(765 S. K. m. 29) (1632 S. K. m. 132)
Dosya içeriğine ve delillere göre;
Sanığın, 7.7.2000 günü saat 05.30 sıralarında mağdur A.C.K.'nın soyunma dolabının içinde bulunan cüzdandan 46.000.000.TL. si parayı alarak boş cüzdanı başka bir dolaba bıraktığı, olayın Karakol Komutanına bildirilmesi üzerine Karakol Komutanının emri ile yapılan aramada çalıntı paranın sanığın çorabının içinde çıktığı, bu suretle A.C.K.'ya ait olan parayı sahibinden habersiz olarak alan sanığın arkadaşının parasını çalmak suçunu işlediği anlaşıldığından, "suçun koğuş bölgesinde geceleyin işlendiği" gerekçe gösterilerek, eylemine uyan As.C K nun 132 nci ve TCK.nun 59 uncu maddeleri uyarınca teşdiden, "Bir yıl Üç Ay Hapis" cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmakla, eylemin sübutuna, suçun niteliğine ilişkin Yerel Mahkeme kabulünde isabet bulunduğu gibi, ceza tayinine ilişkin "teşdit" gerekçesinde de herhangi bir hata bulunmamaktadır. Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken husus verilen cezanın "eyleme uygun olup olmadığına" ilişkindir.
Daire; tayin edilen cezanın (teşdit sebebi yerinde ise de) eyleme uygun bulunmadığı, hakkaniyet ölçüleri ile bağdaşmadığı nedeniyle hükmü bozmuş iken,
Yerel Mahkeme; teşdit sebepleri bakımından yasaya aykırılık olmadığı, cezanın eyleme uygun bulunduğu görüşündedir.
Bilindiği gibi;
TCK.nun 3679 Sayılı Kanunla Değişik 29 uncu maddesi ile, cezanın ferdileştirilmesi sağlanmakta, dolayısı ile, suça, suçlunun kişiliğine uygun ceza tayini amaçlanmaktadır. Maddenin son fıkrasında; hâkimin, iki sınır arasında temel cezayı belirlerken, "suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araç, suç, konusunun önem ve değeri, suçun işlendiği zaman ve yer, fiilin diğer özellikleri, zararın ve tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu, suç sebepleri ve saikleri, failin amacı, geçmişi, şahsi ve sosyal durumu, fiilden sonraki davranışı" gibi, ilkeleri göz önünde bulundurmak zorunda olduğu belirtilmiştir. Bu düzenlemeye göre, hâkim, yasal gerekçeleri göstermek suretiyle iki sınır arasında temel cezayı serbestçe belirleyebilecektir. Bu belirleme hâkimin takdir hakkı içinde olmakla birlikte bu takdirini kullanırken anılan maddede sayılan nesnel ve öznel ölçüleri gözetecek, yanılgıya, çelişkiye düşmeyecektir. Hâkime tanınan bu "takdir" hakkı bilindiği gibi Yüksek Mahkemelerin denetimine tabi bulunmaktadır.
Askeri Ceza Kanununun 132 nci maddesi, "...üstünün, astının, arkadaşının bir şeyini çalanlar..." ile ilgili eylemleri düzenlemiş olup karşılığında, "altı aydan beş seneye" kadar hapis cezası öngörmüştür.
Bu iki sınır arasında tayin olunacak ceza ile ilgili TCK. nun 29 uncu maddesinde, hâkime yardımcı olacak tarzda bir "oran" belirlenmediğinden iki sınır arasında ceza tayini olgusunun, dolayısı ile, hâkimin "takdirine" bırakıldığı anlaşılmaktadır. Bu nedenledir ki, hâkimin bu takdirini oluşa, kanıtlara, TCK. nun 29/Son maddesindeki ilkelere uygun şekilde kullanması gerekmektedir. İki sınır arasındaki cezanın tayini ile ilgili olgunun, Yüksek Mahkemenin denetimine tabi tutulması hâkimin "ceza tayin hakkının" elinden alınması şeklinde yorumlanmamalıdır.
Bu açıklamalardan sonra, somut olaya dönüldüğünde;
Suçun "geceleyin koğuş bölgesinde" işlenmesi şeklinde ortaya konan teşdit gerekçesi, dosya içeriğine uygun olup, bu konuda uyuşmazlık da yoktur. Ancak, takdir gerekçesine karşın cezanın eyleme uygun olup olmadığı, takdirde hata yapılıp yapılmadığı kurulumuzda etraflıca tartışılmıştır.
Dosya içeriğine, tanıklara, iddia ve kabule göre, suçun geceleyin ve koğuşta işlendiği anlaşılmaktadır. Suçun işlendiği zaman ve yeri ifade eden bu kavramlar TCK.nun 29/Son maddesinde temel cezanın tayininde göz önünde bulundurulması gereken sebepler arasında sayıldığı gibi öğretide ve uygulamada da alt sınırdan uzaklaşmayı gerekli kılan sebepler olarak kabul edilmektedir. Askeri Yargıtay'ın uygulamaları da bu doğrultudadır.
Ancak, Daire kararında da belirtildiği gibi suç tarihi itibariyle suç konusunu teşkil eden 46.000.000.TL. değer olarak pek hafiftir. Bu para sanığın üzerinde iki saat gibi kısa bir süre kalmış, sanık tarafından tasarruf edilmediği gibi, mağdurun da tasarruf imkânından mahrum kalması söz konusu değildir.
Diğer taraftan sanık, ekonomik güçsüzlüğü nedeniyle suçu işlediğini savunmakta ve pişmanlığını ifade etmektedir.
Bütün bunlar, olayda alt sınırdan uzaklaşmayı gerektirecek şiddet sebepleri yanında, cezanın alt sınırdan tayin edilmesini zorunlu kılan "suç konusun önem ve değeri" "suç sebepleri ve saikleri" failin şahsi ve sosyal durumu" gibi nedenlerin de varlığını ortaya koymaktadır.
Bu gibi durumlarda hakim, temel cezayı hem şiddet sebeplerini hem de hafifletici sebepleri göz önünde bulundurmak suretiyle hakkaniyet ölçüleri içinde belirlemelidir. Dolayısıyla hafifletici nedenler dikkate alınmadan yalnızca şiddet sebepleri neden gösterilerek tayin edilen cezanın adil olduğu söylenemeyeceği gibi böyle bir ceza tayini takdirde teşkil edecektir.
Somut olayda, "suçun işlendiği zaman ve yer" kriterine uygun bir teşdit sebebi var ise de, eyleme uygun asgari hadden fazla uzaklaşmamayı da gerektiren sebeplerin varlığı söz konusu olduğu halde bunlar nazara alınmadan ceza tayin edildiğinden, "takdir hakkının kullanılmasında, açık bir zafiyet" söz konusudur. Bu nedenle, Dairenin, cezanın eyleme uygun olmadığı şeklinde oluşan değerlendirmesi yerinde görülmüştür. Bu nedenlerle direnme hükmünün bozulmasına karar vermek gerekmiştir. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy