(353 S. K. m. 173)
Daire ile Askeri Mahkeme arasında ortaya çıkan ve Daireler Kurulunca çözümlenmesi gereken sorun mağdurun birliğinde görevli olan tanıkların bir kısım anlatımlarının gerçeğe uygun, bir kısım anlatımlarının gerçeğe aykırı kabul edilmesinin gerekçede çelişki oluşturup oluşturmayacağıdır.
Askeri Mahkemenin kabulüne göre: Mutfak Nöb. Astsubayı olan sanık 2.7.2001 günü Nöb. Sb. olarak görevli bulunan Ütğm. H.B.'ye mutfağa geldiğinde üsteğmenim diye hitap etmiş, Ütğm.'nin de bu hitaba sinirlenip sanığa "Bana komutanım diyeceksin" diye ikaz etmesi üzerine, sanık "Benim amirim değilsiniz" diyerek hitap şeklinin İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliğine göre doğru olduğunu bildirmiştir. Bu söze Ütğm' nin sinirlenip sanığa "sen hiç çark yememişsin, sana çarkını yediririm" diye bağırmış ve konuyu konuşmak için sanığı Nöb Sb. odasına kolundan çekiştirerek götürmeye çalışmıştır. Bu sırada sanık da askeri adap ve usule aykırı bir şekilde "Sen benim muhatabım değilsin, görüşecek bir şey yok, nereye şikâyet edersen et" şeklinde sözler sarf etmiştir.
Daire bozma ilâmında; mağdurun lehinde beyanda bulunan tanıkların, mağdurun birliğinde görev yapmaları sebebiyle, kendisinden çekinerek beyanda bulunmuş olmaları ihtimali bulunduğundan, bu tanıkların beyanlarına itibar edilemeyeceği, dolayısıyla sübutun kabulünde mağdurun bölüğünde görevli oldukları anlaşılan tanıkların beyanlarına dayanılmasının çelişki yarattığı belirtilmiş iken,
Askeri Mahkemece direnme gerekçesinde; mağdurun birliğinde görev yapan tanıkların, mağdurdan çekinmeleri ihtimali bulunmasının, bu tanıkların beyanlarının tamamının gerçek dışı olduğu anlamına gelmeyeceği, bir tanığın beyanından bir kısmının doğru bir kısmının yanlış veya gerçeğe aykırı olmasının her zaman mümkün bulunduğu, dolayısıyla maddi olayın tespitinde tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği, bu itibarla bozma ilâmında adları geçen tanıkların beyanlarının mahkûmiyet hükmüne esas alınmasının çelişki yaratmadığı görüşüne yer verildiği görülmektedir.
Daire ile Askeri Mahkeme arasındaki sorunun esasını, tanık beyanının değerlendirilmesi ve bu değerlendirmenin gerekçeye aktarılması teşkil ettiğinden, "gerekçe" ve "tanık beyanı" kavramları üzerinde kısaca durulması zorunlu görülmüştür.
Gerekçe; hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Gerekçe dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterecek şekilde geçerli, yeterli ve yasal olmalıdır. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi yasa koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açar. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek, denetimde kolaylık sağlamak için hükmün gerekçeli olması gerekir.
Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken noktalar 353 sayılı Kanunun 173 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Gerekçede suçun yasal unsurları başta olmak üzere sabit ve gerçekleşmiş sayılan olaylar ve eğer kanıt başka olaylardan çıkarılmışsa bunlar gösterilmeli, cezanın kaldırılmasını, artırılmasını, indirilmesini gerektiren hususların neden sabit sayılıp sayılmadığı açıklanmalı, hangi kanıtlara neden itibar edildiği, hangilerinin ne sebeple geçersiz sayıldığı vurgulanmalıdır.
Açıklanan bu usul kuralları buyurucu nitelikte olup uyulmaması 353 sayılı ASYUK. nun 207/G maddesi uyarınca mutlak bozma nedenidir.
Tanık beyanı ise; "Tanığın uyuşmazlık konusu olayla ilgili, duyuları aracılığıyla edindiği bilgileri sübut konusunda karar verecek olan makama sunarken yapmış olduğu sözlü açıklama" olarak tanımlanmaktadır.
Tanık beyanı bir delil aracı olduğundan, diğer delil araçlarının değerlendirilmesinde olduğu gibi hem tek başına hem de diğer delil araçları ile birlikte değerlendirilecektir. Ancak tanık beyanının kaynağı insan olduğu için bazı özellikler göstermektedir.
Bütün delillerin değerlendirilmesinde olduğu üzere, tanık beyanının değerlendirilmesinde de, diğer delillerle olan çelişkilerin giderilmesine çalışılacaktır. Çelişki giderilemediği takdirde yetkili makam, gerekçe göstermek kaydıyla vicdani kanaate göre bir tercih yapacaktır.
Tanığın açıklamalarının değerlendirilmesinde, tanığın sanıkla arasında dayanışma hissi bulunup bulunmadığı da tespit edilerek bu husus dikkate alınmalıdır. Bununla beraber tanıkla sanık arasında dayanışma hissi doğurması muhtemel her yakınlık, beyanın değerini mutlaka azaltan bir sebep olarak da görülmemelidir.
Tanığın beyanının doğru ve gerçeğe uygun olması her şeyden önce tanığın duyu organlarının tam ve sağlıklı çalışmasına ve algılamasına ballıdır. Ancak çeşidi sebeplerle gerçeğin olduğundan farklı bir şekilde algılanması veya hiç algılanmaması da mümkündür.
Tanık, gerçeği doğru algılamış olsa bile, başkalarının etkisinde kalması veya aradan uzun bir süre geçmesinden dolayı ayrıntıları unutması sebebiyle söylediklerinin doğruluğuna inanarak yanlış beyanda bulunabilir. Özellikle birçok kişinin bir arada yaşadığı yerlerde insanların birbirlerinin etkisi altında kalabilecekleri gözden ırak tutulmamalıdır.
Maddi sorun tek bir olaydan oluşabileceği gibi birden çok olaylardan da meydana gelebilir. Bu takdirde tanığın her olayı aynı şekilde algılaması mümkün olduğu gibi olayın niteliğine, olay yerine yakınlık ve uzaklığına göre, olay veya olayları farklı olarak algılaması da imkân dahilindedir, örneğin bir tanık, önünde bulunan bir engel nedeniyle sanık veya mağdurun hareketini göremediği halde, söylenen sözleri duyabilir. Buna karşılık görme mesafesinde olan bir tanık, sanık ve mağdurun hareketlerini gördüğü halde, alçak sesle yapılan konuşmaları duymayabilir.
Diğer taraftan, tanıkların beyanlarının değeri, onu doğrulayıp destekleyen beyanların sayısına da bağlı değildir. Bir tanığın beyanın aksini söyleyen birden çok tanık bulunsa bile, hakim gerekçesini göstermek kaydıyla olayın sübutunu tek tanığın beyanına dayandırabilir.
İnceleme konusu hükmün gerekçesinde; Askeri Mahkemece, mağdurun birliğinde görevli tanıkların anlatımları ile mutfakta görevli diğer tanık anlatımları arasında çelişkiler bulunması nedeniyle olayda haksız tahrik teşkil eden söz ve eylemler yönünden anlatımların yeterince irdelenerek bu tanıkların beyanına niçin itibar edilmediği, diğer tanık anlatımlarının niçin üstün tutulduğu gerekçeleri ile gösterilmiştir.
Ceza yargılama sistemimiz kanıt serbestliği ilkesini benimsemiştir. Haksız, tahrik teşkil eden söz ve eylemler yönünden anlatımlarına itibar edilmeyen mağdurun birliğinde görevli tanıklar Onb. A.A. ve Çvş.Y.Ç.'nin, sanık tarafından Ütğm.'e hitaben söylendiğini bildirdikleri "sen benim muhatabım değilsin" sözlerinin diğer tanık anlatımları ile doğrulandığı gerekçe gösterilip beyanlarının bu kısmının doğru olarak kabul edilmesi, Ceza Yargılama Usulü hukukuna ve 353 S.K.nun 163 üncü maddesine uygun yasal değerlendirmelerdir; dolayısıyla sübut gerekçesinin çelişkili olduğundan bahsedilemez.
Bu nedenlerle Dairenin, hükmün sübut gerekçesindeki çelişki nedeniyle bozma kararına karşı, As. Mahkemece verilen direnme kararı yerinde bulunduğundan temyiz incelemesine devam olunmak üzere dosyanın Daireye gönderilmesine karar verilmiştir.
Her ne kadar Başsavcılık tebliğnamesinde; İddianamede, sanığın suç teşkil eden eylemi "Görüşecek bir şeyim yok, git şikayet et" şeklinde sözler sarf etmesi olarak belirtilmiş iken, gerekçeli kararda "Sen benim muhatabım değilsin, görüşecek bir şey yok, nereye şikayet edersen et" sözlerinin mahkûmiyete esas alındığı ve böylece iddianame dışına çıkıldığı ileri sürülmüş ise de; tanıklar anlatımlarında, sanık ile mağdur arasında geçen konuşmaları tam olarak duyamadıklarını beyan etmişlerdir Mahkemece yapılan keşifte de mutfak ortamındaki gürültünün, normal seviyedeki konuşmaların 2-3 metreden net bir şekilde duyulmasını zorlaştırdığı tespit edilmiştir. Bu durumda tanıklardan bazılarının bazı sözleri duymamış olması mümkün olduğu gibi, aradan geçen zaman içerisinde söylenen sözleri tam olarak hatırlamaması veya yanlış hatırlamış, hatta unutmuş olması da imkân dahilindedir. Bu nedenle, tanık beyanları arasındaki esasa etkili olmayan küçük farklar normal karşılanmalıdır İddianamede belirtilen eylem ile yapılan yargılama sonucu gerçekleştiği kabul edilen eylem arasında esasa yönelik bir farklılık da bulunmadığından tebliğnamedeki görüş kabule değer bulunmamış, 353 S.K.nun 165 inci maddesine aykırılık teşkil eder şekilde iddianame kapsamı dışına çıkılmadığı sonucuna varılmıştır.
(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy