(353 S. K. m. 148)
6 ncı J.Er Eğt.A.Kh.Svr.Bl.K.lığı emrinde Askeri İnzibat Trafik Takım Komutanı olarak görev yapan sanık Astsb. R.A'nın, şoför Er E.A. idaresindeki askeri araçla Askeri İnzibat ve Trafik Takım K.lığının sorumluluk sahası dışında bulunan Kırkağaç İlçe merkezine 7 km mesafedeki Merkez Hoca Köyü istikametine gittiği, dönüşte hemzemin geçidinden geçerlerken, aracın demiryolu üzerinde stop etmesi sonucu Kırkağaç istikametinden Soma İstikametine giden trenle çarpıştığı ve askeri araçta hasar meydana geldiği şeklinde gelişen olayda sanık astsubayın, Askeri İnzibat ve Trafik Takım Komutanlığının sorumluluk sahasında bulunmayan yere askeri araçla gitmek suretiyle askeri aracı hususi menfaatinde kullanmak suçunu işlediği iddiasıyla, eylemine uyan As. C.K.nun 130 uncu maddesi uyarınca cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
Askeri Mahkemece yapılan yargılama sonucu 14.6.2001 gün ve 2001/71-196 sayılı hüküm ile, sanığın yüklenen suçu işlediği sabit kabul edilerek eylemine uyan As. C.K.nun 130 uncu maddesi uyarınca üç ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine karar verilmiş; hüküm, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, Askeri Yargıtay Başsavcılığının 4.10.2001 gün ve 2001/3670 sayılı tebliğnamesi ile, gerek görülmesi halinde Alb.İ.A. O.'nun tanık olarak dinlenmesinden sonra sanığın beraatına karar verilmesi gerektiği belirtilerek hükmün esastan bozulması yönünde görüş bildirilmiş; As.Yargıtay 4 üncü Dairesinin 31.10.2001 gün ve 2001/892-924 sayılı ilâmı ile, askeri aracı özel bir işi nedeniyle kullandığı tespit edilemeyen, şüpheden uzak şekilde suç kastı ile hareket ettiği de ortaya konamayan sanık hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğinden bahisle hükmün bozulmasına karar verilmiş; Askeri Mahkeme bozma ilâmına uymayarak 27.12.2001 gün ve 2001/718-517 sayılı direnme hükmü ile, sanığın yüklenen suçu işlediği kabul edilerek eylemine uyan As.C.K nun 130 uncu maddesi uyarınca üç ay hapis cezasıyla mahkûmiyetine karar verilmiştir. Bu hüküm süresi içinde sanık tarafından temyiz edilmiş ve Askeri Yargıtay Başsavcılığının 25.6.2002 gün ve 2002/2645 sayılı tebliğnamesi ile, yüklenen suçun oluşmadığı belirtilerek direnme hükmünün bozulması yönünde görüş ve düşünce bildirilmiştir.
Direnme hükmü incelenirken, öncelikle olayın yeterince aydınlanıp aydınlanmadığı, ortada noksan soruşturma bulunup bulunmadığı ve Mahkemece tanık olarak dinlenilmesine karar verilen, ancak daha sonra dinlenilmesinden vazgeçilen tanık İ.A.O.'nun dinlenmesi gerekip gerekmediği konusu üzerinde durulmuştur.
Sanık gerek sorgu ve savunmalarında, gerekse temyizinde ısrarla, Eğitim Alayında eğitim görmekte olan acemi erlerin zaman zaman İnzibat Trafik Takım Komutanlığının sorumluluk sahası dışına çıkarak firar etmeleri nedeniyle bu firarların önlenmesi için devriye maksadıyla Musa Hoca Köyü yolu istikametine gittiğini, esasen Alay Komutanı İ.A.O. tarafından da bu amaçla sorumluluk sahası dışına çıkabileceğine dair emir verildiğini ileri sürmektedir.
Mahkemece yapılan soruşturmada, olay tarihinde Alay Komutanı olan Alb.İ.A.O.'nun izinde olması nedeniyle yerine Yb.A.Ö.'nün vekalet ettiği, Alay Komutan Vekilince Trafik ve İnzibat Takım Komutanlığının görev alanını terk edebileceğine dair bir emir bulunmadığı bildirilmiş; tanık olarak ifadesine başvurulan Kh. ve Srv.Bl.K.nı Yzb.İ.Y.de sanığa bu yönde bir emir vermediğini belirtmiş ise de;
6 ncı J.Komd. Er Eğt. Alay Komutanı J.Alb.İ.A.O. tarafından suç evrakı ilgili mercilere gönderilirken yazılan üst yazıda aynen, "Alay Komutanı olarak bizzat yerinde yaptığım incelemede; olay mahallinin garnizon hudutlarının hemen yakınında olması sebebiyle inzibat subayının firar olaylarını engellemek amacıyla motorlu devriye hizmeti yapılması gereken bir mahal olduğu" denilmektedir.
Ceza yargılamasının asıl amacı maddi gerçeğin bulunmasıdır. Alay Komutanının yukarıda değinilen yazısı ve sanığın da ısrarla bu konuda Alay Komutanı tarafından kendisine sözlü emirler verildiğini ileri sürmesi karşısında; sanığın savunmasında belirttiği hususların doğru olup olmadığının tespiti bakımından Alay Komutanı İ.A.O.'nun tanık olarak dinlenmesi gerekmektedir.
353 S.K.nun 148 inci maddesinde, askeri savcı ile sanık birleşirse askeri mahkemenin bir delilden vazgeçebileceği, eğer delillerden birinin önemsiz olduğuna askeri mahkemece karar verilir veya sanık lehine evvelce sabit olmuş bir duruma ilişkin olursa, askeri mahkemenin bu delili reddedebileceği öngörülmektedir.
Ancak, inceleme konusu davada, Alb.İ.A.O.'nun dinlenmesinden sanığın vazgeçmesi söz konusu olmayıp, aksine bu tanığın dinlenmesini istediği görülmektedir. Öte yandan bu tanığın ifadesi, suçun sübutu yönünden de önem arz etmektedir. Bu nedenle, başlangıçta tanık olarak dinlenilmesine karar verilen, ancak Amerika'da olduğu ve iki ay sonra döneceği belirtilen bu tanıkla ilgili olarak Mahkemece, "olayın yeterince aydınlanmış olduğu ve vereceği ifadenin davanın esasına etkisi olmayacağı" gerekçesiyle dinlenilmesinden vazgeçme kararı, 353 S.K.nun 148 inci maddesinde yazılı şartlara uygun olmadığı gibi, savunma hakkını da kısıtlamaktadır.
Bu itibarla, İ.A.O.'nun tanık olarak ifadesine başvurulduktan sonra, oluşacak yeni duruma göre delillerin değerlendirilip sonuca varılması gerekirken; dosyadaki delillere dayanmayan soyut ve sübjektif, hukuki olmayan bir takım gerekçelerle direnme kararı verilmesi kanuna aykırı görülmüş ve direnme hükmünün bozulması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy