(765 S. K. m. 29) (353 S. K. m. 207)
Dosya içeriğine ve delillere göre; İstanbul Boğaz K.lığı bağlısı 2.Dz.U/S Tb.K.lığı emrinde görevli olan sanığın, kendisini koğuş temizliği için çağıran Dz.Onb.G.P. ile aralarında çıkan tartışmanın kavgaya dönüşmesi ve maruz kaldığı ağır tahrik sonucu, Onb.nın burnuna yumrukla vurup burnunu kırmak suretiyle üste fiilen taarruz suçunu işlediği kabul edilerek eylemine uyan As.CK.nun 91/1, TCK.nun 51/son ve 59 uncu maddeleri gereğince mahkûmiyetine karar verilmiş olup, eylemin sübutu, suç niteliği, As.CK.nun 91/1 maddesi "az vahim hal" fıkrası uyarınca yapılan uygulama ile ilgili bir kuşku bulunmadığı gibi, uyuşmazlıkta yoktur.
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık, sanık hakkında asgari hadden ceza tayin edilirken gerekçe gösterilmemiş olmasının bozma sebebi sayılıp sayılmayacağına ilişkindir.
TCK nun 3679 sayılı Yasa ile değişik 29/son maddesinde, "Hâkim, iki sınır arasında temel cezayı, suçun işleniş biçimi, suçun işlenilmesinde kullanılan araç, suç konusunun önem ve değeri, suçun işlendiği zaman ve yer, fiilin diğer özellikleri, zararın veya tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu, suç sebepleri veya saikleri, failin amacı, geçmişi, şahsi veya sosyal durumu, fiilden sonraki davranışları gibi hususları göz önünde bulundurmak suretiyle takdirini kullanmak suretiyle belirler. Cezanın asgari hadden tayini halinde dahi takdirin sebepleri kararda mutlaka gösterilir." hükmü yer almaktadır.
Yerel mahkemece, sanık hakkında Askeri Ceza Kanununun 91/1 inci maddesinin az vahim hal fıkrasından ceza tayinine götüren sebepler: "Her iki sanık arasındaki rütbe farkının az olması ve ayrıca her iki sanığın olaydan sonra barıştıklarını ve olayın, denetlemenin verdiği gerginlik nedeni ile meydana geldiğini ifade etmiş olmaları" şeklinde ifade edilmiş ve hüküm fıkrasında da sanık hakkında As. C.K.nun 91/1 inci maddesi gereğince asgari hadden ceza tayin edilirken "takdiren" sözcüğüne yer verilmiş, fakat bu hususta ayrı bir gerekçe gösterilmemiştir.
Temyiz yolu hükümlerin bozulması suretiyle aykırılığın giderilmesi amacıyla kabul edilmiş bir kanun yoludur. Ancak bu yolun yargılamayı uzattığı ve böylece Anayasamızın 141 inci maddesinde ifadesini bulan "ceza muhakemesinde çabukluk ve ucuzluk" ilkesini ihlâl ettiği de bir gerçektir. Bu nedenle her karara karşı değil, önemli kararlara karşı kanun yoluna gidilmesi zorunlu görülmüştür. Bu düşünceden hareketle, önemi çok az olduğu için önemsiz sayılabilecek kararlardaki aykırılıklara göz yummak zorunluluğu nedeniyle, önemsiz sayılabilecek hükümlerin temyiz olunamayacağı hüküm altına alınmıştır Aynı düşünceyle önemsiz sayılabilecek bazı kanuna aykırılıkların bozma sebebi sayılmaması da kabul edilmiştir.
Öte yandan hükmün bozulması için, bozmadan sonra başka ve haklı bir karar verilebilmesi gerekir. Eğer, başka bir karar verilemeyecekse, bozmanın da anlamı yoktur. Bu nedenle aykırılığın hükme tesirini araştırmak gerekir.
Hükme tesir etmemekten maksat, aykırılık yapılmasının hükme etkisi bulunmadığının ve aykırılığın kaldırılmasının da etkisi olmayacağının muhakkak görülmesidir. Bununla beraber, sadece sanık lehine temyiz davası açılmışsa, yani aleyhe temyize gelinmemiş ise, bozma sonucunda verilecek ceza eskisinden ağır olamayacağından, hükmü etkilemesine rağmen, sadece cezayı artırma sonucunu doğuracak bozma kararı vermenin de anlamı yoktur. Bu gibi durumlarda hüküm bozulmamakta, mahkemeleri uyarmak için aykırılığa değinilmekle yetinilmektedir. (Kunter-Yenisey; Ceza Muhakemesi Hukuku, 11. Bası S.32, 1027, 1119-1121).
Doktrinde ileri sürülen bu görüşler, Yargıtay tarafından da benimsenmiştir. Yargıtay, bu şekildeki kanuna aykırılıklara değinmekte fakat bozma sebebi yapmamaktadır.
Askeri Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15.1.1969 tarih ve 1969/1-2 sayılı kararında da "hükme müessir olan hukuki bir kuralın uygulanmaması veya yanlış uygulanması halleri..." nden söz edilmek suretiyle hükme etkisi bulunmayan nispi aykırılıkların bozma sebebi yapılmayabileceği ifade edilmek istenmiştir.
Somut olayda; cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak saptanmasını gerektirecek bir şiddet sebebi bulunmadığından temel cezanın altı ay hapis cezası olarak belirlenmesinde yasaya aykırılık bulunmadığı gibi, bir başka bozma sebebi de yoktur. Hüküm sanık tarafından temyiz edilmiş olup aleyhe temyize de gelinmemiştir. Bir başka ifadeyle, hükmün Askeri Yargıtay tarafından bozulması halinde, başka bir hüküm verilmesi söz konusu olmayıp yerel askeri mahkemece yapılacak şey, aynı hükmü yeniden kurmaktan ibaret olup sadece daha sonra yazılabilecek olan hükmün gerekçesine cezanın alt sınırdan tayin edilmesi sebepleri eklenecektir
Bu nedenle, incelenen olayda hükme tesiri olmayan, cezanın asgari hadden tayinine ilişkin takdir sebeplerinin gerekçeli hükümde gösterilmemiş olması şeklindeki yasaya aykırılığı, 353 sayılı Kanunun 207/G maddesinde yer alan mutlak bozma sebebi olarak nitelendirmemek ve hükmü sırf bu nedenle bozmamak gerekir. Zira anılan maddede yer alan gerekçesizlik, hükmün özüne etkili gerekçesizlikleri ifade etmektedir.
Bu nedenlerle söz konusu hata, bozma sebebi sayılmamış ve Askeri Yargıtay Başsavcılığının itirazı yerinde görülmeyerek reddine karar vermek gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy