gelerek, "sandalyeden kalk ben oturacağım" dediğini, neden kalkayım diye cevap verdiğinde; kalkacaksın demesi üzerine, her ikisinin sandalyeden kalktıklarını, Onb.C.'nin, "oğlum götürsene sandalyeyi" diyerek bağırmaya başladığını, oğlum diye hitap etmemesini söylemesi üzerine yine bağırıp küfür ettiğini, "rütbeli diye ona vurmadığını, sadece ileri ittiğini..." ifade etmekte, bu anlatımın, yanında oturan, tanık O.G. tarafından verdiği ifadede doğrulandığı görülmekte ve bu ifadesinde de tanığın "Y Onb. C.'yi kendisinden uzaklaştırmak için itti" şeklinde bir yorumda bulunduğu görülmektedir.
Uygulamada, üste fiilen taamız suçunu düzenleyen As. C.K.nun 91 inci maddesi, "teşebbüs" halini dahi oluşmuş bir eylem gibi cezalandırmakta, kararlı uygulamalarda üstü "ittirme" şeklindeki eylemlerin, (bu hareketin, suçun manevi unsurunu teşkil eden, "suç kastı" ile yapıldığının anlaşılması halinde) üste fiilen taarruz olarak değerlendirilmesi mümkün bulunmaktadır. Ancak belirtildiği gibi, böyle bir sonucun varlığını kabul için kanıtlardan; "manevi unsurun" da oluştuğunun kuşkusuz biçimde ortaya konulması gerekmektedir.
Somut olayda, mağdurun haksız ve disiplin suçu teşkil eden davranışlarına rağmen; sanığın mağdura karşı üste fiilen taarruz kastını açıkça ortaya koyan, vurma şeklinde etkili bir eylemi bulunmamaktadır. Sanığın mağduru ittiği sabit ise de, sanık "rütbeli diye vurmadım ileriye ittirdim" şeklinde beyanda bulunmakta, olayın tek tanığı O.G. de yeminli ifadesinde sanığın Onb. C.'yi kendisinden uzaklaştırmak için ittiğini söylemektedir. Bu durumda sanığın üste fiilen taarruz kastıyla hareket ettiğini kesin olarak kabule olanak bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, sanığın taarruz kastıyla hareket ettiği hususu kuşkulu olup mevcut deliller bu kuşkuyu ortadan kaldıracak nitelikte değildir.
Kuşkudan sanığın yararlanması Ceza Yargılaması Hukukunun genel prensiplerindendir. Bu nedenle Daire ilâmına uyulmak suretiyle sanığın beraatına karar verilmesi gerekirken verilen direnme içerikli mahkûmiyet kararı yasal olmayıp, hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy