(647 S. K. m. 4)
Sanığın olay günü Tb. yemekhanesi önünde beklemekte olan ve su içmek üzere çeşmeye giden 9 uncu Bölükte görevli mağdur Er Y.Y. ve arkadaşına hiçbir sebep yokken tekme ile vurduğu ve Y.Y.' nin tekme sonucu koksix kemiğinin kırıldığı anlaşılmakta, eylemin oluşumu ve suç niteliği ve yasal gerekçelerle, asgari hadden uzaklaşmak suretiyle yapılan cezai uygulamada herhangi bir hata olmayıp hu konularda bir uyuşmazlık da bulunmamaktadır.
Daire ile Yerel Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken husus, atılı suç nedeniyle verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi sırasında gösterilen gerekçenin oluşa ve yasaya uygun olup olmadığına ilişkindir.
Daire, hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesi ile ilgili, sanığın attığı tekme sonucu "neticenin bu şekilde gerçekleşeceği kastını gütmemiş olması" şeklindeki gerekçenin oluşa yasaya ve hukuk mantığına uymadığı nedeniyle hükmü bozmuş iken,
Yerel Mahkeme; kanıtlara ve oluşa göre, gösterilen gerekçenin yasaya uygun olduğu görüşündedir.
647 sayılı Cezaların İnfaza Hakkındaki Kanunun 4/1 inci maddesi, "Ağır hapis hariç, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların, suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun istenmesindeki özelliklere göre pata cezasına çevrilebileceğini" düzenlemiştir.
Bu yönde; uygulanan kısa sureli hürriyeti bağlayıcı cezaların, cezanın "ağır hapis niteliğinde olmaması koşulu ile suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun istenmesindeki özelliklere göre, gerekçe belirtilerek para cezasına çevrilmesi olanaklıdır. Bu tür uygulamalarda amaç, kuşkusuz suçlunun ıslahına, manevi kalkınmasına yönelik, cezanın, faile ve fiile bağlı biçimde kişiselleştirilmesidir. Ancak belirtildiği gibi, bu yönde yapılacak uygulamalarla ilgili olarak gösterilen gerekçelerin yasaya uygun olması gerekmektedir.
Yerel Mahkemece belirlenen hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesine ilişkin gösterilen gerekçede, "sanığın müessir fiil kastıyla hareket ederek gelene geçene tekme atarken neticenin bu şekilde gerçekleşebileceği kastını gütmemiş olduğu" şeklinde belirlenmiş olup, suçun, bu gerekçe ile işleniş şeklinin gözetildiği anlaşılmaktadır.
Yerel Mahkemece sanığın kişiliği ve sair halleri konusunda bir değerlendirme yapılmamış ise de, suçun işlenişine ilişkin olumlu niteliklerin, sanığın kişiliğine ve sair hallerine ilişkin olumsuzluklar söz konusu olmadığı sürece tek başına, hürriyeti bağlayıcı cezanın, ağır para cezasına çevrilmesi için yeterli gerekçe olarak kabul edilebileceği hususunda bir kuşku bulunmamaktadır.
Ancak, sanığa isnat olunan asta müessir fiil suçunun maddi unsuru TCK. nun 456 ve müteakip maddelerinde düzenlenen kasten müessir fiil suçunun maddi unsuruyla aynıdır. Müessir fiil, netice itibariyle ağırlaşan suç lardan olduğundan, fail islememiş olsa hile dilinin bütün neticelerinden sorumludur Bir başka ifadeyle failin, meydana gelen neticeden daha hafif bir neticeyi arzu etmiş olması, fiil ile meydana gelen netice arasındaki nedensellik bağını etkilememektedir. Bu nedenle, temel cezanın tayininde ağırlatıcı sebep sayılan bir hususun (suçun işleniş biçiminin) tayin edilen hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesine gerekçe yapılması yasaya aykırı bulunmuştur.
Ayrıca; bozma ilâmına karşı ne diyeceği sorulduğunda sanığın, sonuçta, "ceza verilmesi halinde hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilip" tecilini de talep ettiği gözetildiğinde, ceza paraya çevrilmekle birlikte, "tecil" konusunda müspet veya menfi bir karar verilmemiş olması da yasal bulunmadığından direnme hükmünün bu nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy