(1632 S. K. m. 66, 73) (765 S. K. m. 59) (647 S. K. m. 6) (1412 S. K. m. 135, 138, 210) (353 S. K. m. 120, 130, 136) (AYDK. 20.06.2002 T. 2002/55 E. 2002/54 K.) (AYDK. 23.05.2002 T. 2002/45 E. 2002/44 K.) (AYDK. 22.11.2001 T. 2001/104 E. 2001/107 K.) (AYDK. 29.03.2001 T. 2001/35 E. 2001/32 K.)
İNCELEME KONUSU: İzin tecavüzü suçundan sanık J.Er Vedat KARAAHMETOĞLU hakkında 48.İç Güv.Tug.K.lığı As.Mahkemesi tarafından verilen 27.12.2001 gün ve 2001/1777-1090 sayılı mahkumiyet hükmünü usulden bozan As. Yargıtay 4.Dairesinin 4.6.2002 gün ve 2002/633 sayılı ilamına As. Yargıtay Başsavcılığının süresinde yaptığı itirazın incelenmesidir.
YARGILAMA SAFAHATI: 48.İç Güv.Tug.K.lığı As.Savcılığı 17.10.2001 gün ve2001/2384 sayılı iddianamesiyle, sanığın 14.2.2001-20.2.2001 tarihleri arasında izin tecavüzü suçunu işlemiş olduğu iddia edilerek hareketine uyan As.CK.nun 66/1-b, 73. maddeleri gereğince cezalandırılmasına kamu davası açılınca aynı yer As.Mahkemesi yapılan yargılama sonucunda, 27.12.2001 gün 2001/1777-1090 sayılı hükmüyle sanığın yüklenen suçu işlediği kabul edilerek As.CK.nun 66/1-b, TCK.nun 59/2. maddeleri uyarınca beş ay müddetle hapis cezasıyla mahkumiyetine; 647 S.K.nun 6. maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına karar vermiştir.
Sanık, İddianamenin ve duruşma gününün kendisine tebliğ edilmediği gibi mahkemede vermediğini, dolayısıyla savunma hakkı tanınmadığını, suç kastının bulunmadığını, otobüslere bulamaması nedeniyle gecikmesi gibi bir özrünün de söz konusu olduğunu belirterek hükmü temyiz etmiştir.
DAİRE KARARI: As. Yargıtay 4.Dairesinin 4.6.2002 gün ve 2002/633-629 sayılı kararında; Keşap Asliye Ceza Mahkemesince sanığın sorgu ve savunmasının tespiti sırasında (Dz.22), talimat ve ekindeki iddianamenin okunulması ile yetinilip, atılı suç anlatılarak CMUK.nun 135 ve 138 nci maddesindeki yasal haklarının hatırlanmasından sonra sorgu ve savunmasının tespitine geçildiği belirlenmiştir.
Dz.15deki talimat yazısında açıkça belirtilmiş olmasına karşılık, talimat tutanağında sadece CMUK. 135 ve 138 nci maddesindeki yasal hakların hatırlatıldığı, 353 S.K.nun 120 ve CMUKnun 210 ncu maddesinde yer alan, sorgu ve savunması için en az bir haftalık hazırlık süresi tanınması ve bu sebeple duruşmanın ertelenmesini istemeye hakkı olduğu hatırlatılmadan sanığın sorgusunun tespit edildiği görülmektedir.
Daha önce iddianame tebliğ edilmemiş olan sanığın sorgusu 353 sayılı Kanunun 120 nci maddesinde yazılı bir haftalık süreye uyulmadan yapılmış olduğundan, aynı yasanın 130/3 ncü maddesi uyarınca duruşmanın bir başka güne ertelenmesini istemeye hakkı olduğunun sanığa hatırlatılması zorunlu olduğu halde, bu hatırlatmanın yapılmaması ayrıntıları As. Yargıtay Drl.Krl.nun 22.11.2001 gün ve 2001/104-107 sayılı kararında açıklandığı üzere, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurduğu bertilerek mahkumiyet hükmünün usulden bozulmasına karar verilmiştir.
İTİRAZ TEBLİĞNAMESİ: As. Yargıtay Başsavcılığı 25.6.2002 gün ve 2002/2212 (İtiraz:31) sayılı tebliğnamesinde;
Sanığın, bir haftalık yasal savunma süresinin de özel olarak belirtildiği istinabe talimatının yüzüne karşı okunmasından sonra haklarını bildiğini ve savunmasını yapacağını söyleyip suçlamaya karşı savunmada bulunmuş ölmesi karşısında, 353 Sayılı Yasanın 120 nci maddesinde yazılı hakkını öğrendiğini ve bu hakkından feragat ettiğini kabul etmek gerekmektedir. Keza istinabe duruşma tutanağından sanığın suçlamaya karşı kendini layıkıyla savunma imkanını bulduğu da anlaşılmaktadır.
Tüm bu olgular karşısında mevzu davada sanığın savunma hakkının kısıtlanmasının söz konusu olmadığı sonucuna varıldığından, As.Yargıtay Daireler Kurulunun 29 3.2001 gün ve 2001/36-33 E.K., 29.3.2001 gün ve 2001/35-32 E.K. ve As.Yargıtay 4 ncü Dairesinin 27.06.2001 gün ve 2001/508-504 E.K. sayılı kararları ile son olarak Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 23.05.2002 gün ve 2002/45 Esas sayılı kararı da göz önünde bulundurularak, aksi yöndeki düşünceyle hükmün usul yönünden bozulmasına ilişkin Daire kararının kaldırılmasına, diğer konularda incelemeye devam edilmek üzere dava dosyasının Dairesine Yollanmasına karar verilmesini istemiştir.
DAİRELER KURULU KARARI
Dosya ile ilgili rapor okunup, Sözcü Üyenin açıklamaları dinlenildikten ve itirazın süresi içinde yapıldığı anlaşıldıktan sonra sürdürülen incelemede ulaşılan vicdani kanaatle;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Yukarıda aşamaları özetlenen dava dosyasına göre, Daire ile Başsavcılık arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulu tarafından çözümlenmesi gereken uyuşmazlık 353 Sayılı Kanunun 120. maddesinde belirtilen, iddianamenin sanığa tebliğiyle duruşma günü arasına, geçmesi gereken yedi günlük süreye uyulmamış olması durumunda, aynı Kanunun 130. maddesinde düzenlenen, mahkeme kıdemli hakimi tarafından tehir veya talik isteme hakkının bulunduğu hususunun sanığa hatırlatılmamış olmasının, hükmün usul yönünden bozulmasını gerektirip gerektirmeyeceği noktasındadır.
Daire, olayda hükmün bozulmasını gerektirecek derecede ve savunma hakkını kısıtlayan usulsüzlük yapıldığını belirterek hükmü bozmuş iken; Başsavcılık, istinabe mahkemesine yazılan talimat bu mahkemece sanığa bildirilmiş ve sanık haklarını öğrenmiş olarak savunmasını yapmış bulunduğundan, savunma hakkının kısıtlanmadığını ve dolayısıyla herhangi bir usulsüzlüğün olmadığını ileri sürmektedir.
Dosya bu açıdan incelendiğinde;
Hüküm mahkemesi 26.10.2001 tarihinde sanığın Birliği Komutanlığına talimat yazarak (Dz.15) iddianamenin ve duruşma gününün sanığa tebliği ile tebellüğ belgesinin gönderilmesini, sanığın iş bu talimat ve ilişik iddianame, ifade suretiyle birlikte en yakıl Askeri veya Asliye Ceza Mahkemesine sevk edilerek, 353 Sayılı Kanunun 120 ve C.M.U.K.nun 210. maddesi uyarınca iddianamenin tebliğiyle duruşma günü arasında bir haftalık yasal süre hakkı bulunduğu hatırlatılıp yasal süre hakkından feragat ederse yasal süre hakkında feragat ettiğinin
vareste tutulma talebinin açıkça zapta geçilerek
sorgu ve savunması yapılarak
gönderilmesini istemiştir (Dz.15).
Sanığın Birliği Komutanlığı yazılı talimatı alınca 4.12.2001 tarihli bir yazı ile sanığı ve hüküm mahkemesinin sözü edilen talimatını Keşap Asliye Ceza Mahkemesine göndermiş (Dz.21), Keşap Asliye Ceza Mahkemesi 4.12.2001 günü Hüküm Mahkemesinin 26.10.2001 gün ve 2001/1777 Sayılı talimatının kaydını yapıp gelen sanığın kimliğini tespit ettikten sonra Duruşma tutanağına, sanığa Trabzon 48. İç Güvenlik Tugay K.lığı Askeri Mahkemesinin talimatı ve ekindeki iddianame okundu, sanığa 353 sayılı Kanunun 136. maddesi uyarınca vareste tutulmasını isteyip istemediği sorulmakla, duruşmadan vareste tutulacağını beyan etmekle, atılı suç anlatıldı. C.M.U.K.nun 135 ve 138. maddesindeki yasal hakları hatırlatıldı. Sanıktan soruldu; ben yasal haklarımı biliyorum, savunmamı kendim yapacağım dedi şeklinde yazarak sanığın savunmasını tespit etmiştir (Dz.22). Dosyada iddianamenin ayrıca tebliğine ilişkin herhangi bir belge bulunmamaktadır.
Ayrıntıları Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 22.11.2001 tarih ve 104-107 sayılı kararında açıklandığı üzere,
353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluş ve Yargılama Usulü Kanununun 120. maddesinde öngörülen, iddianamenin tebliği ile duruşma günü arasında geçmesi gereken en aşağı bir haftalık süre, adli yargılanma hakkının temel gereklerinden olup doktrinde koruyucu süre olarak adlandırılmakta ve bu süreye uyulmaması halinde savunma hakkının kısıtlandığı kabul edilmektedir.
Diğer taraftan, süreden feragat mümkün olmakla beraber, hakkını bilmeyen bir kimsenin bundan feragat etmesinin söz konusu olamayacağı nedeniyle 130/3. maddede yazılı hakkının sanığa bildirilmemesinin de öğrenme hakkını ihlal ettiği ve dolayısıyla savunma hakkını kısıtladığı baskın görüş olarak benimsenmiştir.
Savunma hakkının kısıtlanmış olması, hem 353 sayılı Kanunda hem de CMUKnunda mutlak bozma sebeplerinden biri olarak düzenlenmiş olmakla beraber, bu yasaya aykırılığın müeyyidesinin nispi butlan olduğu, dolayısıyla işlemin geçersiz olduğunun ancak ilgililer tarafından istenebileceği hem doktrin hem de uygulamada kabul edilmiş bulunmaktadır.
Somut olayda; hüküm mahkemesinin bu haklara yönelik hatırlatıcı talimatı okunmuş, ayrıca, CMUK.nun 135, 136 ve 138 nci maddesinde sayılan savunmaya ilişkin hakları hatırlatılmış ve bu husus zapta geçirilmiştir. Sanık buna rağmen savunmasını yapacağını belirtmiştir. Bu durumda sanığın 353 Sayılı Kanunun 120 ve 130 ncu maddesinde yazılı hakkını öğrendiğini ve bu hakkını kullanmaktan vazgeçtiğini kabul etmek gerekmektedir. Diğer taraftan, söz konusu hakkın hatırlatılmamasının müeyyidesi nisbi butlandır. Her ne kadar sanık temyiz dilekçesinde kendisine iddianamenin ve duruşma gününün tebliğ edilmediğini, mahkemede ifade vermediğini bildirmiş ise de, yukarıda yazıldığı gibi, birliği komutanlığınca Hüküm Mahkemesinin talimatı ile Keşap Asliye Ceza Mahkemesine yollandığı (Dz.21), Keşap Asliye Ceza Mahkemesinin 4.12.2001 tarihli istinabe duruşma tutanağına göre (Dz.22) huzurda talimat ve ekindeki iddianamenin okunduğu, gerek talimatta yer alan ve gerekse istinabe mahkemesi tarafından ayrıca bildirilen haklarını öğrenen sanığın yine mahkeme huzurunda sorgu ve savunmasının tespit edildiği gerçeği karşısında sanığın bu yöndeki temyizine itibar edilmemiştir.
Bu nedenle, sanığın savunma hakkının herhangi bir şekilde kısıtlanmadığı sonucuna varılmış ve Başsavcılığın itirazının kabulü ile aksi düşünceye dayalı Daire kararının kaldırılması gerekmiştir. As. Yargıtay Daireler Kurulunun 23.5.2002 gün ve 2002/45-44, 20.6.2002 gün ve 55/54 sayılı kararlar da bu doğrultudadır.
Üyelerden Hak.Alb.İ.Z.ÇAĞATAY ve Hak.Alb.S.SOYKAN hükmü usulden bozan Daire kararının yerinde olduğunu, Başsavcılık itirazının reddi gerektiği görüşüyle bu düşünceye katılmamışlardır.
Sonuç ve Karar: Yukarıda açıklandığı üzere; As. Yargıtay Başsavcılığının 25.6.2002 gün ve 2002/2212 (İtiraz:31) sayılı tebliğnamesiyle yaptığı itirazın 353 Sayılı Kanunun 224. maddesi gereğince KABULÜNE;
As. Yargıtay 4.Dairesinin 4.6.2002 gün ve 2002/633-629 Sayılı kararının KALDIRILMASINA,
Temyiz incelemesine devam olunmak üzere dava dosyasının DAİREYE İADESİNE,
04.07.2002 tarihinde Üyelerden Hak.Alb.İ.Z.ÇAĞATAY ve Hak.Alb.S.SOYKAN'ın itirazın reddi gerektiği yolundaki karşı oylarıyla ve OYÇOKLUĞU İLE karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
İnceleme konusu davada, istinabe suretiyle sorgu ve savunması tespit olunan sanığa istinabe talimatının açık istemine aykırı olarak; iddianamenin sanığa duruşma sırasında okunmasıyla yetinildiği, 353 Sayılı Yasanın 120 nci maddesinde yazılı bir haftalık savunma süresine uyulmadan sanığın sorgusunun yapıldığı ve aynı yasanın 130/3 ncü maddesinde yazılı duruşmanın bir başka güne bırakılmasını istemeye hakkı olduğunun hakim tarafından sanığa açıkça hatırlatılmadığı konusunda herhangi bir kuşku ve uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Hüküm Mahkemesince sanığın sorgu ve savunmasının tespit edilmesi konusunda yazılan talimatta, iddianamenin kendisine tebliğinin, tebliğ tarihi ile duruşma günü arasında bir haftalık yasal süre hakkı bulunduğunun hatırlatılıp feragati halinde feragat ettiğinin ve vareste talebinin açıkça tutanağa geçirilerek sorgu ve savunmasının tespit edilmesi istenmiş, Keşap Asliye Ceza Mahkemesi ise, sanık Vedat KARAAHMETOĞLUnun kimliğini tespit ettikten sonra, sanığın duruşmadan vareste tutulmak istediğini beyan etmesi üzerine atılı suçun anlatıldığını, CMUK.nun 135 ve 138 nci maddelerindeki yasal haklarının hatırlatıldığını, sanığın haklarını anladığını savunmasını kendi yapacağını beyan ettiğini tutanağa geçirip sanığın sorgu ve savunmasını tespit etmiştir.
Çoğunluğun görüşüne göre talimatın okunması ile sanığa yasal hakları hatırlatılmış, sanığın savunmasını yapmasıyla da süreden feragat etmiştir.
Kanaatimizce çoğunluğun bu görüşüne iştirak etme olanağı bulunmamaktadır.
Öncelikle hüküm mahkemesinin İstinabe talimatı, istinabe olunan mahkemenin yapacağı işleri açıklayan bir yönerge niteliğindedir. Hüküm Mahkemesi bu yönerge ile muhatabı mahkemeye işin niteliğini açıklamakta, iddianamenin tebliğinden başlayarak ne gibi istemlerin yapılması gerektiğini tek tek anlatmaktadır. Buna benzer talimatların bazılarında sanık veya tanığa sorulacak sorular da yer almaktadır. İstinabe olunan Mahkeme Hakimi talimatı okuyarak ve okuduğunu duruşma tutanağına geçirerek istenen hususlara vakıf olduğunu söylemektedir. Bundan sonraki aşamada talimatta istenilen hususları tek tek yerine getirip, getirdiğini tutanağa geçirmesi, bu bağlamda 353 Sayılı Yasanın 130 ncu maddesinde yazılı bir haftalık yasal savunma süresini sanığa hatırlatma görevini de yerine getirdiğini açıkça tutanağa yazması gerekirken, bunu yapmamıştır. 353 Sayılı Yasanın 178 nci maddesi duruşma tutanağının
duruşmada geçen bütün vakaları..kapsar
hükmünü, 179 ncu maddesi ise, Duruşmanın nasıl yapılacağı hakkındaki kanuni kurallara uyulup uyulmadığı ancak, tutanakla ispat olunabilir
hükmünü öngörmektedir.
353 Sayılı Yasanın 130/3 ncü maddesinde yazılı görevin Hakim tarafından yerine getirilip getirilmediği duruşma tutanağında bu hususa ilişkin bir kayıt bulunması ile ancak anlaşılabilir. Şayet istinabe olunan Mahkeme Hakimi, sanığa bahis konusu hakkını hatırlatmış olsaydı, aynen CMUKnun 135 nci maddesindeki hakları izah edildi şeklindeki hatırlatma gibi, sanığa 353 Sayılı Yasanın 120 nci maddesindeki hakkı hatırlatıldı şeklinde bir kaydın tutanakta yer alması gerekirdi. Tutanakta bu hakkın hatırlatıldığına ilişkin benzeri bir ifade de bulunmadığına göre, hakkın hatırlatılmadığı; hakimin, 130/3 ncü maddenin kendisine yüklediği ve talimatta özellikle hatırlatılan bu görevini yerine getirmediği anlaşılmaktadır.
Duruşma Hakiminin talimatı okuması, sadece kendisinin okuma işlevini anlatmaktadır. Okunan metinde yer alan, sanığa bir hakkın hatırlatma isteminin bulunması bu hakkının kendisine hatırlatılması anlamına gelemez. Sanıktan, talimat metninin içeriğini kavrayarak böyle bir hakkının varlığını anlaması beklenemez. 130 ncu maddeden habersiz bir kimseden bu derece kavrama gücü beklemek hayatın olağan akışına uygun düşmemektedir.
İstinabe olunan hakimden hüküm mahkemesince istenen işlevlerin bizzat yerine getirilmesi, bir haftalık savunma süresi konusunda ise, Yasanın 130 ncu maddesinde uygun olarak doğrudan hakkının kendisine öğretilmesi dururken, sanıktan talimat okunurken bu hakkını anlamasını beklemek gibi bir dolaylı yolun benimsenmesi savunma hakkının özü ve kutsallığı ile bağdaştırılamaz.
Nitekim sanığın sadece kendisine doğrudan hatırlatılan CMUK.nun 135 ve 136 ncı maddelerindeki haklarını anladığı, tutanağa geçirilen
ben yasal haklarımı biliyorum savunmamı kendim yapacağım
şeklindeki sözlerinden anlaşılmaktadır. Sanığın beyanları CMUK.nun 135 nci maddesindeki hakları ile ilgilidir ve istinabe hakiminin sadece 135 nci maddedeki haklarını sanığa hatırlattığı açıkça bellidir.
Çoğunluk kararında üzerinde durulan diğer bir konu da sanığa savunma süresine ilişkin haklarının hatırlatılmamasının müeyyidesinin nisbi butlan olduğu görüşüdür. Son yıllarda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde yazılı Adil Yargılama Hakkının kapsamı konusundaki öğretide ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ile geliştirilen görüşler; özellikle, sanığın savunmasını yapabilmesi için yeterli zamana ve imkana sahip olma hakkı ile Haklarını öğrenme Hakkına atfedilen önem ve bu hakların kısıtlanmasının savunma hakkının özünü zedelediği, dolayısıyla mutlak bozma nedeni sayılacağına ilişkin görüşler karşısında, sanığa savunma süresine ilişkin haklarının hatırlatılmamasının nisbi butlanla açıklama imkanı bulunmamaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sanığa savunma süresine ilişkin 353 Sayılı Yasanın 120 nci maddesindeki hakkı, 130 ncu madde uyarınca hakim tarafından açıkça hatırlatılmadan sorgusunun yapılmış olması savunma hakkının kısıtlanması niteliğinde olduğundan, mahkumiyet hükmünün usule mutlak muhalefet nedeniyle bozulmasına ilişkin Daire kararının kanuna uygun olduğu görüşünde olduğumuzdan, aksi kanaatle Daire kararının kaldırılmasına dair çoğunluğun kararına muhalif kaldık. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy