(353 S. K. m. 61) (1412 S. K. m. 54)
Daire ile Başsavcılık arasındaki uyuşmazlık, sanık ve tanıkların dinleniş biçiminin usule aykırı olup olmadığı, hükmün yeterli gerekçeyi ihtiva edip etmediği, bunların bozma nedeni yapılıp yapılmayacağına ilişkindir.
Dairece, istinabe mahkemesinde, önce sanığın sorgu ve savunmasının alındığı, ardından sırayla her tanığın ayrı ayrı önce kimliği sonra da ifadesinin tespit edildiği, talimat zaptında sanık ve tanıkların topluca huzura alındığına dair bir kayıt bulunmadığı, sanık ve tanıkların ayrı ayrı huzura alınıp dinlendiğinin talimat zaptına açıkça yazılmamış olmasının bozma nedeni sayılmayacağı; ayrıca hükmün yeterli gerekçeyi ihtiva ettiği kabul edilmiştir.
Başsavcılık ise, istinabe mahkemesinde sanığın sorgusu yapıldıktan sonra tanıkların da yeminli ifadelerinin tespit edildiği, ancak yoklama yapıldıktan sonra tanıkların duruşma salonundan çıkarıldıklarına, sanığın sorgusunun tanıklar yanında bulunmaksızın yapıldığına, keza sanığın sorgusundan sonra tanıkların teker teker salona alınıp kendilerinden sonra dinlenecek tanıklar olmaksızın dinlenildiklerine dair bir kayıt bulunmadığı; ayrıca hükmün yeterli gerekçeyi ihtiva etmediği görüş ve düşüncesindedir.
353 sayılı Kanunun "Duruşmanın başlaması" başlıklı 146 ncı maddesinde,
"Duruşmaya sanık, müdafii, tanık ve bilirkişilerin yoklamasıyla başlanır.
Bu işlemden sonra tanıklar ve bilirkişiler duruşma salonundan çıkarılırlar. Sanığın kimliği tespit edilir... Bundan sonra 83 üncü madde gereğince sanığın sorgusu yapılır."
CMUK. nun 236 ncı maddesinde de,
"Duruşmaya tanıkların ve bilirkişinin yoklamasıyla başlanır.
İddianamenin okunması ve sanığın sorguya çekilmesi tanıklar hazır bulunmaksızın yapılır."
Yine CMUK. nun "tanıkların dinlenmesi" başlıklı 54 üncü maddesinde,
"Her tanık, ayrı ayrı ve sonradan dinlenecek tanıklar yanında bulunmaksızın dinlenir " denilmektedir.
Sanığın sorgusunun ve tanıkların ifadelerinin tespiti için Askeri Mahkemece Kütahya İl Merkez Jandarma Komutanlığına yazılan talimat gereği, sanık ve tanıkların Kütahya Asliye Ceza Mahkemesine sevk edildikleri, anılan Mahkemenin istinabe tutanağı incelendiğinde, "Sanık ve tanıkların mevcutlu olarak mahkememize gönderilmesi üzerine talimat esasına kaydı yapıldı." denildikten sonra, sanığın iddianame uyarınca sorgusunun yapıldığı, bilahâre tanıklar A.B., S.K., C.D. ve Z.G.'nin yeminli ifadelerinin tespit edildiği, ancak, istinabe duruşma tutanağında yoklamayı müteakip tanıkların duruşma salonundan çıkarıldıklarına, sanığın sorgusu akabinde tanıkların teker teker duruşma salonuna alınarak kendisinden sonra dinlenecek tanık/tanıklar yanında olmaksızın ayrı ayrı dinlenildiklerine dair bir kaydın bulunmadığı görülmektedir.
Her tanığın ayrı ve sonradan dinlenecek tanıklar yanında olmadan dinleneceğine ilişkin CMUK. nun 54/1 inci maddesi ile duruşma ifadesiyle evvelki ifadesi arasında çelişki bulunması ve bu çelişkinin duruşmayı kesmeksizin başka türlü giderilmesinin mümkün olmaması halinde evvelki ifadesinin okunabileceğine dair 246/2 nci maddesiyle; tanıkların gerçeğe uygun beyanda bulunmaları amaçlanmıştır.
Duruşmanın esaslı kurallarına uyulup uyulmadığı, ancak duruşma tutanağı ile ispat olunabileceği cihetle, bu kurallara uyulup uyulmadığının duruşma tutanağına açık, net, hiçbir tereddüde mahal olmayacak şekilde yazılması gereklidir. Usul kurallarına uyulduğu yorum yoluyla çıkarılamaz. Bu nedenle sanığın sorgusu ve tanıkların ifadelerinin tespiti usulüne uygun olmayıp, duruşmanın esaslı kurallarına uyulmadığından, bu husus bozma sebebidir. (Askeri Yargıtay Drl.Krl.nun 13.12.2001 gün ve 2001/114-116; 2.Dairenin 20.6.2001 gün ve 2001/487-483; 3.Dairenin 27.2.2001 gün ve 2001/183-181; 29.5.2001 gün ve 2001/436-429; 4.Dairenin 17.1.2001 gün ve 2001/47-49; 5.Dairenin 14.2.2001 gün ve 2001/128-120 sayılı kararları da aynı doğrultudadır.)
Öte yandan, hükmün yeterli gerekçeyi de ihtiva etmediği anlaşılmaktadır.
Anayasanın 141/3 üncü maddesinde, "Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır."
353 sayılı Kanunun 50 nci maddesinde, "Askeri Mahkemelerce verilen her türlü kararlar gerekçeli olarak yazılır."
Aynı Kanunun 173 üncü maddesinde, "sanık mahkûm olursa, hükmün gerekçesinde mahkemece suçun kanuni unsurları olarak sabit ve gerçekleşmiş sayılan vakalar gösterilir. Eğer delil başka vakalardan çıkarılmış ise, bunlar da hükümde gösterilir.
Bundan başka hükümlülüğe dair hükmün gerekçesi Ceza Kanunun uygulanan maddesini ve ceza miktarının tayinine askeri mahkemeyi götüren sebepleri kapsar." denilmektedir.
Hükmün gerekçeden yoksun olması hali aynı Kanunun 207/G maddesinde kanuna mutlak aykırılık olarak sayılmıştır.
Aynı konu CMUK. nun 32 ve 260 inci maddelerinde de düzenlenmiş olup, 308/7 nci maddesinde de, "hükmün gerekçeyi ihtiva etmemesi" kanuna mutlak muhalefet olarak gösterilmiştir.
Gerekçe, mahkemeyi mahkûmiyete, beraata veya diğer kararları vermeye sevk eden hususların karar metninde gösterilmesi ve bunların karşılaştırılarak aralarında çelişki bulunması halinde birinin diğerine ne sebeple üstün tutulduğunun açıklanmasıdır.
Hükmün gerekçesinde, mahkemece, suçun kanuni unsurlarının yanında sabit ve gerçekleşmiş sayılan vakıalar gösterilmeli, maddi eylemin neden ibaret olduğu ortaya konulmalı, deliller tahlil ve münakaşa edilerek, fiil-fail ilişkisi irdelenmeli ve suç vasfının tartışması yapılmalıdır.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 7.1.1999 gün ve 1999/21-6; 1 inci Dairenin 20.6.2001 gün ve 2001/502-494, 2.Dairenin 20.6.2001 gün ve 2001/474-470; 3.Dairenin 20.11.2001 gün ve 2001/1019-1010; 4. Dairenin 27.6.2001 gün ve 2001/501-497; 5.Dairenin 13.12 2000 gün ve 2000/807-793 sayılı kararları da bu merkezdedir.
Bu açıklamalardan sonra dava dosyasına döndüğümüzde, sanığın müsnet suçtan mahkûmiyetine ilişkin kararın gerekçesinde aynen, "...Yapılan yargılamada suç tarihi olan 19.7.2000 tarihinde Kütahya İl Merkez J.K lığında görevli olan sanığa aracı hazırlayıp göreve çıkması hususunda amiri durumunda olan Nöbetçi Astsubayı A.B. tarafından emir verildiği, sanığın yorgun ve rahatsız olduğunu belirterek bu emri yerine getirmeyeceğini sözle açıkça reddettiği ve emri yerine getirmediği, sanığın rahatsızlığına ilişkin soyut savunmasının hiçbir delille doğrulanmadığı gibi, sanığın iki gün boyunca devamlı görevde olması nedeniyle yorgun olduğuna ilişkin savunmasının da doğru olmadığı, zira sanığın 18 Temmuz 2000 tarihinde 8 saat, 19 Temmuz 2000 tarihinde ise 4 saat önleyici kolluk devriyesi görevlerine gitmiş olduğu tüm dosya kapsamından maddi vakıa olarak anlaşılmıştır." denilmiş, ancak mahkemeyi bu kabule götüren delillerin neden ibaret olduğu, sanığın savunmasının maddi gerçeğe uymadığını ortaya koyan delillerin neler olduğu karar yerinde açıklanmayıp "dosya kapsamından maddi vakıa olarak anlaşılmıştır." şeklinde soyut bir ifadeyle yetinilmiştir. Bu itibarla, hükmün yeterli gerekçeyi ihtiva etmediği sonucuna varılmıştır.
Özetle, sanığın sorgusunun tanıklar hazır bulunduğu sırada yapılması, tanıkların kendinden sonraki tanık/tanıklar huzurda iken dinlenilmeleri; mahkûmiyet hükmünün yeterli gerekçeyi ihtiva etmemesi nedeniyle Başsavcılığın itirazı yerinde görüldüğünden kabulü ile aksi düşünceye dayalı Daire kararının kaldırılması gerekmiştir.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy